The Square Filmi ya da İfade Özgürlüğü Üstüne Birkaç Söz

İfade özgürlüğü üstüne söz söylemiş filmleri izlemiş olabiliriz bolca, ama ifade özgürlüğünün sınırlarının ne olduğunu ya da ne olabileceğini sorgulayan filmlere rastlamak neredeyse imkânsız, ben son güne kadar izlemedim, varsa da kusur benim.

Sanat için bile olsa ifade özgürlüğünün sınırlarını kim ve nasıl belirleyecek?

İçinde bulunduğumuz güvenli alan ihlal ediliyorsa, huzurumuzu bozarak bize hakaretler yağdırılıyorsa ve hatta daha da ileri gidilerek cinsel taciz tecavüze varacak kadar tehlikeler geçiriyorsak buna ifade özgürlüğü denilebilir mi?

Şu bir gerçek ki iktidarlar ya da egemen sınıf diyelim, var olma nedenlerini tehdit eden her şey huzurlarını bozacaktır. Bundan yola çıkarak, o halde huzurun bozulması bir yere kadar ifade özgürlüğü sınırları dâhilinde olması mümkündür.

Diyelim ki ürününüzü daha fazla insana ulaştırmak adına en çok da size benzeyen küçük bir kız çocuğunu ürününüzün tanıtım videosunda gözünüzü kırpmadan öldürdünüz, hatta ve hatta bu küçük kızın vücudunu patlatarak binlerce parçaya ayırdınız, bu sizin ifade özgürlüğünüz olabilir mi?

Ayrıca siz bunları yaparken sebepsiz yere gücü size yetmeyen başka birinin hayatını mahvettiniz, bunu düzeltmek çok az zamanınızı alacak olmasına rağmen, siz bir özrü bile çok buldunuz.

İfade özgürlüğüne olan saygınıza ve inancınıza güvenebilir miyiz artık?

The Square filmini izlemiş olanlar neyden bahsettiğimi anlayacaktır. Yönetmenliğini ve senaristliğini Ruben Östlund'un gerçekleştirdiği, 2017 çıkışlı İsveç filmi. Türkiye’de Kare adıyla vizyona girmiş. Üstüne yazılmış yazılara göz atıyorum (elbette ki bu ülkenin), hepsinden çıkarılacak temel düşünce şu: Avrupa medeniyetinin çöküşünü anlatan iyi bir film.

Avrupa medeniyetinin çöktüğü falan yok, en azından şimdilik, bunu bir kere aklımıza koyalım, bir arpa boyu alıp yükselemeyen bizim içinde bulunduğum-yaşadığımız medeniyettir maalesef. Elbette ki Avrupalıları ya da Amerikalıları suçlayabilirsiniz, suçun büyük kısmını da bunlara atabilirsiniz, sizi durduracak değilim.

Freud, “Ömür boyu depresyonda kalmak istiyorsanız birini değiştirmeye çalışın,” demişti sanırım bir yerlerde. Freud doğru mu söylüyor ya da yanlış mı söylüyor bilmiyorum, ama görünen o ki yaşadığımız ülke ifade özgürlüğü açısından bırakın ilerlemeyi, sanırım değişimi gerileme olarak algılayıp şu aralar iyice balçığa saplanmış durumda. Suçlarının belirsizliği bir yana, neden hapiste olduğunu bile bilmeyen sayısız gazeteci ve yazar var şu anda.

Bu filmi izlerken içinde yaşadığım ülke için söylüyorum, bizimle ilgili tek bir kare bile bulamadım. Zira biz daha kendimizi ifade etme özgürlüğünün zerresine bile sahip değilken ifade özgürlüğün sınırlarını belirleyecek durumda olamayız, bundan bahsetmek bile şaka olur ancak.

Yine de eğer bir sanat eseri insanı ve insanlara dair bir takım fikirler veriyorsa, evet bu bağlamda bu film bizimle de ilgiliydi, ama daha fazlası asla değil.

Yani sözün kısası: Muhatap olmak zorunda kaldığımız kişi-kişiler ya da kurum-şeyler, aynı zamanda içinde bulunduğumuz-yaşadığımız duvarların sınırlarını da belirler.

Sanat için bile olsa ifade özgürlüğünün sınırlarını belirlemeye gelince, daha kat etmemiz gereken çok çok mesafe var.              

___________________________

Not: Öncesinde Karakedi dergisinde yayımlandı.

YORUM EKLE