Gazeteci Hediye Levent, Suriye’deki son duruma ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Gazeteci Hediye Levent’in DW Türkçe’de yayınlanan yazısı şöyle:

Suriye’de çatışmaların hafiflemeye başlaması ile birlikte, uzun vadeli ve köklü yapısal reformlar gerektiren yolsuzlukla mücadele, ekonomi ve siyasetin yeniden inşası gibi sorunlar gündeme gelmeye başladı.

Halk arasında “ülkeyi bekleyen ikinci savaş” olarak tanımlanan bu dönemi DW Türkçe’ye değerlendiren uzmanlar "Suriye'nin kırılgan ve tehlikeli bir dönemin eşiğinde olduğu” konusunda hemfikir.

Suriye içindeki siyasi partilerden biri olan ve savaş döneminde yükselişe geçen Suriye Sosyalist Milliyetçi Parti’den Tarık El Ahmet, “Ülkeyi yıllar süren savaş halinden barış ve huzurun hakim olduğu günlere taşımayı sağlayacak bir sihirli değnek yok ancak (bütün boyutları ile) yeniden imar süreci başladı” dedi.

Carnegie Ortadoğu Merkezi'nden Yezid Sayigh “Suriye’de birçok sorunun çözüm beklediğini ancak mevcut hükümetin politik veya ekonomik konuları çözmek için bir planları olduğunu düşünmediğini” söyledi.

Oklahoma Üniversitesi'nden Joshua Landis ise, yolsuzluktan ekonomi politikasına ve Suriye’ye yönelik yaptırımlara kadar birçok konunun ilişkili olduğuna dikkat çekerek, “Suriye’de durum daha da kötüleşecek” diye konuştu.

YOLSUZLUK EN ÖNEMLİ SORUN

Suriye'nin birçok yerinde devlet kontrolünün kaybolması ile birlikte her türlü ihtiyacı temin ve sevk eden yeni ticaret ağları öne çıkmaya başladı.

Resmi evrak temini, okul kaydı yaptırmak veya hastanede yer bulmak, iş bulmak, kanunla ilgili sorunlarda sonuçları lehe çevirmek gibi birçok konuda rüşvet, adam kayırma, kanun dışı uygulamalar neredeyse normal sayılır hale geldi.

Halk arasında çatışmaların sona ermesi ile birlikte yolsuzluğa karşı etkili bir mücadelenin başlatılması, yolsuzluğa karışan kişi veya grupların mahkeme karşısına çıkartılması beklentileri de dile getiriliyor.

Ancak suçlu ile mağdurun karıştığı, mağdurun aynı zamanda suçlu olduğu, yolsuzluk dahil çeşitli suçlara karışanların aynı zamanda devletin yanında savaştığı ülkede beklenen ölçüde bir yargılama sürecinin gerçekleşmesi pek mümkün görünmüyor.

Tarık El Ahmet'e göre, “yolsuzluğa karşı savaşmak terörizme karşı savaşmaktan çok daha zor. Yolsuzluğun kısa sürede yok edilmesi mümkün değil ancak bütün bölgeler devlet kontrolüne girdikçe ve kamu kurumları çalışmaya başladıkça aşamalı olarak azalması mümkün.”

Joshua Landis ise, yolsuzluğun birçok Ortadoğu ülkesi gibi Suriye’nin de on yıllardır çözemediği bir sorun olduğuna dikkat çekti.

Suriye’deki sistemi “bütün bölgede olduğu gibi yönetim güvenlik ve istikrar sağlar, halk politik haklarından vazgeçer, soru sormaz” şeklinde tanımlayan Landis’e göre, Suriye’ye yönelik yaptırımların da etkisiyle “her işin masa altında halledildiği yolsuzluk üzerine kurulu, şeffaflığın olmadığı bir sistem inşa edildi.”

Landis yolsuzluğun adam kayırma, liyakat yerine şahıslara/gruplara sadakat gibi kişisel çıkarları öncelikli gören ve devletin birçok kurumunu saran yapısal bir sorunlar ağı haline geldiğini söyledi.

YENİ MODEL NE OLACAK?

Suriye'de ayaklanma öncesi dönemde dışarıya kapalı, tek partili ve sosyalizme benzer bir sistem uygulanıyordu.

2000’li yılların ortasında ekmekten mazota kadar birçok ihtiyacın devlet tarafından sübvanse edildiği bu sistemden neo-liberal bir sisteme geçiş hamlesi başladı. İç üretimin yeterli düzeyde desteklenmemesi, Suriye bankaları üzerindeki yaptırımların yatırımların önünü kapatması, devlet kurumlarında ve siyasi yapıda yeni politikalara ayak uyduracak şekilde yapısal dönüşümün sağlanmaması gibi nedenlerle yeni sistem denemesi başarısız oldu.

Bu sonuç en sert etkisini ekonomide gösterdi. Sübvansiyonlar başta olmak üzere sosyalist sisteme göre devletin üstlendiği destekler devlet bütçesinde giderek büyüyen bir yük olmaya başladı. Yerel üreticiler zayıflarken, kısa sürede yüzlerce atölye kapandı ve işsizlik artmaya başladı. Sübvansiyonların azaltılması alım gücünü iyice düşürdü.

Savaş döneminde ise ekonomi, tarım arazilerinin ekilememesi, atölye ve fabrikaların kapanması, vergi toplanamaması, askeri giderler, sanayide kullanılan makinelerden hastanelerdeki teknolojik cihazlara kadar pahalı araç gereçlerin kullanılamaz hale gelmesi, binlerce aracın çalınması veya hurda hale gelmesi, yüzlerce kilo altının ve malın bulunduğu çarşıların yağmalanması gibi birçok darbe aldı. Yine iş insanları dahil yüz binlerce insanın servetlerini ülke dışına çıkarması, Suriye lirasının dolar karşısında 10 kat zayıflaması da ekonomiyi sarsan faktörler arasında.

Kalifiye kadrolarını büyük ölçüde kaybeden ve beyin göçü de veren Suriye'de yeni dönemde ekonomi politikası dahil nasıl bir modelin uygulanacağı belirsiz. Bu durum siyasi yapının dizaynından mültecilerin dönüşüne kadar birçok sorunu da doğrudan etkiliyor.

Yeni bir modelin geliştirilmesinin mümkün olmadığını savunan Landis, "Eski sistem çöktü ancak yaptırımlar nedeniyle yeni bir sistem bulunması da çok zor. Bu nedenle eski sistemle devam etmek zorundalar. İnsanları sessiz tutmak ve otoriter uzlaşmayı (güvenlik ve istikrara karşı demokrasiden feragat) korumak için daha fazla şiddet kullanacaklar” dedi.

Yezid Sayigh de Suriye’yi ölmeyen ama kendini nasıl iyileştireceğini de bilmeyen hasta şeklinde tanımlayarak, “Eski sistemi kullanmaya devam edecekler. Politik davranışlarını değiştirmek istemiyorlar. Hâlâa güvenlikçi müdahalelere güveniyorlar. Rejim hayatta kalacak ancak çok kırılgan ve ekonomik açıdan iflasın eşiğinde ve zorluklar devam edecek” diye konuştu.

EKONOMİNİN YENİDEN İNŞASI MÜMKÜN MÜ?

Ekonominin yeniden inşasını “en zor konu” diye tanımlayan Tarık El Ahmet’e göre yol, elektrik, su gibi öncelikli ihtiyaçların giderilmesi çalışmaları birkaç yıl önce başladı. Yine Halep ve Şam başta olmak üzere binlerce atölye ve fabrika da açıldı ancak yaptırımlar bu süreci yavaşlatıyor.

Joshua Landis, Suriye’de sadece çatışmaların bittiğini ve ekonomi yoluyla savaşın sürdüğünü söyledi. ABD ve Batı ülkelerinin Rusya ve İran’a zarar vermek ve Beşar Esad’ı düşürmek için yaptırımları kullandığını savunan Landis, "Suriye’nin yeniden inşa edilmesi gerekiyor ki mültecilerden kurtulabilsinler ama ABD, Fransa, İngiltere hiçbir ülke yeniden inşa etmek istemiyor. Ancak bu cezalar Suriyelilere. Suriyeliler savaşta kaybettiler, şimdi barış döneminde de... Rejim (Esad yönetimi) ne derse kabul edecekler” dedi.

PETROL BÖLGELERİ KİMİN?

Suriye’deki petrol kaynaklarının bir kısmı Suriye ordusunun bir kısmı da ABD destekli Suriye Demokratik Güçleri'nin (SDG) elinde.

SDG ve YPG kontrolündeki bölgelerin geleceğinin belirsizliği, petrol kaynaklarının idaresi ve gelirin kullanımı gibi konuları da etkiliyor.

Yine bu bölgelerde, Türkiye’nin desteklediği Afrin ve çevresinde ve Suriye ordusunun kontrolündeki kısımda farklı idari-finansal ve eğitim sistemleri uygulanıyor.

Bir süredir SDG'nin elindeki bölgede bulunan gazeteci Mutlu Çiviroğlu, genel olarak sokakların ve çarşıların hareketli olduğunu ancak ihtiyaçların Irak Kürdistan’ından veya Cerablus-Bab hattı üzerinden Türkiye’den sağlandığını söyledi.

Çiviroğlu, “Gelen her mal 3-4 el değiştirerek ulaşıyor. Her el değiştirdiğinde fiyat da artıyor. Mazot gibi temel ihtiyaçlar sübvanse ediliyor. Yine askeri (YPG-SDG ve polis gücü Asayiş) ve sivil memurun maaşları genelde petrol kaynaklarından sağlanıyor. Üretim yok, tüketim var ve bu sürdürülebilir değil” dedi.

Ekonomi başta olmak üzere birçok sorunun acil çözüm beklediği Suriye’de yeni dönemi sahada çekişen ABD-Rusya-Türkiye ve İran gibi ülkelerin hamleleri de doğrudan etkileyecek gibi görünüyor.

Kaynak: Deutsche Welle Türkçe