Sığınmacıların Türkiye'den gönderilmesiyle ilgili tartışma, siyasetin önemli konu başlıklarından birisi olmayı sürdürüyor.

Muhalefet partilerinin konu hakkında harekete geçilmesi yönündeki çağrılarının ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan, 1 milyon Suriyelinin "gönüllü" olarak gönderilmeleri için yeni bir proje hazırlığı içerisinde olduklarını söyledi.

Türkiye, bu kapsamda İdlib'te 100 bin briket ev yapmayı planlıyor. Azez, Cerablus, El Bab ve Tel Abyad'da da benzer projelerin yapılacağı biliniyor.

Birleşmiş Milletler Mülteci Örgütü'ne göre, Türkiye dünyada en fazla sayıda mülteciye ev sahipliği yapan ülke.

CHP, İYİ Parti, Saadet Partisi ve DEVA Partisi'nin de aralarında olduğu partiler, iktidar olmaları halinde Şam yönetimi ile sağlıklı ilişkiler kurarak, sığınmacıların ülkelerine güvenli bir şekilde döndürülebileceği görüşünde.

Zafer Partisi ise sığınmacıların geri gönderilmesi ile ilgili daha keskin bir dil kullanıyor. Öyle ki partinin genel başkanı Ümit Özdağ, üzerinde "Zafer Turizm" yazan bir otobüs görselini sosyal medya hesabında paylaşarak sığınmacıların geri gönderileceğini söyledi.

Özdağ, paylaşımında geri gönderimlerin hukuka uygun olarak, diplomatik anlaşmalarla ve karayolu ile yapılacağını aktardı ve seçmenlerden 2023 seçimleri için oy istedi.

'BİR ÇÖZÜM BULUNSUN AMA HUKUK DIŞINDA BİR ÇÖZÜM BULUNMASIN'

BBC Türkçe'den Burak Atabay’ın haberine göre, göç araştırmaları konusunda uzman Dr. Neva Övünç Öztürk'e göre sığınmacılarla ilgili tartışmada süreç son derece politize edildi.

Dr. Öztürk, hukukçuların konuyla ilgili yorumlarının uyulması gereken kurallar olduğunu hatırlatarak "Mülteci hukukunun temellerini söylediğimiz için linç yiyor, hakaretlere uğruyorsam bu çok kaygı verici bir şey" diyor.

İnsanların da tartışmalarla ilgili kaygılarını anladıklarını belirten Dr. Öztürk şunları söylüyor:

"Bunun çözümü hukuku yok saymak değil. Her ne çözüm getirilecekse bunu hukukun çizmesi gerekir. Biz de bunu anlatmaya çalışıyoruz. Bir çözüm bulunsun ama hukuk dışında bir çözüm bulunmasın. Bulunuyorsa da hukuk devleti denmesin."

Peki siyaset odağındaki bu tartışmada, gönüllü ya da zorla geri dönüş için iç ve uluslararası hukuk ne diyor?

GÖNÜLLÜ GERİ DÖNÜŞ OLABİLİR Mİ?

Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nden Dr. Neva Övünç Öztürk, gönüllü bir geri dönüşün elbette mümkün olabileceğini ancak 2011 yılından bu yana Türkiye'de yerleşik durumda olan Suriyelilerin kaçının ülkesine geri döneceği konusunda bir sayı öngörmenin zor olduğunu söylüyor.

İstanbul Barosu Mülteci ve Göçmen Hakları Merkezi Başkan Yardımcısı Av. Barış Birol ise "gönüllülük esasının" önemli olduğunu vurguluyor.

2011'de iç savaşın çıkmasıyla Türkiye'ye gelen Suriye vatandaşları, halihazırda geçici koruma statüsü altında bulunuyor.

Birol, insanların ülkelerinden gelmelerine sebep olan koşullar değişmediği sürece, ülkelerine dönüşlerinin dayatılmasının hukuken mümkün olmayacağını söylüyor ve şunları ekliyor:

"Burada vurgulanması gereken kısım, geri dönüşlerin gerçekten gönüllü olup olmadığı, başka bir deyişle kişilerin gönüllü geri dönüş adı altında bir zorunlu dönüşe tabi tutulup tutulmadığının araştırılmasıdır."

Dr. Öztürk de bu şartların kalıcı ve istikrarlı bir şekilde değişmemesi durumunda, insanları geri dönüşe teşvikin de zor olabileceği görüşünde.

Gözden kaçırmayın

AK Parti'den Kılıçdaroğlu'na yanıt: Vakıfların gelir giderleri açık AK Parti'den Kılıçdaroğlu'na yanıt: Vakıfların gelir giderleri açık

ZORLA GERİ GÖNDERMEK MÜMKÜN MÜ?

İçişleri Bakanlığı'na bağlı Göç İdaresi'nin 28 Nisan itibarıyla yayımladığı rapora göre, Türkiye'de geçici koruma statüsünde 3 milyon 762 bin 686 Suriyeli bulunuyor.

Birleşmiş Milletler, son yayımladığı Suriye raporunda ülkede belirli alanlarda güvenlik durumunun değişken olduğunu, sosyo-ekonomik koşulların ise giderek kötüleştiğini belirtiyor.

Dr. Öztürk, Suriyeliler için zorla sınır dışı etme kararı almak için, benzer güvenilirlikte uluslararası raporlarca Suriye'deki durumun tamamen değişip güvenli hale geldiğinin belirtilmesi gerektiğini söylüyor.

Ancak BM raporunu hatırlatan Öztürk, bu koşullar altında Suriyelilerin zorla gönderilemeyeceğini dile getiriyor. Öztürk'ün işaret ettiği koşullar da, uluslararası sözleşmeler, AİHM içtihatları ve Türkiye'nin iç hukuku dikkate alındığında "geri gönderme yasağı" olarak niteleniyor.

Barış Birol, "Bu yasak uyarınca hiç kimse zulüm riski altında olduğu yere gönderilmeye zorlanamaz" diyor.

İki hukukçu da söz konusu yasağın koruduğu hakların hukukta mutlak kabul edilen haklar olduğunu vurguluyor.

Bu denli ciddi bir koruma sağlayan haklar hakkında karar alırken ince eleyip sık dokumak gerektiği görüşünü dile getiren Dr. Öztürk, hukuksuz olacağını söylediği geri gönderme kararının verilmesi halinde dahi, kararların toplu halde değil, her kişi için tek tek verilmek zorunda olduğunu söylüyor.

TÜRKİYE'DE YABANCILARIN KAYIT OLMASI SÜRECİ NASIL GERÇEKLEŞİYOR?

Türkiye'ye yabancıların göçü 'düzenli ve düzensiz göç' olmak üzere ikiye ayrılıyor.

"Düzenli göç" temel olarak, Türkiye'ye gelecek kişinin pasaportuyla, kendi ülkesine uygulanan vize tarifesine uygun vize almasıyla sağlanıyor. Vize verilenler belirtilen süre kadar Türkiye'de kalabiliyor. Ancak çalışma ve oturma iznine sahip olamıyor.

Türkiye'de vize veya vize muafiyetinin tanıdığı süreden ya da doksan günden fazla kalacak yabancıların, e-ikamet sistemi üzerinden, şartlarını taşıdığını düşündüğü ikamet izni türüne müracaatta bulunmaları zorunlu.

Türkiye ikamet izinlerini ise aile, öğrenci, uzun ve kısa dönem, insani ikamet ve insan ticareti mağduru ikameti olarak altıya ayırıyor.

İnsani ikamet ve insan ticareti mağduru ikametleri de düzensiz göçmenlerin yararlanabileceği hatta bu kategorilerin niteliği gereği çoğunlukla kağıtsız göçmenlerin yararlandığı statüler.

Bir de ikamet iznine ek olarak, yabancı kişi hiçbir ülke ile resmi bir bağı yoksa "vatansız" izni başvurusu yapılabiliyor.

Düzensiz göç ise Türkiye'ye sınırı izinleri olmaksızın aşarak veya yasal yollarla gelip yasal çıkış süreleri içerisinde ülkeden ayrılmayan kişileri kapsıyor. Kağıtsızlar da bu statüyle tanımlanıyor.

Öte yandan Türkiye'ye düzenli ya da düzensiz şekilde gelmiş yabancılar, mülteci, geçici mülteci ve ikincil koruma ile birlikte, geçici koruma (yalnızca Suriye'den gelen kişiler için) başvurusu yapabiliyor.

GEÇİCİ KORUMA STATÜSÜ KALDIRILIRSA NE OLUR?

Geçici Koruma Yönetmeliği'ne göre geçici koruma statüsü, Suriye'de meydana gelen olaylar sebebiyle koruma amacıyla Suriye'den kitlesel veya bireysel olarak Türkiye sınırlarına gelen ya da sınırları geçen Suriye vatandaşları ile vatansızlar ve mültecilere tanınıyor.

İstanbul Barosu'ndan Av. Birol, bu özel koruma çeşidinin idari bir karar sonucunda söz konusu kişilere verilmesi sebebiyle yine idari bir kararla geri alınabileceğini kaydediyor.

Ancak şunu da ekliyor:

"Bu aşamada, sadece geçici koruma rejiminin ortadan kalktığı gerekçesiyle bu korumadan yararlanan herkesin zorunlu bir şekilde geri gönderilmesi mümkün olmayacaktır."

Türkiye'de geçici koruma statüsü altındaki kişiler, uluslararası korumaya başvuramıyor. Geçici koruma statüsünün kaldırılmasıyla birlikte, Suriye vatandaşlarının uluslararası korumaya başvurabileceklerini hatırlatan Birol, "[Kişiler] durumunun bireysel olarak değerlendirilmesini isteyebilecektir" diyor ve şöyle devam ediyor:

"Bu halde hukuken söylenecek olan, Suriye'ye dönüşü ırkı, dini, uyruğu, belli bir toplumsal gruba mensubiyeti ya da siyasi düşünceleri sebebiyle kendisine zulüm riski yaratacak kişiler ya da herhangi bir sebepten dolayı ölüm cezası, insanlık dışı muameleyi içeren bir ceza alma riski olan veya ayrımsız şiddete maruz kalma riski altında bulunan kişilerin ülkelerine geri gönderilmesi, Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerce ve ulusal mevzuatı uyarınca yasak olduğudur."

Birol, bireysel başvuruların ise ülkenin durumunun göz önünde tutularak "titiz bir biçimde" değerlendirilmesi gerektiğini de sözlerine ekliyor.

DÜZENSİZ GÖÇMENLER İÇİN DURUM NE?

Uluslararası koruma başvuruları, başvuran herkesin bireysel olarak değerlendirildiği bir süreç. Ancak kişiler haklarında verilen olumsuz kararlara da ulusal ve uluslararası boyutta itiraz edebiliyor.

Devletlerin, sınırlarını yasal ya da yasa dışı yollarla geçen kişilerin uluslararası başvurularını işleme almak zorunda olduğunu anımsatan Dr. Öztürk, "Mesela AB, dışsallaştırma politikasına başvuruyor. Çünkü yetki alanına girsin istemiyor. Çünkü girdiği zaman başvuruyu almak zorunda kalacak" diyor.

Dr. Öztürk, uluslararası koruma başvurusu yapan kişilerin haklarında nihai karar verilene kadar sınır dışı edilmemesi gerektiğini dile getiriyor.

Kişilerin ancak bu itiraz süreçlerinin tamamlanmasının ardından ülkelerine geri gönderilmelerinin mümkün olacağını belirten Birol da, şu örneği veriyor:

"Sık bahsi geçtiği üzere Afganistan'dan gelen ve uluslararası korumaya başvurmuş olan birinin ülkesine geri gönderilmesi, ancak Afganistan'daki güncel koşulların kendisinin ırkı, dini, uyruğu, belli bir toplumsal gruba mensubiyeti ya da siyasi düşünceleri nedeniyle zulüm riski altında olmayacağının ya da herhangi bir sebepten ötürü ölüm cezasına, insanlık dışı muameleye ya da ayrımsız şiddet ortamına maruz kalmayacağının gösterilmesiyle mümkün olacaktır."

SURİYE'YE BAYRAM ZİYARETİNE GİDEN SIĞINMACILARIN TÜRKİYE'YE DÖNÜŞLERİ MÜMKÜN MÜ?

Dini bayram dönemlerinde Türkiye'deki Suriyeli sığınmacıların ülkelerine yaptıkları ziyaret sık sık kamuoyunda tartışmalara neden oluyor.

Geçtiğimiz Ramazan Bayramı öncesinde de benzer bir tartışma yaşandı.

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, Suriye'ye giden sığınmacıların geri alınmayacağını söyledi.

Avukat Barış Birol, uluslararası ilkelerin, kişilerin mültecilik ya da geçici koruma gibi tamamlayıcı koruma başvurusunda bulunduğu ve bu koruma türlerini elde ettiği hallerde korunduğu ülkeden çıkışına ya çok sınırlı hallerde izin verdiğini ya da hiç izin vermediğini ifade ediyor.

Türkiye'de de durumun bu ilkeyle paralel olduğunu kaydeden Birol, uluslararası koruma başvurusu yapan kişilerin Türkiye'den çıkışının, koruma başvurusundan vazgeçmedikçe mümkün olmadığını" söylüyor.

Birol, bu statüye sahip kişilerin ise başka ülkelere oldukça istisnai hallerde tek seferlik gidip gelmeleri mümkün olduğunu hatırlatıyor.

Geçici koruma altındakiler için de aynı durumun geçerli olduğunu, bayramlarda da birtakım istisnalar sağlandığını söyleyen Birol, "Kişilerin kısa süreliğine gidip gelme haklarını kullanmaları, ilgili bölgelerin onlar için tamamen güvenli hale geldiği yorumunu yapmak için yeterli olmayacaktır" diyor:

"Kişilerin terk etmek zorunda kaldıkları bölgelere, korundukları ülkeye kısa süre içinde tekrar dönebilme haklarını saklı tutarak gidip gelmeleri ile gönüllü geri dönüş birbirinden oldukça farklı şeylerdir. Kişilerin bu bağlamda, gönüllü geri dönüş iradelerini göstermeden kısa süreliğine gidip dönebilecekleri güveniyle gittikleri yerden dönememeleri ulusal ve uluslararası hukuka aykırılık teşkil edecektir."

Dr. Öztürk ise geçmiş yıllarda, sığınmacıların ülkelerine ziyaret etmesine verilen izinlerin, "gönüllü geri dönüşü teşvik amacıyla" sağlandığı görüşünde. Ancak bunun topluma iyi bir şekilde anlatılamadığını da sözlerine ekliyor.

KİŞİLERİN MENŞE ÜLKESİ, KİŞİYİ KABUL ETMEME HAKKINA SAHİP MİDİR?

Dr. Öztürk, "Hukukta vatandaşı kabul, teamül hukuku kuralıdır" diyor.

Ancak buna rağmen devletlerin, vatandaşlarını pratikte "vatandaşlıktan çıkarma" gibi nedenlerle kabul etmeyebileceğini belirten Dr. Öztürk, burada da geri kabul anlaşmalarının çok önemli olduğunu söylüyor ve bu ikili anlaşmaların yapılması halinde menşe ülkenin zorlanabileceğini belirtiyor.