Resmi Türkiye, son yıllarda yakınlaştığı komşusu Suriye'de patlak veren halk ayaklanması karşısında...
Resmi Türkiye, son yıllarda yakınlaştığı komşusu Suriye'de patlak veren halk ayaklanması karşısında önce tereddüt geçirmiş ve sonunda rejimi desteklemek yerine Suriye halkının meşru demokrasi ve hukuk mücadelesine destek vermeyi seçmiştir. Bu onun, kendi demokrasisini siyaset dışı güçlerin vesayetinden kurtarmak, rejimini şiddetten arındırmak ve bir hukuk devleti kurmak idealleriyle de uyumludur.
Türkiye, Suriye halkından yana seçimini yaptıktan sonra Suriye rejimden kaçan sığınmacılara ev sahipliği yapmış ve Suriyeli muhaliflerin Türkiye'de toplantı düzenlenmesine destek vermiştir. Bunlara bir de "halkına karşın şiddet kullanma ve demokrasi taleplerini karşıla" ihtarı eklenince Şam yönetimi, Türkiye'nin uygulamalarından ve resmi söyleminden duyduğu rahatsızlığı açıkça göstermeye başlamıştır.
İşte, TC. Dışişleri Bakanı Davutoğlu'nun Şam ziyareti bu kaygan zeminde gerçekleşmiştir. Ziyaret öncesi iki ülke arasındaki resmi ilişkilerde varılan yol ayırımını Beşşar Esed'in basın danışmanı Buşeyra Şaban şu sözlerle göstermişti: "...Silahlı terörist grupların (ayaklanan halkın) sivillere, askerlere ve polislere karşı gerçekleştirdiği vahşi cinayetleri ve suçları kınamayan Türkiye, duruşu hakkında daha kararlı bir cevap duyacaktır." Buna benzer bir ifadeyi Esed'in kendisi de tekrarlamıştır çünkü isyancılar onun için "terörist"tir.
Türkiye hükümeti Esed yönetiminin gerekli reformları hayata geçireceğine olan ümidini korumak istiyor ama Suriye'de siyasal reform iktidarın kavgasız gürültüsüz değişmesi demektir ki Suriye'yi demir yumrukla 40 senedir yöneten azınlık iktidarının sadece çekilmesi değil, geçmişteki aşırılıkları ve suçları için hesap vermesi demektir. Bunca kan ve ölüm, barışçı bir hükümet değişimini zorlaştırıyor. Şam'ın Türkiye'nin tüm hassasiyetine rağmen hem Suriye-Türkiye sınırında hem de Humus ve Hama'da kan dökmesi konuyu bir demokrasi ve insan hakları değil iç güvenlik meselesi olarak gördüğünü sergilemektedir.
Bu durum, son zamanlarda iddia edildiği gibi Ankara'nın Suriye yönetimi üzerinde etkisi vardır imajını da gölgelemiştir. TC. Dışişleri Bakanı Davutoğlu'nun ziyareti öncesinde var olan gerilim, Şam yönetimi ile Ankara arasındaki ilişkilerin en alt düzeye düşürülmesi kıvamındaydı. Çünkü Türkiye, siyasal konularda ordunun işe karıştırılmasını hoş karşılamamakta, Beşşar Esed'in kardeşi Mahir Esed'in görevi bırakmasını istemekte, İran'ın Türkiye üzerinden Suriye'ye yardım ulaştırmasını engellemekte, Suriye rejim muhaliflerinin Antalya ve İstanbul'daki toplantılarına ev sahipliği yapmakta ve sınırını açarak muhalif grupları himaye etmektedir.
Her ne kadar Şam Türkiye'nin muhalif gruplara aktif destek verdiğini iddia etse de
Ankara, AB ve ABD tarafından Şam'a dayatılan yaptırımlara destek vermeyerek onları akim bırakmıştır. Bunun karşılığında da Şam, diğer Ortadoğu ülkelerine giden Türkiye ihraç mallarının kesintisiz geçişine izin vermiştir. Özetle şimdiye dek siyaset, ticareti engellememiştir.
Son günlerde ilginç bir şey oldu: Suriye ordusunun gerçekleştirdiği Hama katliamı sonrasında birden Şam, yılsonuna kadar serbest ve adil seçimlerin yapılacağını ilan etti. Bunun üzerine TC. Dışişleri Bakanı'nın Suriye'ye gitmesi kararlaştırıldı. Davutoğlu, verilen sözün ve ilan edilen reformların ne oranda gerçekleştirileceğini bizzat ölçmek ve Türkiye'nin beklentilerini "yabancıları" işe karıştırmadan aktarmayı amaçlıyor.
Onun izlenimleri ve telkinlerinin sonuçları, iki ülkenin ilişkilerinin bundan sonraki rotasını belirleyecek.