Suriçi'nde Bir Çocuk Gördüm Ben

Suriçi’nde bir çocuk gördüm ben. Mevsimlerden kış, üstü başı yazdan kalma. Çocuk nefes nefese koşuyor, hemen arkasından arkadaşları geliyor.

Bir yandan onları izlerken bir yandan da telefonda Sur’u anlatıyorum babama.

Az biraz sonra çocukları daha da yakınımda, önünde durduğum Cemil Paşa Konağı’nın kapısında görüyorum. Kapının hemen yanında konağın güvenliğinden sorumlu bir adam duruyor.

Çocuk adama bir şeyler söylüyor. Bir değil iki, belki de üç kez gelişinden olacak ki adamın bıkkınlık içindeki öfkesi, uzaklaş dercesine sağa sola savuşturuyor ellerini. Çocuk bu, hayır deyişleri 'Hayır!' ile diretiyor. O sıra arkadaşları yetişiyor imdadına. Bu sefer birlik olup hep bir ağızdan konuşuyorlar. O sıra babam da devam ediyor, kızının sesinden Suriçi'ni dinlemeye.

Birbirine karışan seslerimiz, az ötede görünen iki üç adamın gelişi ile yavaştan kısılıyor. Oysa adamlar hiç konuşmuyor ama ellerindeki telsizler yetiyor susuşlarımıza.

Bu tatsız sessizliğin, önümüzden geçip gidişleri ile son bulmasını beklerken, tam da çocukların yanında durduklarını görüyorum.

Telsizlilerden biri gözlerini dikerek, terslemeye başlıyor çocuğu. Çocuk, aynı hizadan bakarak aynı tonla cevaplıyor onu. Çocuğun bakışları ile hırçınlaşan adam bir adım daha öteye geçiyor. Çocuk, bir adım bile atmıyor berisine, öyle dikiyor gözlerini buradayım dercesine.

Babam konuşmaya devam ediyor, yüreğim ağzımda, gözlerim çocukta.

İçlerinden biri, dili ile terslediği çocuğa elini gösteriyor bu sefer. Çocuk, sessizliği ile ses oluyor etrafa. Telsizi cebinde, eli çocuğun kulağında, basıyor küfürleri.

Babam konuşmaya devam ediyor, yüreğim paramparça, gözlerim çocukta. 'Baba sus', 'baba çocuk' derken içimdeki hışımla bir anda onlardan birinin karşısında buluyorum kendimi.

Yüreğim ateş, sesim titrek, korku ile başlıyorum; ‘Çocuk o, ne yapıyorsunuz!’ demeye. Biri, sen kimsin diyen gözleri ile olduğun yerde kal diyor bana. Çocuk da olduğu yerde, bakışları aynı hizada. Öteki çekiyor elini çocuktan, itirazımı duymamışçasına konağın kapısından giriyor içeri. Çocuk gitmiyor kapıdan, Konak da benim sokak da dercesine.

Suriçi'nde bir çocuk gördüm ben. Oyunlar oynadığı sokaklarda, topu kesilen bir çocuğun öfkesinden çok daha fazlasını yük edinen.

Silvan,

Nusaybin,

Lice,

Derik,

Sur...

Yasak olunan sokaklarda, gece gündüze, soğuk sıcağa düşmandır şimdilerde.

Katli ferman eyleyenler salındı sokaklara. Her sokak başında konuşlandırıldı; her nefes alana doğrultuldu namlular. Sokaklar talan, sokaklar işgal, sokaklarda düşman…

Ölüm saçan kovanlar ölüm saldı evlere. Evlerde yitip gidenler, gidenlerin ardından dövüşenler kaldı geriye.

Delik deşik edilen yüreklerde çığlık oldu zılgıtlar ve namlulara karşı, eli taş tutanlara barikat. Ve sonra yine yitip gidenler ve gidenlerin ardından dövüşenler kaldı geriye.

Gidenlerin ardından dövüşenlerdir bu çocuklar. Yasakların ve kayıpların ağırlığı altında bel bükmeyenlerin topraklarında filizlenendirler.

Ölüme karşı yaşam savaşı verenlerdir bu çocuklar. Pes etmezler, inattırlar ve acıları vardır. Acıları ki dik bakışlarında saklıdır.

***

Suriçi'nde bir çocuk gördüm ben. Gidenlerin ardında kalan, yüreği direniş ile kök salan.

YORUM EKLE

Demokrat Haber’e destek olmak isterseniz tıklayın >>>