Görünmez, bilinmez düşmanlarla mücadele, deprem konusunda da devam ediyor. Devam eder ve de bir netice elde edilemez. Burası böyle bir memleket, fazlasını beklemekten vazgeçmek ve elimizdekiyle yetinmek gerek.
Vaziyeti en güzel izah eden haberlerden biri, geçen günlerde Radikal’in manşetindeydi. Van’da ikinci depremde yerle bir olan Bayram Otel’in ‘oturulabilir raporu’ hikâyesi özetimizdir.
Haberden alıntılıyorum: “AFAD Genel Merkezi Van’daki AFAD mühendislerinin raporu hazırlamış olabileceğini söylerken Van’daki AFAD yetkilisi ise raporun Ankara’dan gönderilen mühendisler tarafından hazırlanmış olabileceğini söylüyor (...) Van Jeofizik Mühendisleri Odası Başkanı Bedrettin Anaran da raporu doğruladı. Ancak raporu kimin hazırladığını o da bilmiyor.”
Bizde işler böyledir. Rapor var mıdır yok mudur? Varsa kim hazırlamıştır, nasıl hazırlamıştır? Bunları bilemezsiniz.
Otelin yıkılmasından ve insanların ölmesinden sonra Sayın Başbakan’ın yaptığı açıklama şöyle: “Kimler olursa olsun, ister üniversite camiasından olsun, ister AFAD’dan olsun, kim, nereden olursa olsun, kim burada oturulabilir şeyini vermişse, bunlarla ilgili de yasal süreci başlatacağız.”
Bizde işler böyledir. ‘Oturulabilir şeyi’ni kim hazırladıysa hakkında yasal süreç başlatılır. O şeyi yazmakla kim görevli, bundan kim sorumlu, günler geçer anlaşılamaz. Bürokrasimiz güçlü ve güçlü olduğu oranda karmaşıktır. Koca Başbakan dahi öyle kolayca çözemez, ‘şey’ hakkında yasal süreç falan diyerek yüreklere su serper.
Hükümetimiz de bürokrasimiz kadar güçlüdür. Dağın taşın hükümete kesmesi, milli iradenin tek sesle, dosta güven, düşmana korku salacak şekilde somutlaşması en çok arzu edilendir. Ancak iş hükümetin sorumluluğuna geldi mi, millet de elini taşın altına sokmalıdır.
Ne dedi yürütmenin başı: “Herkes şunu bilsin ki bu iş tek başına hükümetlerin çözebileceği bir iş değildir. Bu mesele, devlet-millet işbirliğiyle, karşılıklı güvenle, anlayışla çözülebilecek bir meseledir.”
Öyle hükümeti suçlamak olmaz. İşler ters giderse suçlu biraz da millettir. Yoksa Sayın Başbakan şöyle der mi: “Bütün bu süreç içerisinde tabii birçok hatalarımız var, millet olarak yanlışlarımız var.” Nasıl olsa ‘millet olarak yanlışımız’ varsa işler bir güzel soyutlaşır.
Millete dava açacak değiliz ya. Zemin etütlerini, bina denetimini falan yapamadıysa da millet yapamadı. Hatta o yerle bir olan devlet ilkokulunu da millet kendi kendine yapıverdi.
Millet olarak hata yapıldıysa milleti kulağından tutup mahkemeye götürecek değiliz nasıl olsa. Zaten açıkladı Sayın Erdoğan “Biz milletin hizmetkârıyız” diye. Hata yaptıysa milletimiz yaptı, neticede Erdoğan sadece milli iradenin bir hizmetkârı.
Neyse, ne dedi Başbakan: “Artık ‘Bir musibet bin nasihatten evladır’ diyerek buradan ders çıkarmamız lazım.” Başbakanımızın en önemli özelliği, her şeyde yeni heyecanlar aramasıdır. Bu depremi de Türkiye’nin yaşadığı ilk deprem gibi algılaması bundandır.
Artık önümüzdeki musibetlere bakacağız. Bayram Otel’in enkazı altında can veren gazeteciler Cem Emir ve Sebahattin Yılmaz, işte Başbakan’ın Erciş’te yaptığı bu konuşmayı haberleştirmek için otelde bekliyorlardı. Değmiş değil mi?
Not: Poşu davasında 21 aydır tutuklu yargılanan Galatasaray Üniversitesi öğrencisi Cihan Kırmızıgül’ün duruşması, 16 Kasım’da saat 10.30’da Beşiktaş’ta. Savcının beraatini istediği Kırmızıgül için ve tutuklamalar cezalandırmaya dönüşmesin diye orada olacağız.