Statlarda, genellikle “skor tabelası”na yapıştırılmış levha tek vuruş olaraktan direk “sporcu”ya hitap ediyor.
Çift vuruş yok; yönetici, teknik direktör yok!
Belki her şey o yüzden!
***
Beşiktaşlıyım.
İster şike diye karar çıksın, ister çıkmasın…
Şu hale bakın:
Beşiktaş’ın Altay’dan aldığı İbrahim Akın diye bir “sporcu” var.
Zaman zaman, fuleleri, çalımları ve şutlarıyla “çevik” olduğu kesin; “zeki”liği ise değişken.
Tarihi 4-3’lük Kadıköy deplasmanında, hani Pancu’nun kaleye geçtiği, Koray’ın 10 kişiyle son golü attığı…
Maça “Rıza Efendi iki ekmek getir” pankartıyla “çok ayıp” başlayan kimi Fenerbahçe taraftarının bile Beşiktaş’ı sonunda yürekten alkışladığı, sanki 1950’lerden amatör ruhlu bir “müsabaka”.
İşte akın akın İbrahim de o maçta yana çeke çeke vurduğu şutla tarihi bir gol sahibiydi.
Keşke o tarihte donsaydı!
***
Sonra…
Burak’ı da gencecik yollayan “büyük yönetici aklı”, sabretmeden onu da attı.
Tamam, olabilir.
Peki bu ne!
Tam Belediye finali öncesi Akın’a transfer teklifi.
Hem ona, hem de Fener altyapısından çıkma, Beşiktaş’ın da Fener’in de belalısı olmuş İskender Alın’a da.
(İbrahim kardeş, Fenerle de “transfer” görüşmesi yapmış zaten!)
Hem de, Real Madrid’den, Manchester United’dan, Atletico’dan oyuncu filan getiren en “çağdaş” yönetici ile…
“Kolej takımıyla şampiyonluklar” ile “Şerefli ikincilikler”in başkanı Seba’nın yakını olarak Kocaeli üstünden Beşiktaş’a gelmiş, 100’üncü Yıl kaptanı bile olmuş; Almanya kökenli, eski Fenerli, teknik yolun en başında Tayfur Havutçu tarafından.
Bu şikedir veya değildir…
Ama önce çok ayıptır!
Rakibin mütevazı kadrosuyla büyük çabalar harcayan (diğer) oyuncularına da ayıptır…
Rakiplerini ezmek yanılgısıyla Avrupa’dan yığdığın özel oyuncuların kariyerine de ayıptır…
Finalde tribünleri dolduran, ekran başında heyecanlanan taraftarına da ayıptır.
Kendine güvensizlik, korku, başarı histerisiyle; “zeki ve çevik” diye çalım satarken, “ahlak”ın içine etmektir.
Tarihine de, Çarşı’ya da, beyazına da ayıptır.
***
Kendin kazanamıyorsan, hiç kazanma!
Şart mı?
Bırak Belediye kazansın, bırak Bursa, Kayseri, Antep de kazansın.
Hepsi niye her zaman, ille sizin olsun!
Kulüpleri rehin alan anormal harcamalarınızı tahsil için, alttan yapı ayarlamak yerine; eski Ajax, her daim Barcelona gibi, üç yıl üst üste şampiyonluğun “Bir, iki, üç yetmez”li Beşiktaş’ı gibi sabırla “alt yapı”ya yüklenseniz ya.
Ne aşırı harcayın paranızı…
Ne aşırı harcayın ahlakımızı!
Şaibeli aldıysanız, hemen iade edin kupamızı, kupanızı!
***
Tamam, suç hükmüne kadar herkes masum.
Ama konuştuğumuz sadece suç değil.
Ondan önce, ondan öte bir çürüme.
Çürüme suç sayılmayabilir; ama kokar. Koku derinleşir. İrinleşir. Böceklenir. Böcekleşir herkes.
Mesele bu. Bu çoktan varit.
Çiçeği burnunda Ünal Beyler de bir sezona bakıp yüksekten uçmasın; iş yaptıkları “piyasalar” ne ise, taptıkları futbol dünyası da o. Yanı başında milletin yolunu, kaldırımını gasp edip ranta çeviren servisçi bir yöneticin varsa, aradaki sadece ince bir çizgidir!
***
Federasyon başkanı da bombayı kucağında buldu ama şahsen uzaydan gelmedi!
Masumiyet karinesine inansın elbet de; hastanelerine gelen hastaları, çoğu lüzumsuz ve üstelik zararlı makineden makineye dolaştırıp onca fatura boca ederken, “sıhhat karinesi”ne değil “hastalık karinesi”ne inanmıyor mu?
Futbol da öyle, sevdiğiniz deyimle, “başkanım”!
Masum sayılabilir ve masum bulunabilir hepsi; lakin, sıhhat ve afiyet değil, hastalık ve zafiyetle malul kucaktaki bomba!
Aynen, siyaset, iş dünyası, askeriye ve medyadaki çürümeler gibi.
İster masum sayılsın, ister suçlu çıksın; futbol dünyanız çürümüştür; kara paranın, mafyanın, takımını bile satan kumarın, yayın rantlarının; büyütürken çürüttüğü güzelim bir oyundur futbol!
***
Tamam, biz topu bomba sanmayalım da…
Siz de bombayı top diye yeniden üstümüze atmayın!
Kucağınıza gökten bir elma gibi düşmedi hazret…
Bünyeyi birlikte imal ettiniz; kiminize fünyesi düştü, kiminize künyesi!
Milyonlara da yası, tasası.