Spinoza'nın Tanrısı Doğadır, İnsandır, Hayatın Kendisidir

Baruch De Spinoza (1632-1677) Yahudi bir ailenin çocuğu olarak Amsterdam'da doğdu. Hahamlık eğitimi sürecinde Yahudilikten uzaklaşarak felsefeye yöneldi. Giordano Bruno ve Descartes'tan (Dekart) etkilenerek Bruno'nun mistisizmiyle Descartes'in rasyonalizmi arasında özgün bir sentez yaptı. Ethika isimli eserinde bütünlüklü bir evren sistemi inşa etmeye çalışmıştır. Kendisine teklif edilen öğretim üyeliği önerilerini geri çevirip geçimini gözlük camı yontarak sağlamış, 1677 yılında, 45 yaşında veremden ölmüştür.

Spinoza, bilgi ve yöntem anlayışı bakımından Descartes'tan etkilenmiş, Descartes'ın önerdiği ama uygulamadığı geometrik yöntemi, bilgiye götüren en sağlam akıl yürütme biçimi olarak görmüştür. Bu esas üzere Öklid geometrisinde kullanılan çıkarım yolunu benimsemiştir. Bu yönteme göre bir takım tanım ve aksiyomlardan hareketle geometri teoremlerinin tanımları yapılır. Açıklanan teoremler sonraki teoremlerin açıklaması olur. Yani evvela açıklanan teoremler bir sonraki teoremi izah etmede yol gösterici olur ve böylece tüm geometri sistemi kurulur. Bu da koşullu tümdengelimsel yöntem olarak tüm sonuçlar birbirinden kesinlikle çıkmakta ve tutarlı bir sisteme ulaşılmaktadır.

İşte Spinoza, Ethika adlı eserinde sağlam yöntem diye tarif ettiği bu yöntemi felsefe sorunlarına uyarlamaya çalışmıştır. Önce bir takım tanımlar ve aksiyomlar verilir ve ardından önermeler ve kanıtlamaları gelir. Spinoza akılsal güçlerimizin ideleri oluşturabileceğini, nesnelerin doğasını doğrulukla yansıtabileceğini söylemiştir. Ona göre, her tanım ya da açık ve seçik fikir/ide doğrudur. Bu yöntemin uygulanması, bilgide doğruluk ölçütü bakımından doğruluğun tutarlılık ölçütünü ortaya koymuştur. Böylelikle doğru idelerin tam ve sistematik bir düzenlenişi bize gerçekliğin doğru bir resmini verecektir. Burada Spinoza'nın şu ünlü sözü devreye girer. ''İdelerin düzeni ve bağlantısı, nesnelerin düzeni ve bağlantısı bir ve aynı şeydir.''

Spinoza her ne kadar Descartes'tan etkilenmişse de Descartes'ın düalist anlayışını bırakarak sonsuz Tanrı'nın evrenin biricik tözü olduğunu savundu. Ona göre töz, sistemin en başındaki birincil aksiyomdur (kendiliğinden apaçık olan).

Spinoza'ya göre töz, ''kendiliğinden var olan, kendi kendisiyle kavranan, kavramı başka bir şeyin kavramına bağlı olmayan şeydir.'' Bu tanımdan çıkan sonucu daha ayrıntılı olarak açıklamak gerekirse; tözün varlığı kendisine borçludur, tözü var eden başka bir varlık yoktur. Bundan, onun sonsuza kadar var olduğu sonucu çıkar. Ayrıca ondan daha üst bir kavram da yoktur. Onu ancak kendi kavramından hareketle anlayabiliriz. Spinoza'ya göre bu kavramı karşılayan tek gerçeklik Tanrı'dır. O halde Tanrı evrenin bircik tözüdür ve her şey bu tözden türemiştir. Töz, yani Tanrı kendisini sonsuz sayıdaki sıfatları aracılıyla belli eder. Biz insanlar bu sonsuz sayıdaki sıfatlardan sadece ikisini algılayıp bilebiliriz. Bunlar madde ve ruhtur. Kısacası Spinoza'ya göre Tanrı biricik töz, ruh ve madde onun sıfatları, düşünme ise ruh sıfatının bir duygulanımı (modusu), uzam ( cismin evrende kapladığı yer anlamında) ise maddenin sıfatının duygulanımıdır.

Spinoza'nın felsefe mantığına göre, bir şeyin nedeni başka bir şeydir, onunki başka bir şeydir ve bu durum Tanrı'ya ulaşacak denli sürüp gider. Spinoza tüm şeylerin bağlantısının Tanrı olduğunu söyler. Doğada var olan her şey Tanrı'nın özünden zorunlulukla çıkar. Ona göre Tanrı'nın özgür iradesi yoktur, her şey onun varlığından taşarak oluşur. Böylece evrende her şey birbirini tarafından belirlenmiş biçimde meydana gelir. Tüm doğa Tanrı'nın bir açılımıdır. Gerçekte doğa, Tanrı ile aynı şey demek olduğu için Spinoza sık sık Tanrı ya da Doğa (Deus sive Natura) deyişini kullanır. Doğadaki her şey Tanrı'nın bir görünümüdür, bir duygulanımıdır (modusudur). İşte Spinoza'nın bu bağlamda tam bir panteist olduğunu görüyoruz. Buna göre her şey Tanrı'dadır. Tanrı her şeydedir. Her şeyin kökeni Tanrı olarak Tanrı oluşturan doğadır, köken olarak Tanrı'yı içinde barındıran her şey de doğadır. Sonuçta bu ikisi bir ve aynı şey olunca, özünde tek varlık, bir tek gerçeklik ve bir tek doğruluk var olmuştur.

Spinoza'ya göre evrenin gerçekliği her şeyin birbirine bağlı olduğu çok sıkı bir sistemdir. Bu gerçekliği dile getiren doğruluk da özünde tek bir doğruluktur. Bu da doğruluk ölçütü tutarlılık olan bir düşünce sisteminin özelliğidir. Bu şekilde Spinoza'nın hem evren sistemi, hem de bunu tanımlayan düşünce sistemi tutarlılık ölçütünü tam olarak karşılamaktadır. Bu ölçüte göre bir önerme tek başına doğru değildir. Onun doğruluğu sistemdeki önermelerle ona uygunluğundan, onlarla çelişmemesinden gelir. Onun doğruluğunu bir bakıma öteki önermeler belirler ve bu belirlenmişlik en baştaki aksiyoma (töze) kadar gider. Aksiyomun (tözün) doğruluğu açık ve seçik olmasından ve bu açıklık ve seçikliğin sezgisel olarak kavranabilmesinden gelir.

Spinoza'nın doğruluk teorisi onun bilgi anlayışını da belirler. Spinoza gerçeklik derecelerine karşılık gelen bir bilgi derecelenmeleri teorisi ortaya koymuştur. Spinoza'nın bilginin gerçeklik derecelerini aşağıdan yukarıya doğru üç ayrı bölümde inceler. En altta duyu deneyimleriyle elde edilen duyusal bilgi, ikinci aşamada aklın oluşturduğu ortak kavramlara dayanan bilimsel bilgi, en üstte ise Tanrı'nın sezgi yoluyla elde edilen tam bilgisi (Tanrı Bilgi) bulunmaktadır.

Spinoza, zihin beden ilişkisini çözmek için paralelizm olarak adlandırdığı bir görüş ileri sürmüştür. Bu görüşe göre ruh ve madde ayrı tözler değil, tek tözün sıfatları, yani tözün özünü oluşturan en temel özelliklerdir. Bircik töz de Tanrı ya da doğadır. Bu durumda doğanın bir tek düzeni vardır ve ruh ile madde bu tek düzene dahildir. Spinoza insana doğanın özsel bir parçası olarak bakar... O'na göre doğa ve tanrı bir ve aynı şeylerdir.

İşte Spinoza için doğayı tanrı, tanrıyı da doğa olarak tanımlaması, semavi dinlerin aksine Tanrı'nın cennette, veya farklı bir alemde olduğunu değil, bizzat bu dünyada yer aldığını ifade etmesi onun Yahudilikten aforoz edilmesine neden olmuştur. Çünkü Spinoza'ya göre tanrı doğadır, doğa da tanrıdır. Bu durumda Spinoza'nın tanrı inancı tam manasıyla panteizmdir. Aforoz edilmesinden sonra Spinoza, kendini son derece onurlu ve münzevi bir hayat sürmeye adamıştır. Zira kendisine teklif edilen Heidelberg Üniversitesi'nin profesörlük unvanını reddederek, kendi deyimiyle ''kendince bir tefekküre dayalı felsefe'' yapmak amacıyla yalnız kalmayı tercih etmesi onun özgürlüğüne ve onuruna ne kadar düşkün olduğunu gösterir. Spinoza'nın kendi ilkelerini esas alan, tavizsiz ve onurlu olarak kabul edilebilecek olan bu yaşam biçimi birçok övgüye mazhar olmuştur. Yakın tarihin ünlü filozof ve matematikçilerinden biri olan Bertrand Russell büyük eseri Batı Felsefesi Tarihi adlı eserinde Spinoza için '' büyük filozofların en soylusu ve en müşfiki'' ifadesini kullanmıştır. Descartes ve Leibniz ile birlikte üç büyük akılcı filozoflardan biri olan Spinoza ölümünün ardından birçok filozof, düşünür ve bilim insanını önemli ölçüde etkilemiştir. Goethe, Schopenhaur, Hegel, Nietzsche, Russell, Einstein, George Eliot bunların başında gelir.

Spinoza'yı daha somut bir örnekle anlatmak sanırım onu daha iyi tanımamıza yardımcı olacaktır:

Einstein ABD'de bir üniversite konferans vermektedir. Öğrenciler ona Tanrı'ya inanıyor musun diye sorarlar. Einstein onlara '' Spinoza'nın Tanrı'sına inanıyorum'' diye cevap verir.

Peki kimdir, nasıl bir Tanrı'dır, ne diyor acaba Spinoza'nın tanrısı;

''- Dua etmeyi ve boşuna göğsüne yumruk atmayı bırak...

-Yapmanı istediğim tek şey dünyaya çıkıp hayatın tadını çıkartmandır...

-Eğlenmeni, şarkı söylemeni, ve senin için yaptığım her şeyin tadını çıkartmanı istiyorum...

-Kendi inşa ettiğin tapınaklara gitmeyi de bırak. Onların benim evim olduğunu söylüyorsun. Benim evim dağlarda, ormanlarda, nehirlerde, göllerde ve senin kalbindedir...

-Sefil hayatın için beni de suçlamayı bırak. Çünkü ben sana hiçbir zaman günahkar olduğunu, yanlışlarını, hatta cinselliğin kötü bir şey olduğunu söylemedim. O yüzden seni inandırdıkları her şey için beni suçlama...

-Benimle hiçbir ilgisi olmayan ve anlamadığın halde sözde kutsal yazıları okumayı bırak. Gün doğumunda şahane bir manzarada, arkadaşının dostluğunda, küçük bir çocuğun gözlerinde beni okuyamıyorsan, henüz yazının bilinmediği bir devirde, benim adıma yazıldığı iddia edilen hiçbir kitapta beni bulamazsın!

- Bana güven. Ama önce kendine güven ve her şeyi benden istemeyi bırak.

-Benden korkmayı da bırak. Çünkü ben seni yargılamıyorum, seni eleştirmiyorum, sana sinirlenmiyor, seni asla cezalandırmıyorum. Beni sadece sevmen yeterlidir.

-Benden özür dilemeyi de bırak! Çünkü affedilecek bir şey yok. Eğer seni ben yarattıysam, seni özgür iradenle donattım. Sana benim verdiğim akıl ve iradeyle yaşıyorsan, seni nasıl suçlayabilirim? Seni sen olduğun için nasıl cezalandırabilirim? Bir yaratıcı bunu nasıl yapabilir?

-Her türlü emirleri unut, her türlü yasayı unut, bunlar seni manipüle etmek için, seni kontrol etmek için, senin suçluluk hissetmeni isteyenlerin kurgusudur. Bunlara inanma, sadece kendi aklını kullan.

-Kendine saygı göster ve kendine yapılmasının istemediğin hiçbir şeyi başkasına yapma.

-Senden istediğim tek şey hayatına dikkat etmendir. Çünkü hayat ne bir test, ne bir basamak, ne bir prova, ne de cennete giden bir yoldur. Ben seni tamamen özgür kıldım.

-Ödül yok, ceza yok, günahlar yok, kimse kayıt yapmıyor, kimse bunları saymıyor.

-Sadece sevgi var hayatta...

Ancak hayatında bir cennet ya da cehennem yaratmak istiyorsan bunda tamamen özgürsün! -Bu hayattan sonra ne olduğu hakkında sana bilgi vermem ama bir tavsiye verebilirim; Hiçbir şey olmadığını düşünerek yaşa. Düşünsene eğer bundan sonra diye bir şey yoksa, sana verdiğim hayatı sevgiyle, zevkini çıkara çıkara, doya doya yaşamış olacaksın...

Ama eğer sonrası varsa, sana orada soracağım sadece;

Eğlendin mi? En çok neyi beğendin? Yaşamın boyunca ne öğrendin ve hangi güzel şeyleri yaptın? Olacaktır. Çünkü sen harikalarla dolu güzellikleri keşfedecek zekayla var edildin, onları korumayı, doğru kullanmayı, geliştirip daha da güzelleştirmeyi becerecek güçtesin. Kendini izleniyormuş gibi hissedersen, neşeni göster.

-Minnettarlık mı istiyorsun? Bunu kendine, sağlığına, ilişkilerine, sana ihtiyacı olanlara göz kulak olarak ifade et. Öğrendiklerini onlara aktar, bildiklerini sevgiyle paylaş.

-Durmadan mucize bekleme, mucize sen ve sana verilen hayat ile onu doğru yaşayabileceğin aklındır.

-Beni aramayı bırak. Beni sadece kendinde bulabilirsin.

______________________

Yararlanılan Kaynaklar:

- Etika, Baruch De Spinoza, Çeviren Hilmi Ziya Ülken, İstanbul Milli Eğitim Basımevi

-Batı Felsefesi Tarihi, Bertrand Russel, çeviren Muhammer Sencer, Say yayınları, İstanbul

-Felsefe Tarihi, A.Weber, çeviren A. Vehbi Eralp, Sosyal Yayınları, İstanbul

-Bilgi Felsefesi: İlkçağ'dan Yeni çağ'a. Sara Çelik, Doruk Yayınevi, İstanbul

YORUM EKLE

Demokrat Haber’e Patreon'dan bağış yapabilirsiniz > > > > >