Behzat Ç'yi izliyorum. Bir sol örgütün ofisinde iki kadın konuşuyor: “2'de meclise yürünecek”.
Cevap net: “Yürütürlerse tabii.”
Bugün aslında yazılacak birçok konu ile baş başayız. Öncelikle biz her dile getirdiğimizde arkadaşlarımızın “burjuva kavramı” diyerek birçoğumuza sırtını döndüğü bir kavramdan “adalet”ten bahsedeceğiz, tabii böyle bir ülkede öyle bir kelimeyi telaffuz etmek mümkünse.
ODTÜ Tarih Bölümü'nden mezun olduktandan sonra ODTÜ ve Humboldt Üniversitesi tarafından ortaklaşa yürütülen uluslararası Türk-Alman Sosyal Bilimler master programı birinci sınıf öğrencisiyken “örgüt üyesi” olma şüphesiyle tutuklanıp Tekirdağ 1 No'lu F Tipi Kapalı Cezaevi'nde tutulan Hüseyin Edemir’den bahsederek başlamak lazım aslında. Edemir'in sözleri şöyle başlıyor:
"Bir mahkemeyi daha geride bıraktım, bir kez daha özgürlüğü erteledim. Bu defa daha kısa süreli bir erteleme oldu ama bilmelisiniz ki bırakın bir aylık süreyi, günlük, anlık esaretin bile bedeli ağırdır, ruhuma verdiği ızdırap tarifsizdir. Bu ızdıraba ancak ve ancak sabırlı bir direnişle katlanabilirim. Öyle oluyor, hem sabrediyorum hem de direniyorum.”
Edemir'in mücadelesi sürüyor. Edemir bu dünyada yaşıyor adaletsizliği, bu dünyada yaşıyor mahpusluğun en beterini. Edemir hepimizin devlet karşısında eli kolu bağlanmışlığının en çok acı veren simgesi belki de. Türkiye'deki çok partili hayatın ilk failimeçhulü Sabahattin Ali'nin satırlarına göz gezdirelim şimdi de:
Benim kaldığım hapishanede her şey, her ses, hürriyeti gözlerin önüne kadar getirmek, sonra birdenbire çekip götürmek için yapılmış gibiydi. Surların üstünde büyüyen ufak ağaçlar, yosunlu taşlardan aşağı sarkan sarı çiçekler bir bahar havası içinde eli kolu bağlı olmanın bütün acılarını içime dökerdi. uçsuz bucaksız gökte bir kuğu gibi ağır ağır yüzen küçük beyaz bulutlar benden bir tek teselliyi: unutmayı alırlardı.
Edemir'le aynı kampüsten yolu geçenler her eyleme ellerinde limonla gidiyorlar. O eylemlerden “terörist” damgasıyla dönüyorlar. Evden çıkarken ev arkadaşları dalga geçiyor onlarla bazen: “Bari bugün az dayak ye, akşam işimiz var” diyorlar...
Bugün bu ülkede polisin yarattığı ruh hali, her maça favori çıkan bir futbol takımını andırıyor. Oysa ne incelik, ne zeka, varsa yoksa kaba kuvvetiyle polis, ülkenin her yerinde bize tek bir şeyi anımsatıyor: Devlet iradesinin birey ve toplum iradesine üstünlüğünü, ülkenin bölünmez bütünlüğünü, hükümet politikalarının sonsuz kalıcılığını...
Peki o takımın “gizli hayranları”, o eyleme gidenlere “dayak yemeyin bari” diyenler kimler? Onlar Mısır'daki meydana google'dan yer işaretleyerek gidenler. Onlar e-eylemciler. Onlar “Şirince bizim Tahrir'imizdir” demeyi bilip, arkadaşlarımız Torba Yasa uğruna sistemin polisindendayak yerken ses çıkarmayanlar. Onlar “yaratıcı eylemleri” ile Mehmet Barlas'ın takdirini kazanan, sistemin sevgili çocukları... En garibi de Türkiye sosyalist camiasının bir kısmının bu “yeni nesil” eylemcilerin arkasına takılmasıydı. Bu “yeni nesil” eylemciler ceplerinde Rasim Ozan Kütahyalı”nın yazılarını dolaştırıyorlar, genel başkan yardımcıları “Referandumda hayır çıkarsa ekonomi kötüye gider” diyen yarı patron politikacılar olan partilere oy verirler.
Şimdi onlar internette ucuz yazılımlarla her gördükleri konu için “imza kampanyası” düzenliyorlar. Uluslar arası arenada tartışılan her şey, ortalama liberal terminoloji dahilinde kabullenilebilirse hızla popülerleşiyor ve yükseliyor. Dayak yiyenler, Torba Yasa, KCK için söyleyecek bir şeyleri yok. Onlar bunların bir kısmını hangi ezberin gereği bilinmez “Kemalist” bir kısmını ise “fazla radikal” buluyorlar. Pınar Selek suçlu olabilir, belli olmaz diyenlerin gazetelerini okuyorlar. Sonra Pınar Selek'le dayanışmaya koşuyorlar.
Canlı yayınlardalar, TRT'de ve benzeri kanallarda. Hepimize akıl veriyorlar. Bize, sosyalist gelenekten kopmamız gerektiğini söylüyorlar. Bize yeni bir yol öneriyorlar. Bize yeni muhalifliği öğretiyorlar.
Elimizde limonumuz, aklımızda sloganlarımız ve fikirlerimiz, bekliyoruz. Biz 25 yaşında beş bin sayfa teori üretmişlerin mirasını taşıyoruz, siz kimin mirasını taşıyorsunuz? Kırmızı converse'li muhaliflerin mi?