Son İnfaz Kanunu Düzenlemesi Neden Anayasa’ya Aykırıdır?

Konuya ilişkin daha önceki yazılarımızda da belirttiğimiz gibi 7242 sayılı Kanun’un özü ve birçok maddesi Anayasa’ya aykırıdır. Anayasa’ya aykırı maddeleri ve anayasanın hangi maddelerini ihlal ettiğini ayrıntılandıracağız.

Hukukta temel bir kural; yasaların en önemli niteliği olarak eşitlik, objektiflik ve genellik özellikleridir. İnfaz hukukunda da temel ilke, infazda suç ve suçlu türlerinin değil cezaların esas alınmasıdır. Dolayısıyla infazda eşitlik esastır.

Mevcut yasal düzenleme ile suçlarda ve kişilerde ayrımcılık yapılmıştır. Yasa sadece şartlı salıvermede değil, denetimli serbestlik düzenlemesinde de eşitlik ilkesini ihlal ederek ayrımcılık yapmıştır. Eşitliğe aykırı tutum, yani ayrımcılık, Kanun’un geçici 9/5. maddesinde gayet açıktır. Yasa, hükümlülerin bir bölümünü bulaşıcı salgın hastalıktan korumak isterken tutukluları ve başta siyasi hükümlüler olmak üzere hükümlülerin önemli bir bölümünü salgın hastalığa karşı korumanın dışında tutmuştur. Yasa, koşullu salıvermede üç farklı infaz süresi getirmektedir. Başta siyasi suçlar olmak üzere bir bölüm hükümlü için 3/4, bazı suçlarda hükümlüler için 2/3, salgın hastalığa karşı korunmak istenenler için ise 1/2 infaz uygulaması getirmektedir. İnfaz Kanunu’nun 107. maddesinde belirtilen oranlar, farklı suçlar ve cezalar için ayrımcılıkla değiştirilmiş, ayrıca çocuklu kadınlar ve yaşlılar için de farklı süreler getirilmiştir. Keza 105/A ve geçici 6. maddelerdeki denetimli serbestliklerde de ayrımcı, farklı süreler getirilmiştir.

Ceza hukuku doktrininde evrensel bir kural olarak koşullu salıverme her hükümlü için bir hak olarak kabul edilir. Yürürlüğe giren yeni kanun ise bu evrensel kuralı çiğneyerek işlenen suç türlerine göre ayrımcı bir tarzda odaklanma yaratmıştır.

Yasanın ruhunun ve maddelerinin anayasaya aykırılığına geçmeden şu hususu bir kez daha vurgulamakta zaruret vardır: Yasanın birçok temel maddesi Anayasa’nın 90. maddesi ışığında Türkiye’yi de bağlayan ulusal üstü bağıtlara ve bildirgelere de aykırıdır. Yasada açıkça vurgulandığı üzere; bazı hükümlülerin yaşama hakkı ve sağlıklı bir çevrede korunduğu, bu korumanın da başta siyasi hükümlüler ve tutuklular olmak üzere esirgenmesi dikkate alındığında hangi ulusal üstü bağıtlar ve bildirgeler çiğnenmiş oluyor? Bakalım;

İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin 1. maddesi haklarda ve onurda eşitliği düzenler. İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin 2. maddesi de hiçbir nedenle ayrımcılık olmadan tüm insanların bildirideki tüm haklara ve özgürlüklere sahip olduğunu vurgular. 3. maddesi de herkesin yaşam hakkını, kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkını düzenler. İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin 5. maddesi “Hiç kimse, işkence, zalimane, gayriinsani, haysiyet kırıcı cezaya tabi tutulamaz” vurgusunu yapar. Keza 7. madde de ayrımcılığı yasaklar, hukuken eşit korunmayı düzenler.

BM Kişisel ve Siyasal Haklar Sözleşmesi’ne de bakalım, 2. madde devletlere çağrı yaparak sözleşmedeki haklar açısından ayrımsız tarzda hakları koruma görevini hatırlatır. 6. madde, herkesin yaşama hakkının hukuk tarafından korunacağını vurgular. 7. madde işkenceyi, zalimane, insanlık dışı yahut aşağılayıcı muameleyi ve cezayı meneder. 9. madde herkesin kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkını düzenler. 10. madde “özgürlüğünden yoksun bırakılan herkese insani biçimde ve insan olmak sıfatına yerleşik onuruna saygı gösterilerek muamele edileceğini” belirtir. 26. madde ise “kanun önünde eşitliği ve hiçbir ayrım yapılmaksızın kanun tarafından eşit olarak korunma hakkı”nı vurgular.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne bakalım; 2. madde herkesin yaşama hakkının yasa tarafından korunacağını düzenler. 3. madde hiç kimseye işkence, aşağılayıcı ve insanlık dışı muamele ve cezanın verilemeyeceğini düzenler. 5. madde özgürlük ve güvenlik hakkını düzenler. 14. madde ayrımcılık yasağını düzenler.

İnfaz Yasası, BM Tıbbi Etik İlkelere de aykırıdır. Bu ilkelerde aynen şöyle deniyor; “Tutuklu ve hükümlülere sağlık hizmeti açısından, tutuklu bulunmayan kişilere yapılan bakımla aynı hizmet verilmelidir”. Yani devlete ayrım yapmama görevini hatırlatır.

Mahpuslar İçin BM Asgari Standart Kurallar’da da aynı görevler hatırlatılıyor. Avrupa Cezaevi Kuralları’nda da aynı görevler hatırlatılıyor.

Gelelim Anayasa’ya aykırılığın açımlanmasına. Yasanın özü ve birçok maddesi; “insan haklarına dayalı, demokratik, hukuk devleti”ni düzenleyen Anayasa’nın 2. maddesine, eşitlik ilkesini düzenleyen 10. maddesine, temel hakların korunmasını düzenleyen 12. maddesine, yaşama hakkını teminat altına alan 17. maddesine, kişi özgürlüğü ve güvenliğini düzenleyen 19. maddesine, hak arama özgürlüğünü ve adil yargılanma hakkını düzenleyen 36. maddesine, herkesin sağlıklı bir çevrede yaşama hakkını düzenleyen 56. maddesine aykırıdır.

Yasanın hemen hemen tüm maddelerinde ayrımcılık esastır. Örneğin doğrudan açık cezaevinde infazın yerine getirilmesini düzenleyen 18/2-a maddesinde başta siyasi hükümlüler olmak üzere birçok suç hükümlüsü için ayrım yapılmıştır. Yani bu suçlardan hükümlü olanlar doğrudan açık ceza infazından yararlanamayacaktır. Bu düzenleme anayasanın 2. maddesine ve eşitlik ilkesini düzenleyen 10. maddesine açıkça aykırıdır.

Yasanın 23. maddesiyle 5275 sayılı Kanun’un 37. maddesine eklenen düzenleme ile duruşma salonu da disiplin suçu sonucunda ceza alındığında etkinliklerden yararlandırılamayacak kurumlar arasında sayılmıştır. Yani bu düzenlemeyle disiplin cezası olarak duruşmada hazır bulunma hakkının engellenmesi yetkisi idareye verilmiş olmaktadır. Bu düzenleme de Anayasa’nın 2. maddesine, 10. maddesine, temel hakların korunmasını düzenleyen 12. maddesine, adil yargılanma hakkını düzenleyen 36. maddesine düpedüz aykırıdır. Ayrıca bu düzenleme aynı zamanda yargı faaliyetine de idarenin müdahalesidir.

32. maddedeki 5275 sayılı Kanun’un 62/3. maddesinde yapılan değişiklikle mahkeme kararıyla yasaklanmamış da olsa yayınların sübjektif nedenlerle verilmeyebileceği düzenlenmiştir. Bu düzenleme de başta Anayasa’nın 2., 10., 12. maddeleri olmak üzere haber alma hakkına da gerçekleri öğrenme hakkına da aykırıdır. Yine 32. maddede 5275 sayılı Kanun’un 4. maddesinde Basın İlan Kurumu’ndan resmi ilan almayan yayınların cezaevlerine girmesi yasağı düzenlenmiştir. Bu düzenlemeyi de az önce belirttiğimiz Anayasa’nın ilgili maddelerine aykırı bulmaktayız.

İnsan hakları açısından çok tehlikeli düzenlemelerden birisi de 36. maddede, 5275 sayılı Kanun’un 89. maddesinde yapılmıştır. Bu maddede yapılan değişiklikle iyi hal koşulları ağırlaştırılmıştır. Örneğin mağdura veya başkalarına zarar verme riskinin olup olmadığı, tekrar suç işleme riskinin olup olmadığı ve pişmanlık gibi sübjektif koşullar eklenmiştir. Bu düzenleme de Anayasa’nın 2., 12., 19. maddelerine aykırıdır.

Yasanın 50. maddesindeki 5275 sayılı Kanun’un 110. maddesinde yapılan infazda iyileştirmelerle ilgili değişiklerde de başta siyasi suçlardan hükümlüler olmak üzere hükümlülerin önemli bir bölümü hariç tutulmuştur. Örneğin biraz daha açımlarsak evde infaz, cezaevine gece girip gündüz çıkmak gibi iyileştirmeler; belirttiğimiz suç tipleri açısından muaf tutulmuştur.

Keza yasanın 52. ve 53. maddelerindeki 5275 sayılı Yasa’nın geçici 6. ve geçici 9. maddelerinde yapılan değişiklikle de infaz süreleri ve denetimli serbestlik sürelerinde yazının girişinde de belirttiğimiz gibi üçlü bir ayrım yapılmıştır. Bu düzenlemelerin de Anayasa’nın 2., 10., 12. ve yaşama hakkını teminat altına alan 17. Maddesine, kişi özgürlüğü ve güvenliğini koruyan 19. maddesine, herkesin sağlıklı bir çevrede yaşama hakkını düzenleyen 56. maddesine aykırı olduğu açıktır.

Çocuk mahpuslarla ilgili yapılan değişikliklerle de, Çocuk Hakları Sözleşmesi’ne de aykırı bir şekilde yeni angaryalar getirilmiştir. Yasanın 26. maddesinde 5275 sayılı Kanun’un 46. maddesinde yapılan düzenlemeyi de birçok kısıtlamanın yanı sıra kendi yaşam alanını temiz tutmamak, kişisel temizliğe riayet etmemek disiplin suçu olarak kabul edilmiştir. Getirilen bu yeni kısıtlamalarla ziyaretçi yasağı, telefon görüşünün yapılmaması gibi yaptırımlara çocuk tutuklu ve hükümlüler maruz kalabilecektir.

Yasa her yönüyle Orta Çağ zihniyetini yansıtmaktadır. Adeta yeni tutuklanacak siyasi muhaliflere cezaevinde yer açmak için bir bölüm hükümlülere şartlı salıvermede indirim sağlanmıştır.

Anayasa Mahkemesi, Anayasa’ya ve konuya ilişkin ulusal üstü bağıtlara ve belgelere aykırı olan yasanın ayrımcı maddelerini iptal ederek yaşama hakkının, suç-suçlu ayrımı yapılmadan herkesin hakkı olduğu gerçeğini kabul ederek son 75 yılın en büyük sağlık tehdidi sürecinde cezaevlerinin boşaltılmasının yolunu açmalıdır. Daha şimdiden cezaevlerinden korona virüse yakalanma vakalarının sıkça görünmeye başlandığı da basında yer almaya başlamıştır.

CHP, ayrımcı davranmayarak esasla ilgili anayasaya aykırılık itirazını sadece bir iki maddeyle sınırlamadan yasanın özündeki tüm çarpıklığını hedefleyecek şekilde yapmalıdır. Bu başvuruda yazımızın başında belirttiğimiz yasaların objektiflik, genellik, eşitlik ilkelerine uygunluğu; infaz hukukunun temel kuralı olan infazda eşitlik ilkesine uyulması gerektiği, infazda suç ve suçlu türlerinin değil cezanın esas alınması gerektiği açıkça vurgulanmalıdır.

İnsanlarımız bu çağ dışı faşizan yasayı asla hak etmemektedir.

YORUM EKLE

Demokrat Haber’e Patreon'dan bağış yapabilirsiniz > > > > >