Solda Olmak, Solcu Olmak

Abone Ol

Neden bazı insanlar kendilerini sağcı, diğerleri solcu olarak görür? Bunun nesnel kıstasları ve belirleyenleri var mıdır? Üzerinde yıllardır düşünülen, devrevi olarak tartışma gündemine gelen bir soru bu. Bir yanıyla, sol ve sağı kendi başına anlamlı bir varlık, bir öz olarak ele almayı gerektirir. Ama böyle bir özcü yaklaşım elbette sorunludur. Modern dünyaya özgü bir düalizm olan sol ve sağın, bu dünyaya özgü evrensel bazı nitelikleri olduğunu söylemek, sola ve sağa zaman ve mekân ötesi özler atfetmek tehlikesini içinde barındırır. Solda olmakla solcu olmak her zaman örtüşmez. Böyle bir konuyu bir köşe yazısının sınırları içinde ele almak kolay değil. Genel bir iki gözlemle bu fark üzerinde düşünmeye başlayabiliriz.

Solda olmak

Solcu olmak, kendi içinde anlamlı, mutlak ve özneye içkin bir değeri ifade eder. Burada özcü nitelik ağır basar. İnsan kendini solcu olarak görebilir ama solda olmayabilir. Solda olmak, bir konumlanıştır. Örneğin Gilles Deleuze bu konumlanışı, kurulan sorunlar hiyerarşisine bağlar. Önce ailesinin ve evinin, daha sonra sokağının, ardından mahallesinin sorunlarına önem vermeye dayanan bir sıralama solda konumlanılmadığının bir göstergesidir. Solda olmak, somut insanı unutup, hayali bir evrensel insan peşinden koşmak mıdır o zaman? Değildir elbette. İnsanları ilgilendiren tüm sorunların bizim ortak sorunumuz olduğunu kabul etmektir. Böyle bir tavır, yanı başındaki insani sorunu görmeyip, dünyanın öbür ucundaki bir insan topluluğunun sorunlarıyla yatıp kalkma gibi bir somut gerçeklikten kaçma riski taşır. Solda olmak, yaşadığı yeri dönüştürmektir ve bunu başkalarının ezilmesi, sömürülmesi, dışlanmasına yol açmayacak biçimde yapmaktır. Dünyayı değiştirirken kendini de değiştirmektir.
Solda konumlanmak, toplumsal sorunlara önce ve hatta sadece ‘icraattan’ değil, bir ufuktan bakmaktır. Ufkuna eşitlik ilkesini yerleştirmektir. Gerçekleştirilmesi insanların elinde olan bir ufuktur bu.
Eşitsizlik hallerini bir kader veya doğada var olan, dolayısıyla doğal bir tezahür olarak kabul etmemektir. Solcu olmanın mülklü ve karnı tok olanların, düzenin işleyişinden mutluluk duyanların sesi değil, mülksüzlerin, açlık ve yarın endişesi çekenlerin, düzenin ezdiklerinin sesi olmak, onların hak ve adalet mücadelesine hizmet etmek olduğu malumun ilanıdır biraz.

İş, somut olarak solda olmaya gelince değişir. Bir toplumsal ortamda, işyerinde, ailede, okulda güçlü konuma gelince veya kendini orada bulunca, bu gücü güçlendirmeye çalışmamak, altındakileri ezme yönünde gücü kullanmamak, yanındakileri kendi gücünün kaldıracına dönüştürmemektir solda olmak. Ve paylaşmaktır. Güç pozisyonunu, zayıflara, güçsüzlere ve küçüklere karşı değil, güçlülere, büyüklere karşı kullanmaktır. Özgürlük hakkının herkese eşit dağıldığını kabul etmektir. Bu ise küçük veya büyük iktidar konumlarını derinleştirip, yoğunlaştırmaya, kendi iktidar konumunu fetişleştirmeye karşı güçlü bir iç frenin varlığını gerektirir.

Solcu, solda değil

Solda olmak, genel olarak, düzensizlikten varoluşsal bir endişe duymamak demektir. Hükmetmeye değil, mümkün kılmaya önem vermektir. İnsanın insani potansiyellerini geliştirmesini mümkün kılmak, insanların yaratıcılıklarının üzerindeki baskı ve engellerin ortadan kalkması için mücadele etmek, düzeni yüceltmemeyi içerir. 20. yüzyıl tarihi solcu olup da solda olunamamasının örnekleriyle doludur. Sadece iktidarda olan solların değil, onlardan daha fazla, iktidar olma kapasitesi olmayan solların içinde, solculuğun solda olmaya baskın çıkmasının örneklerini gördük ve yaşadık.
Solcu olmak mı önemlidir, solda olmak mı? Her ikisini birden olmadan, ne o olunur ne de bu demek doğru ama kolay bir yanıttır. Solcu olmak mı daha kolaydır, solda olmak mı sorusunu sormak gerekir o zaman. Solda olmak galiba solcu olmaktan daha zor.
Bu konuları tartışmaya devam edeceğiz.

{ "vars": { "account": "UA-51532466-3" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }