Vicdansızlığın egemen olduğu bir ülkede, öldürmenin yaşama ve yaşatmadan daha kutsal bir şey olduğunu zannedersiniz.
İnsanların, genç çocukların ölmesine değil; kendi tarafınızdan birilerinin ölmesine üzülürsünüz. Oysa karşı taraftan öldürülenler, ölmeye mahkûmlarmış gibi (!)
Hatta daha da ileri giderek, kendi taraflarınızdan birilerinin öldüğü gün caz konserinde yas tutacak kadar pişkinleşerek, başka bir dilde aşk şarkısı söyleyen bir kadını yuhalayacak kadar canavarlaşır, en güzel duygunun farkına varamayacak kadar da taş kalpliliğinizi ortaya koyarsınız.
Diyarbakır Cezaevi’nde insanların kendi seçme şansları olmadığı ırklarından dolayı işkenceler görmelerine burun kıvırır, ukalaca “Ne olacak canım, ne isterlerse sahip olabiliyorlar” dersiniz ama, sadece “Kürt” olmak istediklerini anlayamazsınız, anlasanız da damarlarınızda dolaşan asil kanın (!) kabarmasının önüne geçemezsiniz.
Bir toplumun anadilini konuşmasını hor görmeniz, kendinizi ne kadar büyük gördüğünüzü anlatsa da, hiç olmadı kendi aranızda bile vicdanın anadilini konuşmayı başaramazsınız; çağdaşlığı, ilericiliği biçim olarak ela alır, sırf bu yüzden sizin gibi giyinmeyenleri, sizden olmayanları “gerici” olarak suçlamayı marifet sanırsınız.
Oysa; unutursunuz…
Sizi buralara vicdanınız değil, vicdansızlığınız getirmiştir.
Sizi buralara sırça köşklerinizde solculuk yaptığınızı zannedip gizli faşistliğiniz getirmiştir.
Sizi buralara, herkesi kendiniz gibi yapabilme arzusu ve kendinizden olmayanı dışlama duygunuz getirmiştir.
Ve sizi buralara, haftanın 7/24’ü savunduğunuz devletiniz ve sisteminiz getirmiştir.
Bunu anlayamazsınız, anlasanız da; her şey sizin için tıkırındadır zaten.
Bundan sonra her Cumartesi bu köşede, vicdanın anadilini dilimiz döndüğünce konuşmak için buluşalım.
Merhaba!
Ve hoş gördük!
Emine Ayna’ın Sözleri…
Valla işin doğrusu ortada blok felan yok, sadece BDP var!
Hadi bazı solcumsular hemencecik hoplamasın diye şöyle düzeltelim; BDP seçimlere bu 15 bileşenle değil de, sadece kendisi olarak girseydi yine aynı milletvekili sayısını çok rahat bir şekilde çıkarırdı.
Bu meseleye başka bir yazıda değiniriz, şimdi benim söylemek istediğim; geçen günlerde BDP milletvekili Emine Ayna, Silvan’daki çatışmada hayatını kaybeden 13 askerin sorumluluğunu Başbakan Erdoğan’a yükledi.
Emine Hanım’ın mantığından gidecek olursak; hayatını kaybeden 7 PKK’linin sorumlusu da kendileri midir?
Eğer öyleyse BDP’nin seçim öncesinde “Artık savaş değil, barış istiyoruz” sözlerinin samimiyetini tartışmak gerekir. Öyle değilse de Emine Hanım’ın “AKP karşıtı” muhalefeti bırakıp bu savaşı yaratan ve devam ettiren sistemin üzerine gitmesinde fayda var diye düşünüyorum.
Keza Emine Hanım, Erdoğan’ı suçladıktan sonra da konuşmasına şu şekilde devam ediyor:
“Gözümüzün içine baka baka ‘Özerkliğin bizim hiçbir değeri ve kıymeti yoktur' diyorlar. Zaten sizin için bir değeri olsun diye ilan etmedik. Biz kendimiz için, halk için bir değeri olduğu için ilan ettik. Kendimizi yönetebileceğimize inandığımız için ilan ettik.”
Öncelikle kendi kendilerine ilan ettikleri özerkliklerini kutlarım. Daha sonra Emine Hanım ilan ettikleri demokratik özerkliğin ne demek olduğunu ve ne anlama geldiğini biliyorsa, geçtiğimiz Pazartesi Taraf’tan Neşe Düzel’e röportaj veren ve özerkliği anlatamayan Bengi Yıldız’a bir zahmet öğretiversin.
Hem bu sayede biz de öğrenmiş oluruz, ben de merak etmiyor değilim doğrusu!
Kemal Burkay…
Duyduklarıma göre, Kemal Burkay yarın (bugün) Türkiye’ye geliyor.
Burkay’ın çok değerli bir kişilik olduğunu düşünüyorum, bazıları onun bu değerini yok saymaya çalışsalar da…
Hoş geliyor, sefa geliyor.