Siyasete Sivil Bakış

Abone Ol

Son günlerde yaşanan olaylar ve sıcak gelişmelere bakınca öyle sanıyorum, kafası karışmayan insan yoktur.

Meclise gidip bizi temsil etsin diye seçtiğimiz vekiller, niye meclisi boykot ederler? Milyonlarca taraftarı olan, ülke gündemindeki yeri, siyasetten önce gelen spor kulüpleri ve yöneticilerinin karanlık ilişkileri nereye kadar uzanıyor? Başbakanın “yeni anayasa konusunda verdiğimiz sözü yerine getirmek için MHP ile anlaşabiliriz.” türünden açıklamalarında ne kadar samimidir ya da böyle bir alternatifin reel siyasette karşılığı var mıdır?

Yanıtını bulamadığımız o kadar çok soru varken, siyasilerin köy kahvesinde bile söylenmeyecek sözlerle yarattıkları polemik ortamında çözümü nerede arayacağız?

Kafaları daha karıştırmamak için, ne sosyolojik tespitler, ne ideolojik terimler ne de akademik sözcükler kullanmaktan özenle kaçınmaya çalışıyorum.

Orta yerde bir sorun var!

Demokratik sistemin vazgeçilmez kurumu parlamentoda iki siyasi partimizin milletvekilleri yemin ederek görevlerine başlamadılar. Milletvekili seçildikleri halde kendilerini tutuklayan mahkemeler tarafından tahliye edilmeyen milletvekillerini gerekçe göstererek meclisi boykot eden iki partinin yanında, aynı gerekçeyle bir milletvekillerinin tutukluluk hali devam eden başka bir siyasi parti meclisteki yerini alıyor.

Kim haklı, kim haksız, kim yargıya müdahale ediyor, kim edilmesini talep ediyor tartışmalarına girmeden şu gerçeğin altını çizmek gerek.

Toplumun büyük çoğunluğu bu kriz ortamından rahatsız ve cumhuriyet tarihinin en yüksek temsil oranına sahip bu meclisin biran önce toplanarak yeni bir anayasa yapmasını bekliyor.

Yakın geçmişte hiçbir dönemde yeni ve demokratik bir anayasa konusunda bu kadar geniş bir uzlaşı ortamı sağlanamamışken, barış dili yerine daha büyük krizlere yol açacak bir kavga dilini zorlamak kimseye yarar sağlamaz.

İktidar partisi lideri “tükürdüklerini yalatacağız” biçiminde krizi daha da körükleyen çıkışlar yerine krizi çözecek yaklaşımı göstermek zorunda olduğu gibi muhalefet adına birileri de çıkıp “kuzu kuzu istediklerimizi yapacaklar, onlara diz çöktüreceğiz.” gibi sokak kabadayısı dilini bir yana bırakıp, çözüme katkı sunacak tavır içinde olmak zorundadır.

Askeri vesayetin tümden kaldırılması, yüksek yargı ve sivil bürokrasi içindeki derin devletin karanlık güçlerinin tasfiyesini isteyen herkes bu kritik eşikte çok sorumlu davranmak durumundadır.

Aksi halde devam eden ve ülkemizi çetelerden, statükonun derin yapılarından arındıracak, temiz toplumun temellerini atacak davalar, amacına ulaşmadan kapatılacak ve tarihi bir fırsat daha kaçırılmış olacaktır.

Oysa daha sırada bu derin yapılanmanın henüz tam olarak ortaya çıkarılamamış medya ayağı, hayatın her alanında ve özellikle siyasette etkili olmuş iş adamları ayağı vardı.

Şimdi birileri Türkiye için çok büyük öneme sahip bu temizlenmenin, arınmanın önüne geçmek istiyorlar.

En çok da yeni bir anayasa yapılarak haksız yere elde ettikleri statülerinin sonlanacağından endişe eden egemen güçler, her fırsatta bu tür krizleri körüklemeye, Ergenekon, Balyoz gibi tarihsel öneme sahip davaları sulandırmaya çalışıyorlar.

Şimdi sıradan vatandaşlar olarak bizlere düşen görev; siyasi parti, etnik kimlik, inanç ve ideolojik ayrılıklarımızı bir yana koyup, gelişen son olayları yeniden ve objektif değerlendirmemiz gerekiyor.

Ülkemizin geleceği açısından halk iradesinin yaşama geçirilmesinden daha önemli hiçbir şey olamaz.

Bizim için meclis, meclise giremeyenlerden daha önemlidir.

Bir inatla, meclise girmeyenlerin hakkını savunuyoruz diyerek, sizleri meclise gönderen halka haksızlık etmiş olmuyor musunuz?

{ "vars": { "account": "UA-51532466-3" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }