Siyasetçi ve Siyasal Ahlak

Abone Ol

Türkiye 12 Haziran seçimlerine gerilim ve "bölünme" sendromu ile giriyor.

Oysa cumhuriyetin resmi söyleminde en sık tekrarlanan iki kavram "birlik" ve "beraberlik" olmuştur. Demek ki insanlar sahip oldukları şeyleri değil, özledikleri ve halen sahip olmadıklarını sloganlaştırıyorlar.

Eğer birlik ve beraberliği 87 yıldır sürdürdüğümüz "milli eğitim", ağır ceza yasaları ve fazla "gevşek" bulduğumuz için her seferinde "sıkılaştırdığımız" anayasalar ile yapamamışsak, başka yöntemler aramalı değil miyiz?

Ama siyaset bir iktidar mücadelesidir ve herkesin hakları, özgürlükleri değil birilerinin iktidarını sağlayacak düzenin devamı amaçlanır. Türkiye halkı, hâlâ kimin egemen, kimin tabi-ve-tali olması paradigması üzerinden siyaset yapıyor. Bir de halkın mutluluğu, özgürlüğü ve refahından çok düzen ve güven açısından meseleleri değerlendirdiği için devlet merkezli siyaset tarzını terk edemiyor. Hiçbir grup diğerine güvenmiyor ve iktidarı paylaşmak istemiyor.

Türkiye siyasal kültüründe "yaşa ve yaşat" veya "kazan-kazan" anlayışı daha yerleşmedi. Oysa birlikte yaşama (co-existence) olmayınca, ortak yok olmanın (co-extinction) kaçınılmaz olduğu görülmüyor. Siyasetçi ile devlet adamını ayıran ölçütlerden biri bu.

"3 bin kişilik kaset listesi var"

Bunu diyen Sn. Çetin Soysal, CHP Milletvekili. Geçen hafta CNN-Türk'te katıldığı bir söyleşide şubatta ortaya attığı iddiasını yineliyor. O tarihte kasetler, CHP Başkanı Deniz Baykal'ı devirmiş ama bir dizi MHP yöneticisinin siyasi hayatını daha bitirmemişti.

Diyelim ki böyle ahlaksız bir arşiv var. İki ihtimal ortaya duruyor: Birileri mevcut iktidarın sürmesi için cephane biriktiriyor ve kullanıyor. O zaman ne bu düzenin ne de iktidar bloğunun sürmesi hukuki ve ahlaki. Düzen, siyasi ölçütlere göre belirlenmiyor.

İkincisi, iddia edildiği gibi bu üç bin kişi içinde bakan olma şansı bulunan AK Partililer ve CHP'li yöneticiler de var. Onlara, itibarı ve etkinliği bitirilmek istenen gazeteciler, iş adamları, akademisyenler, yargı mensupları eşlik ediyor. O halde karşımızda iktidar ve alternatiflerini denetim altında tutmak isteyen kontrolsüz bir güç var. Sonuç: Egemenliliğin kaynağı hiç de millet değil. Yaşattığımız sisteme demokrasi demek zor. Ahlaksız bir oligarşi bizi yönetmeye çalışıyor.

Kullanılan gereçler arasında kameraların dışında ortam dinleme ve teknik takip cihazları var. Soysal'a göre, "Bunlardan emniyet 2005'te 15 tane aldı. Uzun süre envantere kaydolmadı ve bizim itirazlarımız üzerine geçen sene envantere girdi. Bunları kimin aldığı belli, yapanlar belli."

İddia vahim. Sonuçları açık ve çok tahripkâr. Kırılgan demokrasimizin daha da işlemez hale gelmesi tehlikesi var. O nedenle önce liderler, sonra bütün parti temsilcileri bir araya gelmeli ve bir "Siyasal Ahlak Yasası" üzerinde anlaşılmalı. Bu ahlaksız vesayet çabasının "aile özeli" veya "aile dışı ilişki" türünde yapay ayırımlara sapılmadan doğrudan demokrasiyi ve siyaseti tehdit ettiğini görmeli. İşte siyasetçi ile devlet adamlığı farkı için ikinci ölçüt. Biri kendini, diğeri toplum odaklı düşünür.

{ "vars": { "account": "UA-51532466-3" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }