Temelli: Yerel seçimler Türkiye açısında kritik öneme sahiptir

Temelli, gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu

Temelli: Yerel seçimler Türkiye açısında kritik öneme sahiptir

HDP Eş Genel Başkanı Sezai Temelli partisinin il eşbaşkanları toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Temelli, “Yerel seçimler Türkiye açısında kritik öneme sahiptir. Yerel seçim olmasının ötesinde bir demokrasi mücadelesi eşiğidir. Bu eşiği daha yukarıya hep birlikte taşımalıyız. Olduğumuz her yerde, beldemizde, ilçemizde ilimizde bu mücadeleyi bu AKP-MHP bloğuna karşı, bu ceberrut, faşist iktidar anlayışına karşı demokrasi özgürlük ve barış mücadelemizi bulunduğumuz her yerde yükseltmeliyiz. Kayyumları süpürüp atacağız. Sadece 96 değil, çok daha fazla yerelde de iktidara geleceğiz ve yerel demokrasiyi orada var edeceğiz. Öncelikle yerel demokrasinin var edilmesi büyük demokrasi dönüşümü açısından önemlidir, en güçlü ve en kararlı adımdır” dedi.

Gündemdeki gelişmeleri değerlendiren Temelli şunları söyledi:

Evet sevgili arkadaşlar, seçim kampanyamız uzun zamandır devam ediyor aslında ama seçimlere 1,5 ay kala olan son etabı başlıyor. Bu etap başlamadan önce il eşbaşkanlarımızla bir araya gelmek istedik.

Hem bugüne kadar olan seçim kampanyası sürecini değerlendirmek hem de bugünden sonra 31 Mart’a kadar olan seçim sürecini planlamak ve yerellerimizde yapacağımız çalışmalar konusunda ortaklaşmak için bugün bu toplantımızı gerçekleştiriyoruz.

Tabii bizim yegane gündemimiz seçim değil. Seçimler gündemlerimizden önemli bir başlığı oluşturuyor. Ama bunun ötesinde biz Türkiye’de barış, demokrasi ve özgürlük mücadelesinin yürütücüleri olarak çok daha kapsamlı bir gündeme sahibiz.

‘İMRALI TECRİDİ SÜRDÜĞÜ SÜRECE BU ÜLKE ADALETTEN UZAKLAŞACAK DEDİK VE HAKLI ÇIKTIK’

Bildiğiniz gibi Türkiye ağır tecrit koşullarında. Türkiye bugün sadece Sayın Öcalan’a uygulanan tecrit koşullarıyla boğuşmuyor. Sayın Öcalan’a uygulanan tecrit koşullarının giderek yaygınlaşması ve tüm bir ülkeyi sarıp sarmalamasıyla da boğuşuyor. Biz 5 Nisan 2015 tarihinde başlayan bu tecride, o günden bu güne kadar hep dikkat çektik. Dedik ki İmralı tecridi sürdüğü sürece bu ülke hukuktan uzaklaşacak, İmralı tecridi sürdüğü sürece bu ülke adaletten uzaklaşacak ve nitekim sözlerimiz maalesef doğru çıktı.

Bu tecridin sonlanması sadece ve sadece İmralı’yla sınırlı olacak bir hakkın hukukun yerine getirilmesi değildi. Bunun çok daha ötesinde bu ülkenin demokrasi sorununa barış sorununa bir çözüm getirecekti. Fakat bugüne kadar bırakın bu konuda atılmış olumlu bir adım olmasını tam tersine bu ülke her geçen gün adaletten, hukuktan uzaklaştı. Bu iktidar 5 Nisan 2015’ten beri uygulamış olduğu politikalar nedeniyle bu ülkeyi sorunlar yumağı haline getirdi. İçinden çıkılmaz sorunlar büyüyor. Bizim bu sorunları çözmemiz için bu tecrit bitmeli.

‘HUKUKSUZLUK BUGÜN ÜLKEDE OLAĞANLAŞMIŞTIR’

Tecrit bir hukuksuzluktur dedik. Bu hukuksuzluk her yeri kaplıyor dedik. Evet bugün dönüp baktığımızda hukuksuzluk olağanlaşmıştır. Bu hukuksuzluk o denli olağanlaşmış ki artık yargı bağımsızlığından, adaletten bahsetmek mümkün değildir. Bugün herhangi bir yaşam alanında adaletten bahsetmek mümkün değildir. Cezaevlerinden adaletten bahsetmek mümkün değildir. İşte bu denli zor koşullardayız. Bunu rağmen biz mücadelemizi devam edeceğiz.

‘GEÇ KALDIĞIMIZ HER GÜN LEYLA GÜVEN’İN SAĞLIK KOŞULLARI ÇOK DAHA KÖTÜLEŞİYOR’

Bu mücadelenin bugün belki de en önünde yürüyen Sevgili Leyla Güven’i bu vesileyle bir kez daha selamlıyorum. Açlık grevinin 92. günündedir. Çok kritik bir aşamadadır. Her geçen gün, geç kaldığımız her gün Leyla Güven’in sağlık koşulları çok daha kötüleşiyor. Bu kötüleşme telafisi mümkün olmayan sonuçlara neden olabilir. Bu yüzden geç kalmamak zorundayız. Üzerimize düşen sorumluluğu yerine getirmek zorundayız. Leyla Güven’in sesini her yerde duyurmak için üzerimize düşeni yapmalıyız. Meclis’te iki gün boyunca adalet, barış demokrasi nöbeti tuttuk ve bu açlık grevine dikkat çekmek istedik. Bu konuda yapılması gerekeni, iktidarın hükümetin bir an önce yapması gerektiğine vurgu yaptık. Hala bunu duymazdan gelenler, 92. güne gelen açlık grevini görmezden gelenler sadece sorunları büyütmekle kalmıyorlar, açlık grevindeki arkadaşlarımızın yaşamını riske atıyorlar. Olası kötü gelişmelerin müsebbibi bu iktidardır.

Çünkü bu iktidar hukuku gasp ediyor. Talep çok nettir, açıktır: Sayın Öcalan ailesi ve avukatlarıyla düzenli olarak görüşmelidir. Bu talebi yerine getirmemek, görmezden gelmek hukuk ve adalet gaspıdır. Bunu sadece biz söylemiyoruz. Avrupa Konseyi Parlamenterler Birliği kararlarında bunu teyit etti, CPT bu konularda çalışmalar yapıyor. Bu hukuksuzluğun giderilmesi için aile ve avukatlarının görüşmesi düzenli olarak başlamalıdır. Ancak Sayın Öcalan’ın avukatlarının 787’nci başvurusu da reddedildi.

‘300’DEN FAZLA KİŞİ CEZAEVLERİNDE AÇLIK GREVİNDE VE KÖTÜ MUAMELEYE MARUZ KALIYOR’

Hükümetin bu talebi görmezden gelmesi, ülkeyi hukuksuzluk girdabında çok daha ağır sorunlara sürüklemektedir. Sadece Leyla Güven değil bugün Türkiye cezaevlerinde 300’den fazla tutsak açlık grevinin 54.günündedir ve cezaevi koşullarında ne vitamin alabilmektedirler ne de sağlıklı koşullarda bu eylemi sürdürebilmektedirler. Daha ötesi açlık grevinde olanlara yönelik cezaevlerinde kötü muamele ve işkence vardır. Cezaevleri başlı başına Türkiye’nin adaletsizlik fotoğrafını sergilemektedir. O yüzden cezaevlerindeki bu kötü muameleye son verilmesini ve hukuki taleplerinin yerine getirilmesini istiyoruz.

Strazburg’da açlık grevinde olan arkadaşlarımız var. Onlar da açlık grevinin 53.günündedir. Yine Sevgili Sebahat Tuncel, Selma Irmak da açlık grevinin 23.günündedir. Buradan onlara da sevgi ve saygılarımı iletiyorum.

‘BU GİDİŞİ DURDURABİLİRİZ’

Evet büyük bir hukuksuzluk var dedik. Saray’dan gelen talimatlarla hareket eden bir yargı ile karşı karşıyayız. Bu hukuksuzluğun her yeri kaplamasına rağmen toplumun sessizliği hepimizi ürkütmektedir. Demokrasiden, barıştan, özgürlükten, adaletten yana olan vicdan sahibi olan herkese bir kez daha sesleniyorum. Bu gidişi durdurabiliriz. Bu vicdansızlığı durdurabiliriz. Yeter ki vicdanlarımızın sesini dinleyelim. Türkiye o kadar kötü duruma sürüklenmiş ki Freedom House'un yaptığı son araştırmaya göre Türkiye 195 ülke arasında hukuksuzlukta 114. sıradadır. Türkiye’nin sürüklendiği yer budur. Türkiye bunu hak etmiyor. Türkiye halkları bunu hak etmiyor. Türkiye halkları bu hukuksuzluğa son verecektir.

‘ERDOĞAN ELİNDEKİ MEDYA GÜCÜYLE BİR ALGI YÖNETİMİ YAPMA PEŞİNDE, BU ALGIYI KIRMALIYIZ’

Cumhurbaşkanı Erdoğan bu ülkenin demokratik bir ülke olduğunu söylüyor. Ama ortadaki tablo nasıl bir akıl tutulması olduğunu gösteriyor. Bu ülke demokrasi adına bütün niteliklerini bu denli hızla kaybederken Erdoğan aklımızla alay edercesine, gözümüzün içine baka baka en demokratik ülkenin Türkiye olduğunu söyleyebilmektedir. ODTÜ’yü ziyaret ettiğinde üniversitelere yapılmış bunca saldırı varken, üniversitelerdeki bilimsel çalışmalar konusunda da aynı anlama gelecek açıklamalar yapabiliyor. Oysa üniversiteler saldırı altındadır. Binlerce öğretim üyesi, tecrit altındaki bu ülkede tam da bu dönemde üniversiteden uzaklaştırıldı. Üniversiteler de tecrit altındadır. Yine aklımızla alay edercesine KHK’lerle uzaklaştırılanlar dışında barış istediler diye barış akademisyenleri bu ülkede yargılanıyor. Barış Akademisyenleri akla hayale sığmayacak cezalar alıyorlar. Rektör atamalarına bakacak olursak bu rektörler üniversite anlayışından o kadar uzak ki, üniversiteler çöle dönmüş durumda. Tüm bunların yaşandığı bir ülkede Cumhurbaşkanı çıkıp kendi hayallerini gerçekmiş halka anlatabiliyor. Aslında bu bir algı yönetimi. Elindeki medya gücüyle tüm topluma olmayan bir şeyi varmışcasına bir algı yönetimi peşinde. Bu algıyı kırmalıyız. Üniversitelerde, sokaklarda, mahallemizde kırmalıyız. Türkiye’nin her yerinde hakikatin sesini yükseltmeliyiz. İşte bizim mücadelemiz budur.

‘KADINA YÖNELİK ŞİDDETİN KAYNAĞI İKTİDARIN VAR ETMEYE ÇALIŞTIĞI ERKEK EGEMEN KÜLTÜR VE SİYASETTİR’

Adaletsizlik her yerde. Ocak ayında en az 43 kadın öldürülmüş. Her ay bu sayıda kadın, kadın cinayeti sonucu yaşamını yitiriyor. Kadına yönelik şiddetin boyutu sadece bu rakamlarla ölçülemeyecek kadar büyük. Her yerde giderek artan bir kadına yönelik şiddet söz konusudur. Bu şiddetin beslendiği kaynak tam da bu iktidarın erkek egemen anlayışıyla var etmeye çalıştığı kültür ve siyasettir. Kadın temsiliyetinin bu denli az olması hatta yok denecek kadar az olması Türkiye’deki içinden çıkılmaz sorunların belki de en önemli kaynaklarından biridir. Ben buradan tüm kadınları bir kez daha siyasete çağırıyorum.

‘HEP BİRLİKTE KAYYUM UTANCINDAN BU ÜLKEYİ KURTARACAĞIZ’

Yerel seçimlere gidiyoruz. Kentlerimizi biz yönetmek istiyoruz. Kadınların, emekçilerin, gençlerin kentini var etmek istiyoruz. Halklarımızın iradesini iktidara taşımak istiyoruz. Halkın iradesini yok sayan bu kayyumcu zihniyete karşı kentlerimizi kazanmak istiyoruz. Bunu da başaracağız. Hep birlikte bu kayyum utancından bu ülkeyi kurtaracağız.

Şimdi çıkıp diyorlar ki “Kayyum şu hizmeti yaptı, kayyum bu hizmeti yaptı.” Ben de buradan diyorum: Kayyum ağzıyla kuş tutsa biz yine onları süpürüp atacağız. Çünkü onların yaptığı hizmet bu tartıda ölçülecek bir şey değildir. Bu tartıda ölçülecek şey adalet, demokrasi ve irademizdir. İrademizi gasp edenlere vereceğimiz yanıt sandıkta çok nettir.

Kayyumları istemiyoruz. Biz müşteri değiliz, bizi hizmetle terbiye edemezsiniz. Biz vatandaşız. Kentimizi de kendimizi de biz yöneteceğiz diye yola çıkmış bir siyasi iradeyiz. Bu irademizin gereğini de yerel seçimlerde yerine getireceğiz. Kaldı ki kayyumların üretmiş olduğu hizmet falan yoktur, kayyumların üretmiş olduğu hukuksuzluk ve gasp vardır. Kentin, o halkın taşınmazlarına el koymuş, gasp etmiştir. Yolsuzluklarla belediyeleri aşırı düzeyde borçlandırmıştır. Şimdi tüm bunlara son verme zamanı.

İMAR BARIŞI DÜN KARTAL'DA ŞAHİT OLDUĞUMUZ KENTSEL YIKIMIN YOLUNU AÇIYOR’

Kentsel yıkımın kentlerin yıkımının olduğu bir süreci yaşıyoruz. Dün İstanbul Kartal’da bir bina çöktü. Üzerinde 3 kat kaçak olan bir bina. Bu binanı çökmesi sonucunda 3 vatandaşımız yaşamını yitirdi. Onlara Allah’tan rahmet diliyorum, ailelerine sabır diliyorum. Fakat bu çarpık kentleşme bu ranta dayalı kentleşme bunun gibi daha birçok olayla karşılaşmamıza neden olabilir. İstemiyoruz, ama böyle bir potansiyel var. İşte İmar Barışı dedikleri mesele de tam da bu kentsel yıkımın yolunu açıyor. İmar Barışı dediğimiz şey bugün kaybettiğimiz 3 vatandaşın sorumlusudur. 8 buçuk milyar gelir elde etmek adına, ki beklentileri daha fazlasını kazanmaktı, kentleri içinden çıkılmaz hale getirdiler. Kentleri beton çöplüğüne çevirdiler, çevirmeye de devam ediyorlar.

‘ÇEVREYE DUYARLI KENTLER’ YARATACAĞIZ DİYORLAR AMA ÇEVREDEN ANLADIKLARI AKRABALARI, DOSTLARI’

Tüm bunlar olurken, bir de ne duyuyorsunuz? Hani bilimsel özgürlüğü olmayan üniversiteye, demokrasinin olmadığı ülkeye nasıl yalan söylüyorlarsa, dönüp şimdi kentlere yönelik diyorlar ki “Çevreye duyarlı kentler” yaratacağız. Bunların çevreden anladıkları  çevrelerindeki akrabaları, eşleri, dostları olsa gerek. Çünkü ancak onlara duyarlı oldukları için o çevrelerindeki müteahhitlerle kentleri bu içinden çıkılmaz hale sürüklemişlerdir. Sadece kayyumlardan bu ülkeyi kurtarmakla kalmayacağız, diğer kentlerde de gerçek anlamda kentsel hakların korunduğu, kültürel ve tarihsel dokusuna ve emekçilerin, kadınların haklarını gözeten bir siyaseti var etmek için de bu süreçte üzerimize düşenin gereğini yerine getireceğiz.

EKONOMİK GÖSTERGELER KÖTÜYE GİDİYOR, BAKANLAR CUMHURBAŞKANI ÜLKEYE HAYAL SATIYOR’

Ekonomik kriz giderek derinleşiyor. Bugün üzerine atılmış şal, ekonomik krizi gölgelemeye çalışan bütün girişimler aslında seçimlerden sonra ülkeyi çok ciddi bir krizin ve iktisadi çöküşün beklediğini gösteriyor.

Enflasyon artışı ve bununla beraber gelen fiyat artışları asgari ücreti bir ay içerisinde açlık sınırlarının altına çekti. En basit göstergesi ile buna baktığımızda bile gidişatın ne denli kötü olduğunu görmemiz mümkün. Enflasyon sadece göstergelerden biri. Bütün ekonomik göstergelerin kötüye gittiği bir yerde, ekonomiden sorumlu bürokrasi, bakanlar ve Cumhurbaşkanlığı ülkeye hayal satmaya devam ediyor. Ülkenin bütün kaynaklarını üç beş kuruşa pazarlamaya devam ediyor. Neden? Çünkü hem bu seçimleri kazanmak için böyle bir yola tevessül ediyor hem de savaş politikalarını sürdürmek için.

Savaş politikaları bir yıkımdır. Hem iktisadi anlamda hem de siyasi anlamda bir yıkımdır. Her geçen gün yeni bir senaryoyla karşımıza çıkıyorlar. Minbiç meselesinde, bir gün ABD’de, bir gün Rusya’da, bir gün bir başka Avrupa ülkesinde boy göstererek bu savaş politikalarındaki ısrarlarını dayatıyorlar.

‘AFRİN BAŞTA OLMAK ÜZERE BİR AN ÖNCE SURİYE’DEN ELİNİZİ ÇEKİN’

Oysa Suriye’nin çözümü savaştan değil demokratik çözümden geçiyor. Suriye halklarının iradesinden geçiyor. Bunu en başından beri söyledik, söylemeye de devam edeceğiz. Suriye’den elinizi çekin. Afrin’de yaptığınız bütün bu hukuksuzluğu, şiddeti, zulmü Suriye’nin başka yerlerine de yaymayın. Afrin başta olmak üzere bir an önce Suriye’den elinizi çekin. Suriye’nin geleceğine Suriye halkları karar vermelidir. Suriye’nin geleceğine Suriye halklarının karar vermesi için öncelikle Suriye’yi DAEŞ teröründen bir an önce kurtarmak gerekiyor.

İdlib meselesinin acilen çözülmesi gerekiyor. Uluslararası kamuoyunun, Birleşmiş Milletlerin bu konuda gecikmeden inisiyatif alması gerekiyor. Sonrasında da Suriye halklarına Suriye demokratik çözüm yolunun bir an önce açılması gerekiyor. Tüm uluslararası kamuoyu üzerine düşen sorumluluğu almalı, katkı sağlamalıdır.

‘YEREL SEÇİM BİR DEMOKRASİ MÜCADELESİ EŞİĞİDİR’

Böyle karanlık bir tablo altında yerel seçimlere gidiyoruz. Yerel seçimler Türkiye açısında kritik öneme sahiptir. Yerel seçim olmasının ötesinde bir demokrasi mücadelesi eşiğidir. Bu eşiği daha yukarıya hep birlikte taşımalıyız. Olduğumuz her yerde, beldemizde, ilçemizde ilimizde bu mücadeleyi bu AKP-MHP bloğuna karşı, bu ceberrut, faşist iktidar anlayışına karşı demokrasi özgürlük ve barış mücadelemizi bulunduğumuz her yerde yükseltmeliyiz. Kayyumları süpürüp atacağız. Sadece 96 değil, çok daha fazla yerelde de iktidara geleceğiz ve yerel demokrasiyi orada var edeceğiz. Öncelikle yerel demokrasinin var edilmesi büyük demokrasi dönüşümü açısından önemlidir, en güçlü ve en kararlı adımdır.

‘TÜRKİYE’NİN HER YERİNDE BU İKTİDARI GERİLETMEK BİZİM EN ÖNEMLİ SORUMLULUĞUMUZDUR’

Türkiye bu rejimi taşıyamıyor. Türkiye’nin tarihi, geçmişi halkların bir arada yaşama iradesi bu rejimi kabul etmiyor. Türkiye çoğulcu, demokratik bir cumhuriyeti bir an önce var etmek zorundadır. Bu açıdan yerel seçimler en önemli adımlardan biridir. Sadece kayyum illerinde değil, Türkiye’nin her yerinde bu iktidarı geriletmek bizim en önemli sorumluluğumuzdur.

Stratejimizi böyle belirledik, mücadelemizi bu hatta oturttuk. Biz herhangi bir partiyle ittifak ya da pazarlık yapmadık. Biz halklarımızın iradesini, mücadelesini yükseltmek için halklarımızla birlikte yol alıyoruz. Bunun için yerellerde çalışmalar yaptık, yerel teşkilatlarımızla bir araya geldik. Bunun için kentlerde tüm yerel dinamiklerle buluştuk. Sivil toplumla, sendikalarla kadınlarla bütün toplumsal kesimlerle buluştuk.

‘AKP-MHP BLOĞUNUN GERİLEDİĞİ HER YERDE DEMOKRASİ EN AZINDAN BİR ADIM İLERİ GİTMİŞ OLACAK’

Geçen yılın Ağustos ayından bu yana 7/24 çalıştık. Bunun sözünü halkımıza vermiştik. Yerellerden gelen raporlar doğrultusunda, halkımızın talepleri doğrultusunda bazı yerlerde aday çıkarmadık. Bu herhangi bir partiyi desteklemek ya da ittifak yapmak anlamına gelmez.

Biz bir ittifakın içinde olmayacağımızı söyledik. Ama yerelin demokrasi konusunda barış adalet konusunda tüm yerel dinamiklerin buluşmasını sağlayacak, AKP-MHP bloğunu geriletecek bir çalışmanın önünün açmak adına üzerimize düşen sorumluluğun gereğini yerine getirdik, getirmeye de devam edeceğiz. AKP-MHP bloğunun gerilediği her yerde demokrasi en azından bir adım atmıştır, bu da Türkiye’nin geleceği için hayırlı bir adımdır. Bunun sorumluluğu gereği bugün belirleyeceğimiz plan ve program çerçevesinde kendi yerellerimizde bu güçlü çalışmayı hep birlikte hayata geçireceğiz. Hepinize çalışmalarınızda başarılar diliyorum. Hepimizin yolu açık olsun.

Güncelleme Tarihi: 08 Şubat 2019, 12:27
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER