Temelli: İktidar şov peşinde, Alevilerin hangi sorununu çözdünüz?

HDP Eş Genel Başkanı Sezai Temelli, partisinin Dersim İl Örgütü'nün 3. Olağan Kongresi’nde konuştu

Temelli: İktidar şov peşinde, Alevilerin hangi sorununu çözdünüz?

HDP Eş Genel Başkanı Sezai Temelli, partisinin Dersim İl Örgütü'nün 3. Olağan Kongresi’ne katıldı.

Kongrede yaptığı konuşmada siyasal sürece ilişkin değerlendirmelerde bulunan Temelli, şunları söyledi: 

Bugün Dersim'in 3. Olağan Kongresi’sinde bir araya geldik. Kongremizden güçlenerek çıkacağımızdan eminim. Bugüne kadar emek veren tüm arkadaşlarımıza teşekkür ediyoruz. Şimdi bir kez daha kararlı mücadelemizi büyütme zamanıdır. Tıpkı bize sinevizyondan seslenen arkadaşlarımızın kararlı mücadelesi gibi. Nurhayat’ın, Gültan’ın mücadelesi gibi bu mücadeleyi büyütme zamanıdır. Onlar özgür kalana kadar, tüm yoldaşlarımız özgür kalana kadar bu mücadele durmayacak, yolumuza aynı kararlılıkla devam edeceğiz. Bugün sürgünde olan tüm arkadaşlarımız yerine yurduna dönene kadar, bu halk özgür kalana kadar bu mücadele sürecek. 

Dersim direnmektir, direnmek yaşamaktır. Tüm dünyaya örnek olacak bir yaşamdır Dersim. İttihatçı, tekçi anlayışa karşı 100 yıllardır direndi. Direne direne direnmeyi yaşam biçimi haline getirdi. Bu tekçi anlayışı, bu faşist zihniyeti, bu ittihatçı aklı kabul etmiyoruz. Bu aklı bu ülkeden söküp atana kadar bu mücadelemiz sürecek. 

Tıpkı 38 Katliamı’nda olduğu gibi bugün de siyasi kırım devam ediyor. Tıpkı 90’lar ortasında olduğu gibi zorunlu göç bugün de devam ediyor. Bugün bu iktidar tarihi tekerrür ettirme peşinde. Bilmiyorlar ki tarihi tekerrür ettirmeye çalışanların tarihin çöplüğünden başka gidecek yeri yoktur. Bunların da tarihin çöplüğüne gitmekten başka yeri yoktur. Nasıl ki kayyımları 31 Mart'ta süpürdük, bu kez bu iktidarı kayyımlarıyla beraber tarihin çöplüğüne süpüreceğiz. Bu tekçi aklın bu topraklardan, tarihten, kültürden haberi yok. İnsanlara dayattığı o tekçi anlayışını zorla kabul ettirebileceğini sanıyor. Kendi ülkesinden haberi olmayan en büyük kötülüğü kendi ülkesine yapar. Bunlar da bunu yapıyorlar. Bu güzel ülkeyi yıkma derdindeler. Toplumu ayrıştırarak en büyük kötülüğü yapmaya devam ediyorlar. O yoz, milliyetçi anlayışlarıyla, ayrıştırıcı siyasetleriyle kötülük yapmaya devam ediyorlar. Ama biz de buradan halkımıza bir kez daha şu sözü veriyoruz: Tüm bu nefret tohumlarını bu topraklardan söküp atacağız. İnancımızla, farklı kimliklerimizle bu toprakların zenginliğiyiz, geleceğiyiz. İnancımıza, yerimize, yurdumuza sahip çıkacağız. Bu mücadeleyi yan yana kararlılıkla sürdüreceğiz. Bundan kimsenin şüphesi olmasın. 

HALA BU KENTİN ADINI SÖYLEYEMİYORLAR

Tüm farklılıklarımıza saldırıyorlar. Bundan en çok etkilenen, bedel ödeyen kenterimizden biridir Dersim. Hâlâ adını bile koyamıyorlar. Zaman zaman 38 Katliamı'nı kınadıklarını söylüyorlar ama hâlâ bu kentin adını söyleyemiyorlar. O tarihle yüzleşmek zorundasınız. Yapmış olduğunuz felakete son vermenin yolu tarihle yüzleşmektir, Dersim'e Dersim demektir.

İnançlarımıza ve kimliğimize saldırıyorlar. Bu inancı yok sayarak seçimden seçime iki vaatle insanların aklını çelecebileceklerini sanıyorlar. Oysa bu inanç güçlü bir inançtır. Kimliklerimiz güçlü kimliklerdir. Bizi var edendir, varlığımızdır. Varlığımıza yönelik tüm bu saldırılara karşı inancımıza ve kimliğimize daha fazla sahip çıkmalıyız. Dersim deyince kalekollar, güvenlik barajları; adeta bir savaş platosu karşımıza çıkıyor. Dayatmaya çalıştıkları senaryo budur. Biz de diyoruz ki bu senaryoyu parçalarız, yırtıp atarız. 

Gözleri o kadar dönmüş ki o kapitalist anlayışlarıyla, mezhepçi yaklaşımlarıyla, ırkçı tavırlarıyla nerede bir zenginlik varsa halklara dair bir şey varsa onu yok etmeye çalışıyorlar. Kömür madenleri, termik santralleri ile Munzur’u maden sahası yapmaya çalıştılar. Doğayı yok etmeye çalışıyorlar. İnsanı ve doğayı katlederek servetlerine servet katmaya çalışıyorlar. Bunu kabul etmemeliyiz. Nasıl ki inancımıza, kimliğimize sahip çıkıyoruz, doğamıza da sahip çıkmalıyız. O doğa bizim yurdumuzdur, bizi var edendir. 

ANADİLİMİZE SAHİP ÇIKMALIYIZ

Bu ülkenin bütün zenginliklerini çalıyorlar. Bu ülkenin en değerli varlıklarına acımasızca saldırıyorlar. Bu ülkede herkes yoksul. Ama sadece yoksul değiliz şimdi haklarımızı da çalıyorlar. Bizi en temel haklarımızdan da yoksun bırakıyorlar. Hayvancılığın yasaklanması, yaylaların yasaklanması, ormanların yakılması, ana dilimize saldırı; hepsi bu zihniyetin ürünü. O yüzden de anadilimize sahip çıkmalıyız. Bir ülkede birlikte yaşamak sadece ve sadece tek bir dil ile yaşamak değildir. Bir arada yaşamak herkesin kendi anadilinde bir araya gelmesidir. Bunu sağlayabildiğimizde ülke oluruz. Bunu sağlayabildiğimizde orası bizim ortak vatanımızdır. O yüzden kimliğimize, dilimize sahip çıkacağız. O zaman Demokratik Cumhuriyeti var edeceğiz. 

Demokratik Cumhuriyet bir arada yaşama, farklılıkların bir arada olmasıdır. Özgürlüktür, özgür siyasettir. O yüzden hepimiz siyaset yapacağız. Siyasetimize sahip çıkacağız. Siyasetle bu ülkeyi de değiştireceğiz, geleceğimizi hep birlikte inşa edeceğiz.

Bu ülkenin çok ciddi sorunları var. Bir tanesi de Alevi meselesi. Geçen gün bir evin kapısına yine bir nefret söylemi yazıldı. Bu ülkenin en büyük sorunlarından biridir Alevi meselesi. Çözülmesinin yolu yine Demokratik Cumhuriyet'tir. Eşit yurttaşlık temelinde bir arada yaşama iradesinin hayata geçmesidir. Bunun için bir demokratik anayasa kaçınılmazdır. Alevi yurttaşlarının haklarının amasız yerine getirilmesidir.

İKTİDAR ŞOV PEŞİNDE

İktidar ne yapıyor? Kapıya yazılan yazıya büyük tepki gösteriyor ama şov peşinde. Yakalanacakmış, cezalandırılacakmış. Oraya o yazıyı yazanı yakalamak Alevi sorununu çözmez. Alevi sorunun çözülmesi için bizzat Alevilerle bunun siyasetinin var edilmesi gerekiyor. Siz mezhepçisiniz, Alevileri yok sayan bir zihniyete sahipsiniz. Tam 17 yıldır iktidardasınız. Alevilerin hangi sorunlarını çözdünüz? Bırakın çözmeyi bütün sorunları büyüttünüz. 

Bu ülkenin en büyük sorunlarından biri Kürt sorunudur. Bakın, Kürt sorununun çözümünün nereden geçtiğini defalarca söyledik. Kürt sorunu küresel bir meseledir. Bu meseleyi çözmek için bir gün Washington'a bir gün Moskova'ya gidiyorsun ama unutma çözüm İmralı'da. Sayın Öcalan her görüşmede, fırsat bulduğunda meseleyi bütün ayrıntıları ile alıp nasıl çözüleceğine dair, sadece Türkiye değil, Ortadoğu ve küresel anlamda önermelerde, tezlerde ve çıkarımlarda bulundu. Bunu dinleyerek bir yol kat edebilecekken, 2013- 15 arasında ortaya konan o çözüm hattında yol alınabilecekken çöktürme planlarıyla bu yok sayıldı. Bugün içinden çıkılmaz bir noktaya gelindi. Bu iktidarın yarattığı durum bir felakettir.  Bu felaketten nasıl çıkılacağını da son görüşmede dile getirdi. Bu meselenin nasıl çözüleceği bellidir. Bu meselenin çözümünden kaçanlar aslında bu ülkeye kötülük ediyorlar. 

Bu ülkeye savaş politikalarını ve Kürt düşmanlığını dayatarak sadece Kürtlere değil bu topraklarda yaşayan 72 millete kötülük ediyorlar. Gelin bir araya gelelim, omuz omuza verelim, çözümsüzlükten beslenen iktidara demokratik çözüm konusunda bir yol açalım. İşte buna 3. yol diyoruz. Bütün çağrılarımızı da bu yönde yaptık. Bu düşmanlığı bitirmenin yolu bizim elimizde, bu iktidarın değil. Çünkü bu iktidar bu düşmanlıktan besleniyor. Her gün yeniden yeniden bir düşmanlık üretiyor. 

HDP HAKİKATİ SÖYLEDİKÇE BU İKTİDAR DEŞİFRE OLUYOR

Bu sabah Antep’te 9 HDP'li, il eşbaşkanımız dahil tutuklandı. Her gün yeni gözaltılar, tutuklamalar. Bir siyasi kırım, HDP'yi demokratik siyaset alanından tasfiye etme çalışmaları. Çünkü HDP hakikati söyledikçe, demokratik siyaset içinde çözüm ürettikçe bu iktidar deşifre oluyor, çözümsüzlüğü, çaresizliği gösteriliyor. Acze düşmüş bir iktirarın fotoğrafını her gün bu topluma gösteriyoruz. Onların elinde tek bir şey var, şiddet var, savaş var, zulüm var. Şiddetten, zulümden, savaştan besleniyorlar. Biz de diyoruz ki bu şiddete, bu zulme, bu savaş politikalarına birlikte son vereceğiz. 

Kayyım şiddettir, siyasi darbedir. İşte Peri Eşbaşkanımız aramızda, Peri'ye kayyım atadılar, neden? Hiçbir gerekçeleri yok. Bugün tutuklu bulunan 16 belediye eşbaşkanımızın tutuklu bulunmasını haklı kılacak tek bir gerekçe yok. Tam tersi kendi suçlarını örtbas etmek için kayyım atıyor, gözaltına alıyor, tutukluyorlar. Kayyım şiddettir, hukuksuzluktur, acze düşmektir. İktisaden talandır, yolsuzluktur. Kayyım atanan belediyelerde suç yoktur ama kayyımın atanması bizzat yasa tanımamazlıktır, hukuksuzluktur. Bu iktidar 12 Eylül zihniyetini korumaya devam ediyor. OHAL'ci zihniyetle kayyım atayarak suç işliyor. 12 Eylül Anayasası'nı bile yok sayıyor. Bu anayasayı bile yok sayacak bir hukuksuzlukla karşı karşıyayız. Bu hukuksuzluk belediye meclislerini bile yok sayıyor. Halkın iradesini yok sayıyor. Siyaseten acze düşmüş bu iktidar. “Kürt halkına siyaset yapamazsın” diyor. Biz de diyoruz ki bu halk siyaset yapma iznini senden almaz. Bu halk siyaset yapar, siyaset yaparak da bu kayyım rejimine son verecek .

KAYYIM BU KİRLİ İKTİDARINFİNANSMAN ARACIDIR

Bir kayyım raporu açıkladık. Ne denli yolsuzluk yapıldığını herkese gösterdik. Kayyım bu kirli iktidarın finansman aracıdır. Saray'ın ve savaşın finansmanı bu yolsuzluktan ve talandan geçiyor. O yolsuzluktan beslenenler iktidara kayyım atansın diye çağrı yapıyor. Mardin’de, tüm belediyelerde yolsuzlukları belgeleriyle ortaya koyduk ama örtbas edilsin diye kayyım raporu yasaklandı. Sayıştay tüm yolsuzluğu çıplaklığı ve belgeleri ile ortaya koydu. Bugün kayyım rejimi ve şiddet rejimi altında yaşıyoruz. Buna son vermenin yolu bir arada mücadeleden geçer. 

Bugün basın özgür değil, söylediklerimiz kamuoyuna ulaşmıyor. Basın özgür kalana kadar bu mücadeleyi büyütmeliyiz. Bu yüzden hepimiz birer basın mensubu gibi mahallemizde, köyümüzde, sokağımızda bu sesi herkese ulaştırmalıyız. Sesimiz kısılana kadar. 

Kadına yönelik şiddet her yerde. 25 Kasım, Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü’dür. 25 Kasım'da kadına şiddet uyguladılar. Hem de devletin kolluk güçleri marifetiyle herkesin gözü önünde. Sonra da toplumsal barışı yıkmaya karar veren “iç savaş bakanı” bunun meşru olduğunu anlattı. Bu zihniyet, bu anlayış, bu kabine kadın düşmandır çünkü faşisttir. Bakın eşbaşkanlık sistemine karşı çıkıyorlar. Çünkü kadının siyasette, sosyal yaşamda olmasını istemiyorlar. O yüzden kadına şiddeti meşru görüyorlar. Bundan destek alan şiddetin müsebbipleri her yıl 350’den fazla kadını katlediyor. Buna son vermenin yolu kadın mücadelesini yükseltmek, eşit temsiliyette ısrar etmektir, eşbaşkanlık sistemine sahip çıkmaktır. HDP kadın partisidir. Bu mücadelesini de büyütmeye devam edecektir. 

MİNNET DUYMALISINIZ

HDP bu ülkede toplumsal barışı var edene kadar, Ortadoğu'da barışı var edene kadar mücadelesini büyütecek. Bugün Rojava'ya bakın. Rojava'da, Afrin'de barış vardı, huzur vardı. Halkların bir arada yaşama iradesinin nasıl olabileceğinin en güzel örneği vardı. Ne yaptılar? Saldırdılar. Peşlerine taktıkları ÖSO çeteleriyle, El-Kaide ve IŞİD artıklarıyla saldırdılar. Yaratmış oldukları işgal oraya yıkım getirdi. İnsanları katletti o çete, halen katletmeye devam ediyor. Bütün görüntüleri ortada. Daha dün Londra'da IŞİD artığı bir çete cinayet işledi. Bütün dünyada bu IŞİD tehlikesi bu denli devam ederken, IŞİD'le mücadele edenlere saldırdılar. IŞİD'le mücadele edenlere karşı bir düşmanlıkla yarattıkları şey aslında bir IŞİD zihniyetidir. 

El Bağdadi 5 kilometre ötede. Onu yakalamak yerine sürekli dünyaya Kobanê’yi anlattılar. Oysa Kobanê nedir biliyor musunuz? Kobanê bir direniştir, IŞİD'e karşı bir direniştir. Kobanê düşmedi. Eğer Kobanê düşseydi, Ortadoğu düşerdi. Bugün belki de Türkiye düşerdi. Kobanê’nin düşmesinden medet umanlara sesleniyoruz: Kobanê’de direnenlere minnet duymalısınız. Bu çetelere karşı direniş olmasaydı, bugün bu çeteler sadece Kobanê’yi değil Türkiye’yi yangın yerine çevirecekti. Oysa sizin 5 km ötedeki Bağdadi’den haberiniz yok.  

BU KABİNE ÇÖKMÜŞTÜR

Milli Savunma Bakanı’na soruyor uluslararası bir televizyon kanalındaki spiker, Türkiye'de bunu soracak cesaret sahibi programcı kalmamış, diyor ki "Bağdadiden haberiniz yok muydu?", "En azından benim haberim yoktu" diyor. Bu, bu ülkenin Savunma Bakanı. Biz Kobanê olayları aydınlatılsın diye 12 araştırma önergesi verdik. Hepsi AKP oylarıyla reddedildi. Adalet Bakanı’na da sorduk "Kobanê olayları ile ilgili gerçeği biliyor musunuz? Kobanê’de şu, şu, şu oldu biliyor musunuz? 5-6 Ekim’de olaylar nasıldı, 7 Ekim’de “Kobanê düştü düşecek” dendikten sonra nasıl oldu biliyor musunuz? Adalet Bakanı “Bilmiyorum” dedi. Bu da bu ülkenin Adalet Bakanı. Ne Adalet Bakanı adaletle ilgili mevzuları biliyor. Ne Savunma Bakanı El Bağdadi’yi biliyor. Tek bildikleri Kürt düşmanlığı, savaş, yıkım, adaletsizlik. İşte o yüzden bu kabine çökmüştür. Meşruiyeti yoktur. Bu kabine sorunları çözecek irade ve bilgiden bile yoksundur. 

Soruyorlar Kalın’a "Sizin Zaman’da yayınlanmış yazılarınız var". O yazılarda neler yazıldığını biliyor musunuz? Biz o gazeteyi okumazdık. Bırakın o gazeteyi okumayı o gazetede yazı yazıp FETÖ’ye sahip çıkanlar, FETÖ’nün fezlekeleriyle bizim arkadaşlarımızı yargılıyorlar. İnsanda biraz utanma olmalı. Bunlarda utanma yok. 

SEÇİM ZAMANIDIR

İşte bu çürümüş zihniyete karşı hodri meydan dedik, erken seçim dedik. Seçim zamanıdır, bu iktidardan kurtulma zamanıdır. Bu iktidar bu ülkeye her gün yeni bir kötülük dayatıyor. Bütçeye bakın, bu bütçenin getirdiği tek şey yoksulluk, doğa katliamı, sömürü, zulüm. Halka hiçbir yararı yoktur. Sadece kendi silah tacirlerine, müteahhitlerine yarar sağlar. Betoncu bir zihniyettir. Savaş politikalarından beslenen bir akıldır. Daha fazla SİHA, daha fazla yol, daha fazla şehir hastanesi... İhtiyacı mı var bu ülkenin yollara, köprülere? Bunu söyleyince, "Siz halka hizmete karşısınız" diyorlar. Halka hizmet böyle olmaz. Halka hizmet HDP'nin Hakça Dağıtım Programı'ndaki gibi olur. Yani halka sorarsın, ihtiyaçları belirlersin, o ihtiyaçlara uygun bütçe yaparsın, o bütçeyle hizmet üretir halka ulaştırırsın. İşte bu radikal demokrasidir, müzakereci demokrasidir, katılımcı demokrasidir. Halka hizmet halkla beraber olur. Halka hizmet savaş politikalarını halka dayatarak olmaz. Kendi müteahhitlerinin çıkarı uğruna bütçe yaparak olmaz. O yüzden de diyoruz ki erken seçim. Bütçe hakkımız için istiyoruz erken seçim. Adaletli bir Türkiye için erken seçim istiyoruz. 

İktidarın küçük ortağı diyor ki, "Bu millet seçimden yoruldu". Biz de diyoruz ki, siz gidene kadar 7-24 ayaktayız. Bizde yorgunluk yok. Yorgun olan sizsiniz. Siz ülkeyi yoruyorsunuz. O yüzden de sizi tarihin çöplüğüne süpürene kadar bize durmak yok, dinlenmek yok. Daha önce de söyledim. Her yerde, her şeyde emeklilik yaşı var, bu siyasette niye yok? Madem yoruldun emekli ol çek git. Biz yorulmadık. Bu ülkeye barış, demokrasi gelene kadar ayaktayız, dimdik ayaktayız. Direnişe devam ediyoruz. 

Bu yüzden tüm halkları, emekçileri, kadınları, tüm inanç kesimlerini, tüm toplumsal kesimleri demokrasi ittifakında buluşmaya çağırıyoruz. Tüm toplumsal kesimleri birlikte bir toplumsal mütabakat yaratmaya çağırıyoruz. Birlikte bir erken seçim yolculuğuna çağırıyoruz. Bu ülkeye söz veriyoruz, o seçimden sonra Demokratik Cumhuriyet için, demokratik anayasa için, demokratik çözüm için çalışacağız. Bu ülkeyi hep birlikte değiştireceğiz. Hem kendimizi örgütleyeceğiz hem toplumu örgütleyeceğiz. Mahallelerimizde, sokaklarımızda, iş yerlerimizde meclislerimizi var edeceğiz. O meclislerde buluşacağız. Siyaseti toplumsallaştıracağız, toplumu siyasallaştıracağız. Türkiye’yi de, Ortadoğu’yu da, dünyayı da hep birlikte değiştireceğiz.  

Güncelleme Tarihi: 02 Aralık 2019, 13:42

Demokrat Haber'e destek vermek ister misiniz? >>>

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER