'Sözde Kürt meselesi şeffaf bir şekilde çözülmeliymiş' diyen Bahçeli: Hele bir çıkın sokağa da görün

Bahçeli, Fransa Cumhurbaşkanı'na "siyasi şizofren" diye hitap etti

'Sözde Kürt meselesi şeffaf bir şekilde çözülmeliymiş' diyen Bahçeli: Hele bir çıkın sokağa da görün

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin grup toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Konuşmasında 'başkanlık sistemi'yle Türkiye'nin önünün açıldığını ve sistemdeki aksaklıklarının giderildiğini savunan Bahçeli, "Yönetim sistemimizdeki reform ülkemizin önünü açmıştır. Sistemsel aksaklıklar giderilmiştir. Türkiye Cumhuriyeti'nin daha muasır olabilmesinin önünde hiçbir engel kalmamıştır" dedi.

Parlamenter sisteme ilişkin konuşan Bahçeli, "Güçlendirilmiş parlamanter sistemi isteyenlerin nasıl bir tenakuzun içine düştükleri ortadadır. Güçlendirilmiş parlamanter sistem isteyenler kendilerine önce çeki düzen vermeli, önce alev alan çatılarını söndürmelidir" ifadelerini kullandı.

'SOKAĞA ÇIKSINLAR DA GÖRSÜNLER...'

Bahçeli konuşmasında ayrıca muhalefeti tehdit ederken, "Türkiye Cumhuriyeti, herkesin her bir insanımızın ortak iradesi, ortak sevdası, ortak hazinesidir. Türk milleti medeniyet yolunda tereddütsüz yürümeye devam edecektir. Türkiye Cumhuriyeti duymasını bilene ses, sevmesini bilenen yürektir. Bayrak inmeyecek, ezan susmayacak, Türkiye Cumhuriyeti yıkılmayacaktır. Siyaseti sokağa havale edenlerin sonu meçhuldür. Biden'ın iktidarı devirme açıklaması son derece uyanık olmamızı gerektirmektedir. Bazı alçak kalem sahipleri ve yorumcuları ateşle oynamaktadır. Sözde Kürt meselesi şeffaf bir şekilde çözülmeliymiş. Hele bir çıksınlar da sokağa görsünler dünyanın kaç bucak olacağını. Türkiye Cumhuriyeti sokakta bulunmadı, sokakta bırakılmayacak, sokak serserilerine teslim edilmeyecektir" dedi.

Bahçeli'nin açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

Merhum kardeşim Osman Durmuş inanmış bir ülkücü, çalışkan bir hekim, başarılı bir siyasetçi, ahlaklı bir insan, mücadeleci bir devlet adamı, kısacası adam gibi adamdı. Partimizin siyasi sorumluluk üstlendiği 57'inci Cumhuriyet Hükümeti'nde Sağlık Bakanı olarak görev almış; dirayeti, gayreti, tecrübesi, bilgi birikimi, samimiyeti ve cesaretiyle taraflı tarafsız herkesin takdirini toplamıştı. O şimdi ebediyete irtihal etti. Bir hilal gibi kayıp aramızdan ayrıldı. Üzüntümüz büyüktür. Türk milleti ve Milliyetçi-Ülkücü Hareket önemli bir ismini kaybetmiştir. Merhum dava arkadaşım Prof. Dr. Osman Durmuş'a Cenab-ı Allah'tan rahmetler niyaz ediyor, ailesine, sevenlerine, camiamıza sabır ve metanet diliyorum. Başımız sağolsun, mekânı cennet olsun.

Hesap hatası yapanlar dökülen şehit kanlarını unutmasınlar. Hıyanete yakasını kaptıranlar Türk milletinin muzaffer ruhunu hatırlarından çıkarmasınlar. Bizim verecek toprağımız yoktur, çizilecek sınırımız yoktur, vazgeçecek insanımız yoktur, bölünecek milletimiz yoktur, sokakların izbeliğine bırakılacak devletimiz yoktur.

Buna karşılık, yerli ve yabancı husumet cephesine dünyayı dar edecek imanımız vardır, her zorluğa göğüs gerecek irademiz vardır, her saldırıyı, her işgal girişimini def edecek, yerin yedi kat dibine gömecek inanmış yüreğimiz vardır.

Denemek isteyen varsa buyursun denesin, hainler nerede olurlarsa olsunlar, millet sevdalıları sonuna kadar buradadır, vatanın burcunda Ulubatlı Hasan olmaya yeminlidir. Türkiye Cumhuriyeti’nin 97’inci yıldönümünü müftehir bir ruhla kutluyorum.

İlk Cumhurbaşkanımız Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü, kahraman şehitlerimizi, gözüpek yiğitlerimizi, feragat timsali gazilerimizi, cephelere can ve kan nakli yapmış kutlu ceddimizi rahmetle, hürmetle, minnetle yad ediyorum. Cumhuriyet sonsuza kadar korunup kollanacak, milletimizin canberaberi olacaktır.

"YÖNETİM SİSTEMİMİZDEKİ REFORM TÜRKİYE'NİN ÖNÜNÜ AÇMIŞTIR"

Cumhuriyet’in yüzüncü yıl dönümüne üç yıllık bir süre kala, Türkiye’nin yükseliş çabası her tür engellemeye rağmen kararlılıkla devam etmektedir. Fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür, istikbali hür Türk milleti, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne toz kondurmama azmindedir. Özellikle Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin muharrik ve muhkem vasfıyla Türkiye Cumhuriyeti prangalarını kırmış, kronik sorunlarına neşter vurmuştur.

 Cumhur ile Cumhuriyet ayrılmamak üzere kucaklaşmıştır. Geçmiş ile gelecek, ülke ile ülkü, tarih ile coğrafya, akıl ile duygu, duruş ile yükseliş birleşmiş, bütünleşmiş, kenetlenmiştir. Devlete hakim olan güç ve yetki kargaşası sonlanmıştır. Başkalarının ağzına bakan değil baktıran, onun bunun kirli senaryolarına boyun eğen değil gerekirse boyun eğdiren, yeri gelirse kafa tutan bir kudret sivrilmiş, bir kuvvet serpilmiştir. Yönetim sistemimizdeki reform Türkiye’nin önünü açmıştır.

Cumhuriyet’in yüzüncü yıldönümüne giden süreçte sistemsel aksaklıklar telafi edilmiş, devlet yönetimindeki zaaflar demokratik vasıtalarla giderilmiştir. Türk milletinin karakterine ve tarihi müktesebatına en uygun idare şekli olan Cumhuriyet, en az bu kadar milletimizin ruh kökünü yansıtan Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’yle iyice güçlenmiş, sağlam ve sağlıklı bir bünyeye kavuşmuştur.

Türkiye Cumhuriyeti’nin daha mesut, daha muvaffak, daha muzaffer, daha muasır, daha müreffeh olmasının önünde hiçbir pürüz kalmamıştır. Öncelikli stratejik hedefimiz Cumhur İttifakı’nın devamıyla birlikte Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin bütün kurum ve kurallarıyla oturması, devlet ve toplum hayatına kök salarak olgunlaşmasıdır.

Güçlendirilmiş parlamenter sistem amaçlayanların ne hallere düştükleri, nasıl bir tenakuz ve tutarsızlığın içine yuvarlandıkları ortadadır. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne abuk sabuk eleştiri getirenlerin iddiaları çürük, ithamları güdük, isnatları düşüktür.

Güçlendirilmiş parlamenter sisteme dönüş emeli taşıyanlar, önce kendilerine çeki düzen vermeli, öncelikle alev alan çatılarını söndürmenin derdiyle dertlenmelidir. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, parlamenter sistemle mündemiç kriz damarını kesip atmıştır. Hastalık tedavi edilmiştir.

"KRİZ SEVERLERİN, KAVGADAN VE KUTUPLAŞMADAN BESLENENLERİN GÜÇLENDİRİLMİŞ PARLAMENTER SİSTEM ARAYIŞLARI DOĞAL VE NORMALDİR"

Bu damara bağlananların, bununla birlikte eski alışkanlıklardan kurtulamayanların hala birbirlerine nasıl tuzak kurdukları, nasıl taarruz ettikleri malumdur, tüm çıplaklığıyla bilinmektedir. Kriz severlerin, kavgadan ve kutuplaşmadan beslenenlerin güçlendirilmiş parlamenter sistem arayışları doğal ve normaldir. Çünkü bu tip siyaset anlayışlarının gıdası cepheleşmedir, kaldı ki Cumhur İttifakı karşısında tutunma ihtimalleri olmadığı gibi, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne uyum sağlamaları da eşyanın tabiatına bütünüyle aykırıdır.

Türk milleti kimin kime hangi yalan ve ayak oyununu fısıldadığını açıkça görmekte, lazım gelen notlarını sandık vaktinde değerlendirmek üzere almaktadır. Zillete düşenlerin birbirini yemeleri, birbirlerini kötüleyip uluorta hızara vermeleri bir siyaset değil, kaotik ve hazin bir çarpıklığın özetidir. Milletimizin istediği kaos ve kriz değil; refah, huzur, sükûnet, zenginleşme, büyüme, gelişme, birlik ve beraberliktir.

"NE CHP, NE HDP, NE İYİ PARTİ AZİZ TÜRK MİLLETİNE BİR GELECEK VAAT EDEMEYECEKTİR"

Kulislerin ve hiziplerin partisi olan ne CHP, terörün yedeği ve teröristlerin siyasi yeleği olan ne HDP, ne de karanlık bir projeden mütevellit olan İYİ Parti aziz Türk milletine bir gelecek vaat edemeyecektir. Etseler bile, bunun sonu üzeri çiçeklerle tuzaklanmış uçuruma açılacaktır. Bunların ahı gitmiş vahı kalmıştır. Bunları ayakta tutan mecalleri bile tükenmiştir. Cumhur İttifakı vatan ve millet sevdasıyla yedi düvele direnmektedir. Zillet siyaseti ise vurgun yemiş, konusu melanet ve rezalet olan bu masalın sonuna karmaşık ihtilaflarla gelinmiştir. “Gerekirse Türkiye Komünist Partisi’ne bile geçeriz” diyen siyaset fukaralarının, aslında kimlerle vakit geçirdiği, kimlerin değirmenine su taşıdığı, kimlerin icazetine mahkûm olduğu bizim tarafımızdan çok nettir. Ha TKP ha HDP; ha TKP ha CHP, sorarım sizlere bunlar arasında ne fark vardır? Dümen aynı, sadece dümenciler farklıdır. Gövde aynı, yalnızca görev paylaşımı ayrıdır.

"BAZI ALÇAK KALEM SAHİPLERİ VE TELEVİZYON YORUMCULARI..."

Siyaseti sokağa havale edenlerin sonu elbette meçhuldür. ABD Başkan adaylarından Biden’in iktidarı devirme planlarının gündeme yansıması, parti kurmayın sokağa dökülün tavsiyesi verenlerin deşifre edilmesi son derece uyanık olmamızı gerektirmektedir.

"NEYMİŞ, SOKAK HAZIR, MUHALEFETİN SİLKİNMESİ GEREKİYORMUŞ"

Bazı alçak kalem sahipleri ve televizyon yorumcuları da CHP propagandası yapayım derken ateşle oynamaktadır. Neymiş, sokak hazır, muhalefetin silkinmesi gerekiyormuş. Ve de yeni Meclis oluşmalıymış, sözde Kürt meselesi demokratik ve şeffaf biçimde çözülmeliymiş. Hele bir çıksınlar sokağa da, acıklı şekilde görsünler anyayı konyayı, dünyanın kaç bucak olacağını. Hodri meydan, Türkiye Cumhuriyeti sokakta kurulmadı, sokakta bulunmadı, sokağa bırakılmayacak, sokağın girdabına, sokak serserilerine teslim edilmeyecektir. Bizim Askıda Ekmek Kampanyamızı eleştirenlerin alayı ümidini aslında sokağa bağlamıştır.

"MEĞER EKMEĞE DÜŞMAN KESİLMİŞLER, BİZİM DE BUNDAN HABERİMİZ OLMAMIŞ"

Dış saldırıların ve KOVİD-19 salgının neden olduğu konjoktürel ekonomik sorunları toplumsal zeminde dayanışma ve yardımlaşma ahlakıyla nispeten zayıflatma düşüncemiz CHP’yi, İYİ Parti’yi, HDP’yi aynı anda neden rahatsız etmiştir? Bunların nimeti, helal lokmayı kötüleme densizliğini nasıl anlayalım? Nasıl anlatalım? Biz ekmek dedikçe, ekmeksizler topyekûn saldırıyor. Meğer ekmeğe düşman kesilmişler, bizim de bundan haberimiz olmamış.

Dünyanın her ülkesinde, her yerinde muhtaçlık yaşayan, temel ihtiyaçlarını teminde zorluk çeken, mesela ekmek alamayan, ekmeğe ulaşamayan insanlar vardır ve bilinmektedir. Zilletin yüksek voltajına çarpılanlara sesleniyorum; nasıl olsa ekmek derdiniz yok, ekmeğinin peşinde olan vatandaşlarımızla ilgili bir kaygınız yok. İşleriniz tıkırında, küpünüz dolu, keseniz şişkin, keyfinize diyecek yok.

"ASKIDA EKMEK VARDIR, AMA SİZE SOKAKTA EKMEK YOKTUR"

Daha vahimi, dünyanın kavrulduğu salgın döneminde, bütün ekonomiler sarsılırken, haksız şekilde Türkiye’yi kötü göstermeye, ekonomik ihtiyaçlardan siyasal tepki oluşturmaya tenezzül edecek kadar demokrasi karşıtı, millet muhalifisiniz. Askıda ekmek vardır, ama size sokakta ekmek yoktur, sokakta hayır yoktur, sokakta adım atacak yeriniz yoktur, var diyorsanız sonuçlarını göze almak zorundasınız.

"SOKAĞA ÇIKALIM DİYEN OLSA HEMEN KIRGIZİSTAN, BELARUS AKILLARINA GELİR, DAMARLARINA ZEHİRLİ KAN YÜRÜR”

CHP’nin oyunu bozuldu. İYİ Parti’nin filmi geriye sardı. Yuları Kandil’den tutulan HDP bunalıma girdi. Diğer marjinal partilere laf söylemek bile zaman israfıdır. Hepsi birden aynı çuvalda buluşmuştur. Ekmek bilmezler, yoksul bilmezler, rızık nedir desek aval aval yüzümüze bakarlar. Ama sokağa çıkalım diyen olsa hemen Kırgızistan, Belarus akıllarına gelir, damarlarına zehirli kan yürür. Yok öyle yağma, ekmeğe de vatana da sahip çıkacağız. İnsanımıza da, milletimize de, devletimize de destek vereceğiz.

"ASKIYA FATURA KOYUP BUNUNLA ÖĞÜNENLERİN, EKMEKTEN ŞİKÂYET ETMELERİ MİLLETİMİZE HAKARETTİR"

Askıya fatura koyup bununla öğünenlerin, ekmekten şikâyet etmeleri en başta milletimize, inançlarımıza, geleneklerimize hakarettir, hayâsız karşı çıkıştır. Vatandaşlarımızın çorbası kaynayacak, ekmekleri sofrada olacaktır. Milliyetçi Hareket Partisi insani, vicdani ve İslami sorumluluğunu tam ve eksiksiz yerine getirecektir. Aç ve açıkta yaşayan kim varsa bizim meselemizdir. Darda ve yolda kalmışların yegâne umudu Cumhur İttifakı’dır.

"AB ÜLKELERİNE HAKİM OLAN TÜRK VE İSLAM DÜŞMANLIĞI KAYGI VERİCİ BOYUTLARDADIR"

AB ülkelerine hakim olan Türk ve İslam düşmanlığı kaygı verici boyutlardadır. Küresel hoşgörü, küresel adalet, küresel vicdan kurumuştur. Berlin’de bulunan Mevlana Camii’ne geçen hafta bir sabah namazı vakti yapılan kalabalık polis operasyonu inançlarımıza yönelik adi bir suikast girişimidir. Irkçılık, İslamofobi ve Türk düşmanlığı yaşlı kıtaya karargah kurmuştur.

Hollanda Özgürlük Partisi’nin soysuz Başkanı, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı’na terörist diyecek kadar alçalmış, gerçek manada teröristin, caninin, faşistin ve barbarın kim olduğunu gözler önüne sermiştir. Terör örgütleriyle yasak ilişki yaşayan bu karanlık siyasetçinin ve destekçilerinin terörizmin Avrupa’da konuşlanan temsilcileri oldukları izahtan varestededir. Türk ve İslam değerlerine adı konulmamış Haçlı Seferi başlatan bu ilkel zihniyet nefret suçu işlemektedir.

"FRANSA’DA SERGİLENEN HAYASIZ AMBARGO VE ABLUKALAR HEPİMİZİ DERİNDEN YARALAMAKTADIR"

Son zamanlarda Müslümanlara ve yüce dinimize yönelik Fransa’da sergilenen hayasız ambargo ve ablukalar hepimizi derinden yaralamaktadır. Macron, sözde “İslamcı ayrılıkçı” görüşlerle mücadeleye ilişkin hazırlanan yasa tasarısının 9 Aralık 2020’de Bakanlar Kurulu’na sunulacağını utanmaz bir yüzle açıklamıştır.

"DİNİN SAHİBİ ALLAH’TIR. PEKİ MACRON’UN SAHİBİ KİMDİR?"

Macron, sözde “İslamcı ayrılıkçı” görüşlerle mücadeleye ilişkin hazırlanan yasa tasarısının 9 Aralık 2020’de Bakanlar Kurulu’na sunulacağını utanmaz bir yüzle açıklamıştır. İslam’ı yeniden yapılandıracaklarını söyleyen Fransa Cumhurbaşkanı cehaletin ve husumetin taşeronluğuna soyunmuştur. İslam’ın dünyanın her yerinde kriz yaşadığını ileri sürmek, bu nedenle yapılandırılacağından bahsetmek muhteris ve müflis Macron’un haddi değildir. Akli melekelerini hepten kaybetmiş Macron’un kafa yoracak, mesele yapacak başka işi, başka gündemi, başka meşgalesi yok mudur? Bu siyasi şizofren ne hakla İslam’ı yapılandırmayı hedef olarak belirlemiştir? Biliyor ve iman ediyoruz ki; Allah katında kıyamete kadar geçerli olan tek hak din İslam’dır. Bütün insanlığın ebedi kurtuluşu Allah’ın son dini İslam’a teslim olmaktan geçer. Dünya ve ahiret saadeti, Kur’an-ı Kerim’in hayat veren mesajlarına, Resûlullah Efendimizin emsalsiz tebliğine, eşsiz ahlakına bağlıdır. Dinin sahibi Allah’tır. Peki Macron’un sahibi kimdir?

"CAMİMİZE, DİNİMİZE, İNANÇ DEĞERLERİMİZE YAPILACAK SALDIRILARA TAHAMMÜLÜMÜZ OLAMAYACAKTIR"

Müşrik dayanışmasının içinde olanlar kimlerdir? Türk ve İslam düşmanlarının hizmetkârlığı kimlerin lehine, kimlerin çıkarınadır? Batı ülkelerinde artan İslam karşıtlığı alarm verici seviyelerdedir. Buna yönelik tüm Türk ve İslam alemi bir olmalı, beraber hareket etmeli, zalim ve emperyalist komplolara birlikte cephe almalıdır. İnanç hakkı insan hakkıdır. İnsan hakkının muhafazası eşref-i mahlûkatın şeref bahsidir. Bizim hiç kimsenin Kilise’sinde, Havrası’nda, Sinegog’unda gözümüz yoktur, bunlara dair sözümüz yoktur, müdahalemiz yoktur. Camimize, dinimize, inanç değerlerimize yapılacak saldırı ve sabotajlara da tahammülümüz olamayacaktır.

"MACRON, BİR ZAHMET YA OKUYUP ARAŞTIRIP BU GERÇEKLERİ ÖĞRENMELİ YA DA NİFAK YAYAN AĞZINI KAPATMALIDIR"

Türkiye'de 180 bin 854 Hristiyan ve yaklaşık 20 bin Yahudi yaşamaktadır. Bu kapsamda aralarında yüzlerce yıllık kilise ve havraların da olduğu 435 ibadethane bulunmaktadır. Türk milleti inançlara saygılıdır. Aynı saygıyı kendi inançlarına gösterilmesini beklemesi tartışılmaz hakkıdır. Macron istişarelerde bulunmak üzere madem Türkiye Büyükelçisi’ni geri çağırmıştır, bir zahmet ya okuyup araştırıp bu gerçekleri öğrenmeli, diplomatik misyonuna bunları anlatmalı, ya da nifak yayan, zehir saçan ağzını kapatmalıdır.

"MACRON’UN VE HAVARİLERİNİN DÜŞECEĞİ GÜNLER, HÜSRANA UĞRAYACAĞI DÖNEMLER YAKINDIR"

Dinler arası kutuplaşma beşeriyete felaket getirecektir. Macron aslında en büyük dersi kendi ülkesinde alacaktır. Anlaşılan geçtiğimiz haftalarda yaşadığı sarsıntının etkisinden henüz kurtulamamıştır. Şöyle ki; Batı Afrika ülkelerinden Mali’nin Kuzeydoğusundaki Gao Bölgesi’nde insani yardım çalışması yürüten bir Fransız kadın Mağrib El Kaidesi isimli örgüt tarafından 2016 yılında kaçırılmıştır. Bu kadın dört yıl aradan sonra serbest bırakılarak Fransa’ya dönmüştür. Karşılama heyeti arasında Macron’da yerini almıştır. Kendisine eski ismiyle seslenenlere itiraz eden bu Fransız kadın, din olarak İslamiyet’i seçtiğini, isminin de Meryem olduğunu haykırmış, Macron şaşkınlıktan şoka girerek olay mahallini apar topar terk etmiştir. Düşmez kalkmaz bir Allah’tır. İnanıyorum ki, Macron’un ve havarilerinin düşeceği günler, hüsrana uğrayacağı dönemler yakındır, hatta muhakkaktır."


YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER