Pervin Buldan: Amed’in kaderi ne ise Kerkük’ün kaderi de odur

Buldan, “Rejimler, sistemler kendi Kürt politikalarını birbirine ihraç etmektedir” dedi

Pervin Buldan: Amed’in kaderi ne ise Kerkük’ün kaderi de odur

HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, Diyarbakır’da gerçekleştirilen “Orta Doğu krizi ve çözümler” konulu konferansın açılış konuşmasını yaptı.

Buldan, “Rejimler, sistemler kendi Kürt politikalarını birbirine ihraç etmektedir. Türkiye’nin izlediği ret ve inkar politikası Türkiye sınırları ile sınırlı kalmamış, buradaki çatışmayı Irak’a, Suriye’ye, Rojava’ya, Güney’e taşımıştır. Hep dediğimiz, “Amed’in kaderi ne ise Mahabad’ın kaderi, Erbil’in, Süleymaniye’nin, Kobane’nin, Şam’ın, Bağdat’ın, Kerkük’ün kaderi de odur” cümlesini doğrularcasına saldırılar genişlemiş ve derinleşmiştir. Tam da bu noktada Çözüm Süreci de hem Türkiye’de, hem Orta Doğu’da yeni bir dönemin kapısını aralayacak bir süreçti. Barış ve çözüm sürecini diğer süreçlerden farklı kılan şey, meselenin bir Misak-ı Milli meselesi olarak değil, sınırları aşan, aynı zamanda bir bölgesel çözüm meselesi olarak ele alınmasıdır” dedi.

Buldan şöyle konuştu:

Orta Doğu insanlığın ve medeniyetlerin beşiğidir. Halkların, inançların, kimlik ve kültürlerin merkezidir. Bu nedenle bu coğrafya tarih boyunca savaşların, halkları tekleştirme politikalarının merkezi haline dönüştürülmeye çalışılmıştır.

‘İNSANLIĞI DOĞDUĞU YERDE BOĞMAYA ÇALIŞIYORLAR’

Bir yandan otoriter devletler diğer yandan ise radikal gruplar aracılığıyla Orta Doğu’nun kültürü ve hafızası yok edilmek istenmekte, insanlığa ait ne varsa yıkılmaya çalışılmaktadır. Bir nevi insanlığı doğduğu yerde, topraklarda boğmaya çalışıyorlar. Halklar ve inançlar arasına çizilen sınırlar sadece fiziksel ayrılığı değil toplumsal, mezhepsel, siyasal, kültürel ayrılığı da körüklemiştir.

‘KRİZDEN ÇIKMAK İSTİYORSANIZ KÜRTLER ÜZERİNDEKİ POLİTİKALARA BAKIN’

“Halkların hakikatine karşı iktidarların zorbalığı” şeklinde yürüyen bu süreç, sınırları aşan bir şekilde toplumsal, siyasal, iktisadi krizleri önümüze getirmiştir. Orta Doğu’da tekçiliği ve halkların, inançların sömürüsünü esas alan çizgi, bugün Türkiye’yi ciddi bir çıkmazın içerisine sokmuştur. Bunu hep birlikte görüyoruz ve yakından takip ediyoruz. Özellikle ulus devlet dayatmasının en fazla yaşandığı yer Kürt coğrafyasıdır. Orta Doğu’da çözüm isteniyorsa Kürtlere yapılan dayatmalara bakılması ve Kürt halkı üzerindeki inkar ve imha politikalarının nasıl şekillendiğinin görülmesi gerekiyor.  Dikkat edilirse tüm rejimlerin Kürt politikası aynıdır. Ezme ve bastırma üzerine kuruludur.

‘KÜRT KARŞITI POLİTİKA İHRAÇ EDİLİYOR’

Rejimler, sistemler kendi Kürt politikalarını birbirine ihraç etmektedir. Türkiye’nin izlediği ret ve inkar politikası Türkiye sınırları ile sınırlı kalmamış, buradaki çatışmayı Irak’a, Suriye’ye, Rojava’ya, Güney’e taşımıştır. Hep dediğimiz, “Amed’in kaderi ne ise Mahabad’ın kaderi, Erbil’in, Süleymaniye’nin, Kobane’nin, Şam’ın, Bağdat’ın, Kerkük’ün kaderi de odur” cümlesini doğrularcasına saldırılar genişlemiş ve derinleşmiştir.

Yüzyıllardır bu anlayış hep süre gelmiş şimdi de devam etmektedir. Kürt halkının yaşadığı bütün topraklarda gerçekleştirdiği demokratik çıkış ve verdiği mücadele Orta Doğu’daki planları bir bir bozmaktadır. Kürtler tarihte hep varlığını korumuştur, ödemiş olduğu bedellere rağmen hiçbir haklı meşru müdafaasından vazgeçmemiştir, vazgeçmeyecektir.

‘ÇÖZÜM SÜRECİ SINIRLARI AŞAN BİR PROJEYDİ’

Tam da bu noktada Çözüm Süreci de hem Türkiye’de, hem Orta Doğu’da yeni bir dönemin kapısını aralayacak bir süreçti. Barış ve çözüm sürecini diğer süreçlerden farklı kılan şey, meselenin bir Misak-ı Milli meselesi olarak değil, sınırları aşan, aynı zamanda bir bölgesel çözüm meselesi olarak ele alınmasıdır.

Çözüm Sürecini hep birlikte takip ettik bunu içerisinde yer aldık, Çözüm Süreci ile birlikte Türkiye’nin geldiği noktanın Türkiye’nin geleceği açısından ne kadar önemli olduğunu gördük. Bu süreç barışın da önünü açıyordu ve bu süreç ilerleseydi egemen güçlerin bölgeye yığılması da imkânsız hale gelecekti.

‘ÇÖZÜM SÜRECİ GELİŞSEYDİ ULUS DEVLETLER BU KADAR RAHAT AT KOŞTURAMAYACAKTI’

Ulus devletlerin Rojava’da, Suriye’de at koşturması bu kadar mümkün olmayacaktı. O süreci hatırlayanlar bilirler, Sayın Öcalan’ın yaptığı değerlendirmelerde verdiği perspektifler de Çözüm Sürecinin sadece Türkiye’yi kapsamadığını, tüm Orta Doğu’yu ilgilendirdiğini ve demokratikleşmesini önerdiğini söylüyordu.

Buna rağmen 5 Nisan’da barışı rafa kaldıranlar, İmralı’nın kapısına kilit vuranlar, Sayın Öcalan’a tecrit içinde tecrit uygulayanlar şunu iyi biliyordu ki Sayın Öcalan’ın sadece Türkiye açısından değil bütün Orta Doğu açısından da perspektiflerinin her yerde yaşam bulduğunu biliyordu. Bu dönemi önemsemeyenler biliyorlardı ki barış bu ülkeye hakim olacaktı.

Hepimizi mutlu eden sürecin bitmesiyle bir kez daha çatışmalı sürece girildi ve insanlar yaşamını yitirmeye devam ettiler. Barış ve müzakerelerde yer alan insanlar olarak barış ve demokrasinin ülkemize gelebilmesi için bir kez daha ifade etmek isteriz ki o sürece geri dönülmelidir. Barış ve müzakere süreci bir kez daha başlamalı, Sayın Öcalan üzerindeki tecrit kaldırılmalı ve bu sürece dahil edilmelidir.

KÜRTLER NEDEN BİR ARAYA GELEMİYOR?

Bu konuda esas üzerinde durulması gereken mesele de Kürtlerin ulusal ittifak ve barış gücü oluşturamamış olmasıdır. Kürtler bir araya gelebilseydi bu denli ağır insan hakları ihlalleri, yıkıcı saldırılar mümkün olmayacaktı. Tüm hegemonik güçler bir araya gelebiliyor peki Kürtler neden bir araya gelemiyor? Esas konuşulması üzerinde durulması gereken mesele bizce budur. Kürtlerin kaderi Sayın Öcalan’ın kaderinden, Orta Doğu’nun kaderi Kürtlerin kaderinden farklı ele alınamaz. Yaşanan tüm gelişmeler Sayın Öcalan’ı bir kez daha haklı çıkarmıştır.

Bu nedenler Öcalan üzerindeki tecriti derinleştirmiştir, onun dışarıya yansıyan perspektiflerini engellemiştir. Tecritin asıl amacı barışı sonlandırmak ve bölgedeki hegemonik planların önündeki engeli kaldırmaktır. Öcalan bu planların önündeki kocaman bir dağdır. Bu dağı kaldırmaya çalışıyorlar ama başaramayacaklar. Kürtler, Ermeniler, Süryaniler, halklar ve Aleviler bunun önünde bir dağ gibi duracak ve buna izin vermeyecekler.

KRİZDEN ÇIKIŞIN YOLU

Bu kapsamda, Türkiye’yi de içine alan Orta Doğu krizinden çıkışın esaslı iki yolu vardır. Ya bu krizin müsebbipleri, hegemon güçler, tekçi sistem daha fazla güçlenerek bu coğrafyayı daha fazla talan etmek üzere kazanacak. Ya da demokratik ulus anlayışımızla demokratik cumhuriyet, demokratik konfederalizm ve demokratik özerkliği hâkim kılacağız.

Biz Kürtler, Ermeniler, Süryaniler, Keldaniler, Araplar, Türkler, Aleviler yani bu coğrafyanın kaderini taşıyan ve yüzyıl boyunca bu kaderin kederli olaylarını yaşayan halklar olarak neşe ile direneceğiz. Direnerek büyüyeceğiz.

‘HALKLAR ÇÖZÜMSÜZLÜĞE MAHKUM DEĞİL’

Halklar artık birinci seçeneğe mahkûm değildir. İkinci seçenek kurtuluşun reçetesidir. Boyun eğmek zorunda da değildir. İkinci demokratik seçenek, kurtuluşun reçetesidir. İnsanlığın beşiği olan coğrafyada zafere ulaşarak yine insanlığa yeni yaşamın müjdesini vereceğiz. Unutmayın ki, karanlığın en koyu ve korkunç göründüğü an olan alacakaranlık, aydınlığa en yakın olduğumuz andır.

‘İNSANLIĞIN BOĞULMASINI ENGELLEMEK İNSANLIK GÖREVİMİZDİR’

Orta Doğu özelinde insanlığın yaşadığı krizleri, insanlık adına fırsata çevirmek ve insanlığın doğduğu yerde boğulmasına izin vermemek sadece ulusal ve bölgesel görevimiz değil, aynı zamanda insanlık görevimizdir. Konferansımızın barışa ve halklar arası birlikteliğe vesile olmasını diliyorum. Sayın Öcalan üzerindeki tecridin kaldırılması ve bunun için hepimizin katkı sunacağına olan inancımı yeniliyor ve konferansımızın başarılı geçmesini temenni ediyorum.

Güncelleme Tarihi: 28 Ekim 2018, 11:24

Demokrat Haber’e Patreon'dan bağış yapabilirsiniz > > > > >

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER