Oluç: Cumhurbaşkanı yurttaşlara IBAN numarası vererek dünya tarihine geçti

Saruhan Oluç gündeme ilişkin değerlendirmede bulundu

Oluç: Cumhurbaşkanı yurttaşlara IBAN numarası vererek dünya tarihine geçti

HDP Grup Başkanvekili Saruhan Oluç, Meclis’te düzenlediği basın toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Oluç, şöyle konuştu: 

Tabii ki kaçınılmaz olarak Korona Virüs ile ilgili başlayacağız. Dünyanın 181 ülkesinde ağır insani, toplumsal ve ekonomik tahribata yol açarak devam eden bir salgınla karşı karşıyayız. Salgın Türkiye’de de giderek şiddetlenerek büyük kentler başta olmak üzere bütün ülkeyi etkisi altına almış vaziyettedir. Ama ne yazık ki insanlık tarihinin son 100 yıldır ilk kez bu kadar yaygın şekilde gördüğü bu salgın karşısında Türkiye’de iktidarın aldığı önlemler ya yetersizdir ya geç kalmaktadır. Bu da çok ciddi bir sorun olarak karşımızda durmaktadır. 

Hastalığın Türkiye’ye nispeten geç girmesinin doğurduğu bazı geçici avantajları iktidar bu tutumuyla ortadan kaldırmıştır ve geç önlemler alarak ciddi sorunların ortaya çıkmasına neden olmuştur. Geç önlemler derken, çok şey sıralanabilir ama şu kadarını söyleyeyim. Örneğin, uluslararası uçuşların 15 gün önce yasaklanmasının önünde hiçbir engel yoktu

ya da ülke içerisindeki uçuşların, otobüs seyahatlerinin, ülke içerisindeki hareketliliğin sınırlanmasının önünde hiçbir engel yoktu. 15 gün önce yapılabilirdi. Birçok örnek sayılabilir ki bunlar çok açık bir biçimde iktidarın aslında geç kalmakta olduğunu, geç önlemler aldığını ve yetersiz önlemler aldığını gösteren örneklerdir. Çünkü zihniyetlerinde bir yanlışlık vardır. 

"İKTİDARDA 'ÖLEN ÖLÜR KALAN SAĞLAR BİZİMDİR ANLAYIŞI HAKİM"

Bakın, dünyada Korona Virüse karşı mücadele edenlerin iki yöntemi vardır. Bazı ülkeler birini bazı ülkeler diğerini tercih etmişlerdir. Bunlardan bir tanesi salgını bastırıp durdurmayı değil hafifletmeyi seçen önlemlerdir. İktidar salgını bastırıp durdurmayı değil hafifletmeyi seçen yöntemleri benimsemiştir ve onları uygulamıştır. Yani bu ‘ölen ölür kalan sağlar bizimdir’ anlayışıdır. Böyle baktığımız zaman alınan önlemlerin yetersizliği de daha anlaşılır hale gelmektedir. Ama bu vahim bir durum. 

Yani bir kez daha iktidarı uyarıyoruz bu konuda; alınması gereken önlemleri geç aldığınızda onlar önlem olmaktan çıkıyor. Şimdi öyle bir anlayışla karşı karşıyayız ki iktidar her şeyi merkezileştirerek bu salgına karşı mücadele edilebileceğini düşünüyor ve bütün önlemlerini de aslında yerellerde yapılabilecek olumlu işlerin engellenmesi üzerine kuruyor. Bu da kabul edilebilir bir şey değildir. 

İNSANLARIN EVDE KALMASININ YOLLARI DÖŞENMELİ

Daha önce de söyledik bir kez daha söylüyoruz; ‘evde kal’ çağrısı doğrudur ama insanların evde kalmasının yolları iktidar tarafından döşenmelidir. Bütün ülkeler, El Salvadorundan Venezuellasından, Almanyasına, Fransasına kadar, bütün ülkelerdeki iktidarlar kamu kaynaklarını kullanarak ülkelerindeki yurttaşların ekonomik ve sosyal bakımdan rahatlamasını sağlamaktadırlar. Hepsinin aldığı önlemler bu doğrultudadır. Yani güven vermektedirler yurttaşlarına. 'Siz, evde kalarak ekonomik olarak da sosyal olarak da herhangi bir sıkıntı yaşamayacaksınız' güvenini vermektedirler. Dolayısıyla insanlar rıza göstererek evlerinde kalmaktadır. 

Bizde nasıldır? Hala milyonlarca insan zorunlu çalışmadan dolayı, aslında zorunlu üretim olmayan sektörlerde de çalışmaların devam etmesinden dolayı işlerine toplu taşıma araçları ile gidip gelmektedirler, bir arada üretim yapmaktadırlar, çalışmaktadırlar ve doğrudan doğruya riskli duruma gelmektedirler. Bu da iktidarın anlayışından kaynaklanan bir durumdur. 

CUMHURBAŞKANI YURTTAŞLARA IBAN NUMARASI VEREREK DÜNYA TARİHİNE GEÇTİ

Şimdi son olarak gerçekten dün Cumhurbaşkanı tarafından yapılan açıklamaya baktığımızda ilginç bir durumla karşı karşıya kaldık. Dünya tarihine geçildi. Gerçekten dünya tarihine geçildi. Bakın, dünyadaki bütün ülkelerin bütün ciddi iktidarların - biz beğenelim beğenmeyelim, eleştirelim eleştirmeyelim - yaptıkları şeyi şöyle tarif edelim; yurttaşlarının IBAN numaralarını, banka hesap numaralarını alıp, onların evlerinde rahatça oturmalarını sağlayabilecek katkıları kamu kaynaklarından yapmalarıdır. Yani, iktidarlar yurttaşlarının hesap numarası almaktadır. Bizde nasıl oldu dün itibariyle; Cumhurbaşkanı yurttaşlara IBAN numarası verdi. Yani dedi ki yurttaşlara şimdi siz buraya para yatırın ki biz gereken önlemleri alalım. Böyle bir şey olabilir mi, böyle bir anlayış olabilir mi? Gayri ciddi bir kriz yönetimi olabilir mi? 

Yani üç önlem gözümüze çarpıyor. Birincisi ilk başlangıçtaydı. "Sabredin ve dua edin" dedi bu iktidar. İkincisi; bankalara yeniden borçlanın çağrısı yaptı ve uçaklarda KDV’yi %18’e, uçak biletlerinde %1’e indirdi ve kredi konusunda adımlar attı. Şimdi de bağış yapın önlemiyle karşı karşıya kalındı. Yeni bir dayanışma kampanyası yapıyoruz dedi; biz bize yeteriz Türkiyem dedi. Evet, Türkiye kendi kendine yeterdi ama o kadar büyük talan, o kadar büyük yolsuzluk, o kadar büyük hırsızlıkla karşı karşıya kalındı ki Türkiye’nin kaynakları artık biz bize yeteriz noktasından çok uzaklaşmış oldu. 

Dolayısıyla hükümetin tedbir adı altındaki dünkü açıklamaları gerçekten salgın karşısında çaresiz ve başarısız kalındığının, açıkça iflas ettiğinin göstergesidir. Şimdi bunu çok böyle allayıp pullayıp bir dayanışma kampanyası şeklinde yapıyorlar ama demokrasilerde hayırseverlik değil kamusal sorumluluk esastır. 

KAMU KAYNAKLARI ŞİMDİ EŞİT DAĞITILMAYACAKSA NE ZAMAN DAĞITILACAK

Siz iktidarsınız. İktidar kamu kaynaklarını kullanma imkanına sahiptir. İktidar devletin bütçesine sahiptir, iktidar bu kamu kaynaklarını ve bütçeyi kullanarak vatandaşların ihtiyaçlarını karşılamak zorundadır. Böyle bir zamanda; yani bu kadar büyük bir kriz zamanında, her şeyin altüst olduğu, bir salgının bütün toplumu tehlike altına aldığı bir zamanda bu ülkenin kaynaklarını, zenginliklerini, bu ülkenin emekçilerinin, işçilerinin alın terleriyle yarattıkları kamu kaynaklarını şimdi eşitlikçi ve adil bir biçimde toplumla paylaşmayacaksınız da ne zaman paylaşacaksınız? 

Şimdi siz bunu yapmıyorsunuz. Toplumla bu paylaşımı, eşitlikçi ve adil bir şekilde yapmıyorsunuz, onun yerine büyük pembeye boyanmış bir tablo içinde diyorsunuz ki, hayırseverlik yapalım. Dayanışma kampanyası yapalım diyorsunuz. İktidarın görevi dayanışma kampanyası yapmak değildir. İktidarın görevi kamu kaynaklarını yurttaşlara eşit bir şekilde dağıtmak ve bu krizin üstesinden gelmelerini sağlamaktır. Dayanışma çok önemlidir. Evet bunu dayanışmayla aşacağız ama dayanışma görevi, yurttaşların sivil örgütlerinin, yerel yönetimlerin görevidir. 

İKTİDAR HERŞEYİ MERKEZİLEŞTİRMEK İSTİYOR

Peki ne yapıyor iktidar? Az evvel İçişleri Bakanı, 81 ilin valisine genelge gönderdi. Ne diyor İçişleri Bakanı genelgede? Diyor ki belediyeler, valilerin izni olmadan yardım toplayamaz. Yani dayanışma yardımı dedikleri, kafalarında büyük bir etkinlik olarak kurdukları şeyi sadece iktidar kendisi yapıyor. Yani iktidar diyor ki, sizin paralarınızı sadece ben toplarım diyor. Bu davranışın adı nedir? Merkeziyetçiliktir, yerel yönetimlerin yetkilerini elinden almaktadır. Örneğin İBB de böyle bir kampanya başlattığı için bu yasaklanacak. Neden? 

Çünkü iktidar kendisinin yanında olmayan muhalif belediyeleri çalıştırmak istemiyor. Her şeyi merkezileştirmek istiyor. Yerel yönetimlerin yetkilerini elinden almak istiyor.  Daha geçen hafta Pazartesi günü 8 belediyemize kayyım atandı. Bu aynı anlayışın bir tezahürüdür, şimdi devam ediyor. Her şeyi merkeze toplamak, bütün yetkileri merkeze tek elde toplamak, Saray'dan her şeyi idare etmek... Yani Bilim Kurulu’nu işlevsizleştiriyor. Bilim Kurulu’nda olması gerekenleri, sivil toplum kuruluşlarını, TTB, sağlık emekçilerinin örgütlerini, sendikaları işlevsizleştiriliyor. Neden çünkü her şeyi merkezden yapacaklar. Çünkü bu krizi, bu Korona Virüs salgınını bir siyasi ve ekonomik fırsata çevirebilir miyiz diye düşünüyorlar. Sorun buradan kaynaklanıyor, zihniyette bir bozukluk var esas olarak. Bu kabul edilebilir değildir. 

KAYNAK MI ARIYORSUNUZ, BÜTÇEDE KAYNAK ÇOK

Kaynak mı arıyorsunuz, kaynak çok. Bakın söyleyelim. 2020 bütçesine baktığınızda, silahlanmaya ve güvenliğe ayrılan bütçe 230 milyar liraydı. Kaynak mı arıyorsunuz, işte oraya bakın. Kaynak mı arıyorsunuz, Cumhurbaşkanlığı Yıllık Programında müteahhit firmalara yapılacak olan garanti ödemelerine bakın. Kaynak mı arıyorsunuz, Cumhurbaşkanının örtülü ve yedek ödeneğine bakın. Kaynak mı arıyorsunuz, Saray'ın harcamalarına bakın, yazlık-kışlık saraylara bakın.Yani bu bütçede kaynak var. 

Yeter ki bu kaynakları yurttaşların ihtiyaçları doğrultusunda kullanma tercihinde bulunulsun. Bu iktidarın öyle bir tercihi yok. Çok açık bir şekilde. Kaynak mı arıyorsunuz? 2020 bütçesinde, ki daha yeni yapıldı, kar amacı gütmeyen kuruluşlara, dernek ve vakıflara (iktidarın yanındakilerden söz ediyoruz) 2 milyar 735 milyon liralık yardım yapılacak. Buyrun kaynak. Onlara yardım yapılacak. İşte buyrun kaynak. Dolayısıyla kaynak var ama bu kaynaklar halkın ihtiyaçları doğrultusunda kullanılmıyor. Onun yerine ne yapılıyor? Milli dayanışma kampanyası yapılıyor. Halktan para toplanıyor. Niye? O paralarla halka yeniden yardım yapılması için. Dayanışma önemlidir ama bu, devletin, iktidarın yapacağı iş değildir. Bu, yerel yönetimlerin, sivil toplum kuruluşlarının yapacağı iştir. Bir kez daha bunu vurgulamış olalım. 

BU ÖNLEMLER BİR DEVLETİN ALACAĞI SOSYAL ÖNLEMLER DEĞİL

Kaynak mı arıyorsunuz? İşsizlik Sigortası Fonu’nu yıllardan beri sermayeye peşkeş çekiyorsunuz. Hala bunu yapmaya devam ediyorsunuz. İşsizlik Sigortası Fonunu, işsizler için, şu anda işsiz kalanlar için, aynı zamanda çalışamaz durumda olanlar için harcayın. İşsizlik Sigortası Fonu böyle zamanlar için kullanılmayacak da siz istediğiniz zaman bunu bankalara, şirketlere mi peşkeş çekeceksiniz? Şimdi dolayısıyla bir kez daha vurgulayalım ki bu önlemler bir devletin bir iktidarın alacağı sosyal önlemler değildir kesinlikle. Kabul edilebilir bir tutum değildir, eleştirmeye de devam edeceğiz. Önerilerimizi yapmaya devam edeceğiz. Bu konudaki hassasiyetin bütün toplumsal ve siyasal muhalefet tarafından paylaşılacağına da yürekten inanıyoruz. 

Son bir nokta daha söyleyeyim. Biz günlerden beridir uyarıyoruz, uyarmaya devam edeceğiz. Cezaevlerinde ciddi bir sorun var. Cezaevlerindeki sorun şu; cezaevinde kalan insanlar, ister tutuklu ister hükümlü olsun, insani koşullarda kalmıyorlar. 30-40-50-100 kişiye varan koğuşlar var. Tam bir tehlike ortamı esas itibariyle. Biz günlerdir bu tehlikeye dikkat çekiyoruz. Diyoruz ki cezaevlerinde kalan insanların da, ister tutuklu ister hükümlü olsun, sağlık hakkı vardır, yaşam hakkı vardır. Cezaevlerindeki tutuklu ve hükümlülerin hem sağlık hem yaşam hakkı devletin güvencesi altındadır. Devlet, onların sorumluluğunu taşımaktadır. 

CEZAEVLERİNDE YAŞANACAK BÜTÜN OLUMSUZLUKLARIN VEBALİ İKTİDARIN

Dolayısıyla eğer cezaevinde kalan tutuklu ve hükümlülerin bir an evvel eşitliğe dayanan bir infaz yasasıyla, adli kontrolle ya da çeşitli düzenlemelerle serbest bırakılması sağlanmazsa, o durumda cezaevlerinde yaşanacak bütün olumsuzlukların vebali iktidardadır. Şunu düşünüyorsanız, aynı salgın krizini bir fırsata dönüştürmeyi düşündüğünüz gibi, cezaevlerinde düşüncelerini açıklamaktan dolayı, toplantılarda konuşma yapmaktan dolayı, siyasi faaliyetlerden dolayı ceza almış ya da yargılanmakta olan insanları cezaevinde tutalım, geri kalan ne kadar insan varsa onları çıkaralım diye bir planınız varsa, infaz yasasındaki değişikliği bu şekilde yapmayı planlıyorsanız, bu asla kabul edilebilir değil. Cezaevinde kalan tutuklu ve hükümlülerin sağlık ve yaşam hakkı kutsaldır. Onların da bu haklarına riayet edilmesi, önlem alınması acildir. Çünkü gelen her haber oradaki sıkıntıların giderek büyümekte olduğunu göstermektedir, zamana yayılacak bir durum kesinlikle söz konusu değildir. 

Demokrat Haber’e Patreon'dan bağış yapabilirsiniz > > > > >

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER