Mithat Sancar: Barolar da kendilerine dayatılan demir kafesi reddetmek adına yürüyor

Sancar, “Bu iktidarın halk iradesine saygısı yok, her gün yeni bir darbe tezgahlıyor” dedi

Mithat Sancar: Barolar da kendilerine dayatılan demir kafesi reddetmek adına yürüyor

HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, partisinin haftalık Meclis grup toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Baroların yürüyüşünü destekleyen Sancar, “Barolar da kendilerine dayatılan demir kafesi reddetmek adına yürüyor. Bu iktidar darbecidir dediğimizde bazıları bunu çok abartılı buluyorlar. Oysa toplumda çoğulculuğu yok etme niyetinde olan bir iktidar varsa, işte bu iktidarın zihniyeti darbeciliktir. Herkesin; iradesine göz dikilen, haysiyeti hedef alınan herkesin açıkça bu cesareti göstermesi gerekiyor. İşte barolar da bu cesareti gösterdi. Haysiyet mücadelesindeki yerlerini sağlam bir şekilde aldılar. Aralarında öğrencilerim var, meslektaşlarım var. Hepsiyle gurur duyuyorum, hepsini buradan gönülden selamlıyor ve kutluyorum” dedi.

HDP’nin Darbeye Karşı Demokrasi Yürüyüşü ile gündemdeki gelişmeleri değerlendiren Sancar, şunları söyledi:

‘BU YÜRÜYÜŞ UZUN SOLUKLU BİR YOLUN İLK ETABIYDI’

Biliyorsunuz partimizin bir yürüyüşü oldu, Cumartesi günü Ankara’da bir mola verdik. Yürüyüş Ankara’da bitmedi. Bu yürüyüş kısa bir yürüyüş değildi. Uzun soluklu bir yolun ilk etabıydı. Bu yürüyüşümüzün adı Darbeye Karşı Demokrasi Yürüyüşü’ydü. Bu yürüyüşle tüm ülkeyi kucaklamak için Edirne ve Hakkari’yi başlangıç noktaları olarak belirledik. Elbette ülkenin bir ucundan diğer ucuna bütün halklarımızı kucaklamak ilk hedefimizdir. Ancak Edirne ve Hakkari’nin de bir başka anlamı var.

‘BÜTÜN DARBECİLERİN YAPTIĞI İLK İŞ HALKIN İRADESİNE EL KOYMAKTIR’

Edirne’de önceki dönem Eş Genel Başkanımız Selahattin Demirtaş siyasi rehine olarak tutuluyor. Hakkari daha geçen gün milletvekilliği düşürülen sevgili Leyla Güven’in seçim bölgesidir. Yani Hakkari, iradesi gasp edilen şehrimizdir. İrade gaspı bir darbe fiilidir. Bütün darbecilerin ilk yaptığı iş halkın iradesine el koymaktır, o iradeyi yok saymaktır. O iradenin yerine kendi emirlerini ve kendi demirlerini geçirmektir.

‘NEFES ALAMAYAN BÜTÜN TOPLUM KESİMLERİ İÇİN YÜRÜDÜK’

O nedenle bu yürüyüşe Darbeye Karşı Demokrasi Yürüyüşü adını verdik. Bu yürüyüş nefes alamayan bütün toplum kesimleri içindi. Gençler içindi, kadınlar içindi, emekçiler içindi, yoksullar içindi. Yürüyüş boyunca iktidarın her türlü engellemelerine maruz kaldık. Kuşatmalara, çemberlere alındık, hapsedilmek istendik. Bazen yolda araçlarımızdan fazla güvenlik ekibi aracı vardı. Mesela Hakkari’den Van’a yola çıktığımızda sanırım biz 15 araçlık bir konvoy oluşturmuştuk, bize eşlik eden en az 7 - 8 tane zırhlı araç ve bir o kadar da başka araç vardı.

‘BİZ HALKIMIZLA SESTE, BAKIŞTA, YÜREKTE, İNANÇTA, KARARLIKTA BULUŞTUK’

Gittiğimiz her yerde halk ile buluşmamızın engellenmesi için her şey yapıldı. Ama bilmiyorlar ki buluşma sadece fiziksel temas ile olmaz. Sadece aynı metrekarelere birlikte yerleşmekle de olmaz. Biz halkımızla sesimizle buluşuruz, bakışlarımızla buluşuruz, yürekte buluşuruz. İşte bu yürüyüşte tüm bu çabalarına rağmen engelleyemedikleri esas şey buydu. Biz halkımız ile yüreklerde dolu dolu buluştuk. Geçtiğimiz her yerde pencereden el sallayan, bize gülümsemeler yollayan insanlarımızla buluştuk. Bizimle kucaklaşmak için fırsat kollayan, aralık kollayan insanlarımızla o küçücük aralıklarda buluştuk. Ama en önemlisi inançlarımızda, kararlılığımızda buluştuk.

‘ATILAN HER BOMBA, ALINAN HER SİLAH GENÇLERİN GELECEĞİNİ ÇALIYOR’

Bu yürüyüşü en çok gençler için yaptık desem abartı olmaz. Çünkü gelecek en çok gençlerin meselesidir. Ve en çok onları ilgilendirir. Biz demokratik ve özgür bir gelecek için yürüdüğümüzü söylediğimizde esas bugünün gençlerine, yarını özgür bir şekilde verebilme inancımızı dile getirmiştik. O hedefimizi dile getirmiştik. Toplumun kaynaklarının savaşa ve yandaşa değil gençlere ayrılması için yürüdük. Savaşa yapılan her yatırım, gençlerin geleceğine konan ipotektir. Atılan her bomba, alınan her silah gençlerin geleceğinden çalmaktadır. O nedenle savaşa karşı yürüyoruz dediğimizde tam da gençlerimizin özgür ve demokratik barış içinde bir gelecekte yaşamlarını istediğimizi vurgulamış olduk. Bombalara kurşunlara ranta talana değil, eğitime işe aşa kaynak yatırılması için yürüdük.

‘İKTİDAR HAKTAN-HUKUKTAN, İTİRAZDAN KORKUYOR; HERKESİ TERÖRİST İLAN EDİYOR’

Bu engellemelerin, iktidarın bizi engellemek için yaptıklarının gösterdiği çok temel bir husus var. O da korkudur. İktidar korkuyor. İktidar itirazdan korkuyor, hak arayışından korkuyor. İtiraz eden herkesi hain, hak arayan herkesi terörist ilan ediyor. Korkunun bundan açık ifadesi olabilir mi? Bir ülkenin yüzde 60-70 nasıl oluyor da terörist olarak damgalanabiliyor. Bu halktan korkunun açık itirafıdır. Bu iktidar halktan korkuyor, bu iktidar halktan korkuyor. O nedenle sokağa çıkan herkesi, itiraz eden herkesi boğmak için elinden gelen her şeyi yapıyor.

‘KORKU DUVARI AŞILMADAN HAK, HUKUK, ÖZGÜRLÜK, HAYSİYET OLMAZ’

Biz buna rağmen yürüdük. Çünkü korku duvarını aşmak gerekiyor. Korku duvarı aşılmadan hak olmaz hukuk olmaz, özgürlük olmaz, haysiyet olmaz. O nedenle korkuya karşı yürüdük, korku duvarını yıkmaya yürüdük. Korku duvarı yıkılmadan da insanların kendisi gibi olmaları mümkün değil. Özgür bir gelecek kurmaları ise hiç mümkün değil. Sevgili kardeşlerim, benim çok sevdiğim bir film var. Adı Korku Ruhları Kemirir. Bir Alman yönetmenin filmi. İktidarın durumunu ve korkan herkesin ruh halini bundan daha iyi yansıtan bir söz zor bulunur. İktidar çok korkuyor ve bu korku onların her tarafını kemiriyor. Ama eğer bizler korkarsak bizim de ruhlarımızı kemirir, bizi de ruhsuz ve iradesiz bırakır. O nedenle korku duvarlarına karşı bu yürüyüşümüz devam edecek. Bu yürüyüşü korku duvarını aşmak isteyen herkesin mutlaka dikkatle izlemesi, bundan ilham alması gerekir.

‘BAROLAR, DAYATILAN DEMİR KAFESİ REDDETMEK ADINA YÜRÜYOR’

İşte baroların da yaptığı budur. Barolar da kendilerine dayatılan demir kafesi reddetmek adına yürüyor. Bu iktidar darbecidir dediğimizde bazıları bunu çok abartılı buluyorlar. Oysa toplumda çoğulculuğu yok etme niyetinde olan bir iktidar varsa, işte bu iktidarın zihniyeti darbeciliktir.

‘BAROLAR İÇİN YAPILAN DÜZENLEME İKTİDARIN DARBECİ ANLAYIŞININ YANSIMASIDIR’

Eğer bir iktidar çeşitli toplum kesimlerin iradesini yok etmek istiyorsa bu iktidar darbecidir. İşte barolara karşı hazırlanan düzenlemeler tam da iktidarın bu darbeci anlayışının yansımasıdır. Hoş iktidar sözcüleri bunu zaten saklamıyor. Kendileri bizzat itiraz eden herkesi susturmak istediklerini açık açık söylüyorlar. Onlar bu kadar açık söylüyorsa bizlerin de en az o kadar cesur olması gerekiyor.

‘BARO BAŞKANLARININ YÜRÜYÜŞÜYLE GURUR DUYUYORUM, HEPSİNİ KUTLUYORUM’

Herkesin; iradesine göz dikilen, haysiyeti hedef alınan herkesin açıkça bu cesareti göstermesi gerekiyor. İşte barolar da bu cesareti gösterdi. Haysiyet mücadelesindeki yerlerini sağlam bir şekilde aldılar. Aralarında öğrencilerim var, meslektaşlarım var. Hepsiyle gurur duyuyorum, hepsini buradan gönülden selamlıyor ve kutluyorum.

‘YARGI, İKTİDARIN MUHALEFETİ TASFİYE ETME SOPASINA DÖNÜŞMÜŞ’

Hukukçular daha iyi bilir ama herkes anlar, yargı 3 ayaktan oluşur; iddia, savunma, hüküm. Tek bir ayağı eksik olunca o kuruma yargı denmez artık. Şimdi Türkiye’de yargının iki ayağı zaten gitmiş durumda. Yani hakimler ve savcılar iktidarın kontrolü altında. Yargı, iktidarın muhalefeti tasfiye etmek için kullandığı bir sopaya dönüşmüş durumda. Geriye tek ayak kaldı, o da savunma. Savunma bu mücadeleyi yürütürken, yargının diğer iki ayağındaki insanların da haysiyeti için mücadele ediyor. Çünkü bu kadar ezilmiş, bu kadar kontrol altına alınmış bir yargıda görev almak herkes için sorgulanması gereken bir haysiyet meselesidir. İşte o nedenle haysiyet yürüyüşü diyorum baroların yürüyüşüne de. Çünkü onlar adaleti savunuyorlar, toplumu savunuyorlar, bir de yargıdaki herkesin haysiyetini savunuyorlar.

‘GAZETECİLER İKTİDARI RAHATSIZ ETTİKLERİ İÇİN UYDURUK İDDİANAMELERLE YARGILANIYOR’

Yargının durumunu özetlemek için çok örnek verilebilir. Mesela yarın gazetecilerin duruşmaları var, uyduruk iddianamelerle, sadece iktidarı rahatsız ettikleri için gözaltına alındılar, tutuklandılar. Cezaevlerinde binlerce siyasetçi var, çoğu bizim arkadaşımız, onlarca yüzlerce aydın var, gazeteci, akademisyen var. Bu örnekleri çoğaltabiliriz ama bir tanesi o kadar çarpıcı ki, diğerlerini uzun uzun açıklamaya gerek bırakmıyor. O da sevgili Selahattin Demirtaş'ın dosyasıdır.

‘GÖZ GÖRE GÖRE YARGIYI KULLANARAK DEMİRTAŞ’I REHİN TUTUYORLAR’

Bugüne kadar yargı eliyle sahneye konulan oyunlar, akla ziyan denecek kadar komik, absürt ve tehlikeli. Göz göre göre, herkesin gözü önünde, hiç sakınmadan büyük bir pervasızlıkla yargı mekanizmasını kullanarak Selahattin Demirtaş’ı içeride siyasi rehine olarak tutmaya devam ediyorlar. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi karar veriyor, onu boşa çıkarmak için yeni bir operasyon yapıyorlar. Bir mahkeme tahliye kararı veriyor, başka bir mahkeme daha o kararın mürekkebi kurumadan yeni bir tutuklama kararı veriyor. Anayasa Mahkemesi karar veriyor, bin dereden değil bir milyon dereden su getiriyor 'nasıl olur da AİHM’in gözünü boyarım ama bu arada da nasıl Demirtaş’ı içeride tutarım' diye. İşte böyle bir yargı ile karşı karşıyayız. Adalet, böyle bir yargının ezdiği o yüce değer hepimizi derinden yaraladığı için itiraz ediyoruz.

‘HDP’DEN, SELAHATTİN DEMİRTAŞ’TAN, FİGEN YÜKSEKDAĞ’DAN KORKUYORLAR’

Peki, bu kadar oyunun sebebi nedir Selahattin Demirtaş operasyonunda? Korku, yine korkuyorlar. Güçlü itiraz eden her sesten korkuyorlar. İnançlı yürüyen herkesten korkuyorlar. Tabii ki HDP’den korkuyorlar, HDP’nin birikiminden korkuyorlar. Tabii ki Selahattin Demirtaş’tan korkuyorlar, Figen Yüksekdağ’dan korkuyorlar. Şu an rehin tuttukları binlerce yoldaşımızdan korkuyorlar. Ama hatırlatmama gerek olmayan, hepimizin bildiği bir atasözü var: Korku ecele fayda getirmez. Sadece ruhları kemirir, içine girdiği yapıyı bitirir.

‘BU KORKU ONLARI BİTİRECEK’

İşte bu korku onları bitirecek. İşte bu korku; hepimizin iradesiyle, adalet isteyen demokrasi isteyen özgürlük isteyen herkesin iradesiyle sandıklarda onları bitirecek. O nedenle bizler durmadan bir demokrasi ittifakı çağrısı yapıyoruz. Bütün bunlar ancak birlikte mücadeleyle durdurulabilir.

‘BİZİM GÜCÜMÜZ VE KARARLIĞIMIZ VAR AMA BU MESELE HEPİMİZİN, HERKESİN MESELESİ’

Bizim gücümüz var, bizim kararlılığımız var. En çok da bu nedenle bize saldırıyorlar. Biz yine direniriz, biz yine yürürüz. Ama artık herkes görmeli ki bu mesele sadece HDP'nin meselesi değildir. Kürt halkı iradesini ve inancını savunmak ve korumak adına her şeyi yapmış olan bir halktır. Bunu herkes biliyor ama bu mesele sadece Kürt halkının meselesi değildir. Türkiye’de yaşayan herkesin, bütün halkların meselesidir. Adaletten yana derdi olan, demokrasi isteyen, özgürlüğü arzulayan herkesin meselesidir. Barışı özleyen herkesin meselesidir. O nedenle hepimiz birlikte hareket edelim diyoruz.

‘HUKUK TANIMAYAN İKTİDARA DARBECİ DENİR, DARBECİSİNİZ’

'Bu iktidar darbeci zihniyete sahiptir' dediğimizde belki de en çarpıcı örnek kayyım uygulamasıdır. Kayyım uygulamasından daha açık bir darbeci pratik olabilir mi? Yüzde 70 - 80’lere varan oyla seçilmiş belediye başkanlarını görevden alacaksın, oraya memurlarını tayin edeceksin, sonra da millet iradesine saygıdan söz edeceksin. Yok değerli arkadaşlar, bu iktidarın halk iradesine saygı, halk iradesine itibar diye bir değeri yoktur, böyle bir anlayışı yoktur. Daha bu sabah Sarıcan Belediye Eşbaşkanlarımız gözaltına alındılar. Her gün yeni bir darbe operasyonu tezgahlıyorlar. Biz bunun adaletsizliğini, haksızlığını, hukuksuzluğunu, demokrasiye aykırılığını her seferinde dile getiriyoruz. Ama bunu söyleyen sadece biz değiliz. Uluslararası kurumlardan da açıklamalar gelmeye devam ediyor.

‘HUKUK TANIMAYANA DARBECİSİNİZ DEMEKTEN BAŞKA NE DENİR: DARBECİSİNİZ’

Bakın, en son Türkiye’nin de üyesi olduğu Avrupa Konseyi bünyesindeki Venedik Komisyonu bir rapor yayımladı, bir karar aldı. Çok önemli bir organdır Venedik Komisyonu uzun uzun anlatmaya gerek yok. Türkiye, Venedik Komisyonu’nun bünyesinde olduğu Avrupa Konseyi’nin kurucu üyelerinden biridir. Burada mahkeme kararını tanımıyor. Kendi iradesiyle üye olduğu kuruluşlardan çıkan kararları da tanımıyor. Yani hukuk tanımıyor. Hukuk tanımayan bir iktidara 'darbecisin' demekten başka ne denebilir, darbecisiniz işte!

‘DARBELER ARASINDA AYRIM YAPARSANIZ DARBECİLER KADAR KÖTÜ BİR ŞEY YAPMIŞ OLURSUNUZ’

Şimdi bu iktidar bir de darbelerle mücadele ettiğini, bir de darbelere karşı olduğunu söylemiyor mu? Sanıyorlar ki toplum bunları anlamaz, toplum saftır, kavrayıştan yoksundur. Bir zamanlar 'toplumu aşağılayanlara karşı itiraz eden en önemli güç biziz' diyorlardı bu iktidarın temsilcileri. Şimdi kendileri bu politikalarla toplumu aşağılıyorlar.

Mesela iktidar ortakları, 27 Mayıs darbesinden sonra kurulan Yüksek Adalet Divanı’nın kararlarını geçersiz sayan bir kanun teklifi hazırladılar ve Meclis'’e sundular. Çok iyi yaptılar. Evet darbecilerin kurduğu mahkemelerde yapılan yargılamalar geçersizdir. O nedenle 27 Mayıs’tan sonra kurulan Yüksek Adalet Divanı'nın kararları ile idam edilen merhum Menderes, Polatkan ve Zorlu’nun idamları bu ülkenin tarihindeki en kara sayfalardandır.

Bu kararları geçersiz saymak da doğrudur, iyi yapılmış bir hamledir. Ancak inandırıcı olabilmeniz için bütün darbecilerin kurduğu mahkemelerde yapılan yargılanmaları geçersiz saymalısınız. Darbeler arasında ayrım yaparsanız, darbeciler kadar kötü bir şey yapmış olursunuz. 12 Mart da, 12 Eylül de darbeydi. 12 Mart’ta kurulan Sıkıyönetim Mahkemeleri meşruydu, öyle mi?

O mahkemelerinin verdiği kararlarla idam edilen Denizlerin Yusufların ve Hüseyinlerin ölümleri bir sorun değil midir, bir yara değil midir? O mahkemelerin kararlarına niye dokunmuyorsunuz? 12 Eylül'’den sonra yapılan yargılamalar meşru mu? Yüzlerce örnek verebilirim. Sadece 18 yaşından küçük olduğu halde idama mahkum edilen ve idam edilen Erdal Eren'i hatırlatmak yetmez mi? Erdal Eren'i idam sehpasına gönderen o mahkemeler meşru mu?

‘SADECE MENDERES’E İTİBARINI İADE ETMEKLE YETİNİRSENİZ AYRIMCILIK, BÖLÜCÜLÜK YAPARSINIZ’

Bizim çağrımız şudur; darbelere ve darbecilere ayrımsız karşı çıkacaksınız. Adalet sadece bir kesim için isteniyorsa en büyük adaletsizliktir. Adalet isteğinde ayrımcılık en büyük adaletsizliktir. Çünkü vicdansızlıktır, çünkü çürümüşlüktür. O nedenle evet getirin 27 Mayıs’la ilgili kanun teklifini evet Yüksek Adalet Divanı kararlarını geçersiz sayalım, evet o kararlarla idam edilen Menderes’i, Polatkan’ı, Zorlu’yu buradan yeniden itibarlarını iade edecek bir duruma getirelim. Ama orada durmayalım. Orada durursanız ayrımcılık yaparsınız, orada durursanız bu toplumda adaletsizlik konusunda bölücülük yaparsınız.

‘GELİN HEP BİRLİKTE YÜRÜYELİM, SESİMİZİ YÜKSELTELİM’

Biz HDP olarak adaleti herkes için istiyoruz. Darbelere ayrımsız karşı çıkıyoruz. Bu konurda sicilimizde en ufak bir leke bulunamaz. Hiç kimse geçmişimizde en ufak bir yalpalama göremez. Biz de toplumun bu şekilde yaralanan bütün kesimlerine çağrımızı yeniliyoruz. Gelin, Hep Birlikte karşı çıkalım, gelin hep birlikte gerçek adalet için yürüyelim. Hep birlikte sesimizi yükseltelim. Seslerimiz mutlaka buluşacaktır. Tek bir kişi bile kopkoyu karanlıkta haykırdığında o ses mutlaka duyulur. O ses mutlaka yankı bulur. O nedenle bu konuda inancımızı asla ve asla kaybetmeyelim.

‘GELİN BİZE KATILIN DEMİYORUZ, HERKES BULUNDUĞU YERDEN İTİRAZ ETSİN YETER’

Biz inandıklarımız için yürüyoruz, biz değerlerimiz için yürüyoruz. Bu yürüyüşümüz de devam edecek. Bu yürüyüşte haksızlığa adaletsizliğe uğrayan herkesin ve herkesin yan yana durması için çağrı yapıyoruz. Hiç değilse yürek birlikteliğini yaratalım diyoruz. Herkes bulunduğu yerden itiraz etsin yeter. Kimse gelip bizim yürüdüğümüz yerde arkamıza dizilsin demiyoruz. Sadece biz yürüyelim siz de gelin katılın demiyoruz. Bu yürüyüş özgürlük yürüyüşüdür, adalet yürüyüşüdür ve haysiyet yürüyüşüdür. Haysiyeti, adaleti, özgürlüğü, önemseyen herkes bulunduğu yerden itiraz etsin.

‘BU HALKIN UMUDUYUZ VE BUNDAN ASLA VAZGEÇMEYECEĞİMİZE SÖZ VERİYORUZ’

Bu itirazı yapabilecekleri bin çeşit yol vardır. Onurlu insanlar için itaat dışında, teslimiyet dışında çok farklı çok renkli yollar vardır. Umut inançtan gelir, umutsuzluk teslimiyete götürür. İnanç, mücadeleyi güçlendirir. Umut, mücadelenin çiçeğidir. İşte biz bu halkın umuduyuz. Biz bu halka, bu çiçekleri çoğaltacak bir iradeye sahip olduğumuzu söylüyoruz. Bundan asla vazgeçmeyeceğimize de söz veriyoruz. Sevgili halkımız, işçiler, gençler, kadınlar, yazarlar, aydınlar ve Kürtler, herkes kendi hak mücadelesi için elinden geleni yapmalıdır.

‘SURİYE’DE KÜRTLER VARLIKLARI, ONURLARI, ÖZGÜRLÜKLERİ İÇİN BİR ARAYA GELDİLER, NE İYİ ETTİLER’

Bakın Suriye'de çok sayıda Kürt partisi, uzun bir diyalog sonucunda büyük adım attılar. Niye yaptılar bunu? Çünkü varlıklarına yönelen bir tehdit var, saldırı var. Varlıklarını, kimliklerini, haysiyetlerini korumak için bir araya geldiler. Ne güzel yaptılar.

‘KÜRT HALKININ BİRLİK İRADESİNE BOMBA YAĞDIRIYORLAR’

Haksızlığa adaletsizliğe uğrayan her kesim buradan ilham almalıdır. Bir araya gelmeyi becerebilmemiz lazım. Buna bile iktidar ortakları etmedik laf bırakmıyorlar. Kürtler bir araya gelemezmiş gelseler suç işlerlermiş gibi sözler sarf ediyorlar. Söz sarf etmekle kalmıyorlar, bu birlik iradesine gölge düşürmek, korku salmak için bombalar yağdırıyorlar. Ama ben inanıyorum ki Kürt halkının temsilcileri varlık, hak, kimlik ve haysiyet mücadelesinde, bu yolda çok daha büyük adımlar atacaklardır ve bütün ezilenlere örnek olacaklar.

‘BİZ HAK VE ADALET YOLUNDA KENDİMİZİ BİR YOLCU OLARAK GÖRÜYORUZ’

Biz inandıklarımızın ve hakikatin peşindeyiz. Bizim öykümüz öyle karmaşık değil, sadedir. Biz öykümüzü doğru anlamak ve anlatmak istiyoruz. Bunun için yıllardır yollardayız ve yürüyoruz. Bir Alevi deyişi vardır, “Gönül kalsın ama yol kalmasın. Yol kalmasın çünkü insan yolda öğrenir kendini ve mücadeleyi”. Biz kendimizi, hak ve adalet arayışında bir yolcu olarak görüyoruz. Bu yolda nice arkadaşımız büyük bedellerle hırkayı taşıdı ve şimdi bize teslim etti. Biz de yarın bu hırkayı onurla başkalarına devredeceğiz.

‘YOLUMUZ TOPLUMU SAVUNMAKTIR, KARARLILIĞIMIZ TAMDIR’

Yol inadı ve inancı olana açıktır. İnancımızdan ve inadımızdan şüphemiz yok. Yol ahlakı olana açıktır, şükür ki ahlakımızdan şüphemiz yok. Yol, toplumu savunanlara açıktır. Bu konudaki kararlılığımızdan şüphemiz yok. Yol, buluşmak ve kavuşmak isteyenlere açıktır.

Mutlaka kavuşacak, her şartta buluşacağız. Yol, korkuyu geride bırakır. Biz korkuyu terk edeli çok oldu. Cesaretimizden şüphemiz yok. Yürüyüş ve yol Ankara’da bitmedi tabii, barışa, demokrasiye ve özgürlüğe doğru devam edecek. Bu ülkenin her karışı nefes alıyorum diyene dek sürecek bu yolculuk.

‘NE MUTLU BİZE Kİ DOSTLARLA HAKİKAT YOLUNDAYIZ’

İşte o ana geldiğimizde ise büyük insanlık arayışımız ve yürüyüşümüz sıfırdan başlayacak. Yeniden başlayacak. Konuşmamı çok değerli bir düşünürün sözleri ile tamamlamak istiyorum. Hayatta yaşayabileceğimiz en değerli şey, hakikati arayan insanlarla karşılaşmak ve aynı yolda olmaktır. Bu dostluklar insanı özgürleştirir. O halde biz de diyoruz ki, ne mutlu bize ki dostlarla hakikat yolundayız. Dönmek yok bu yoldan, inancımız kuvvetli, kararlığımız kesindir. Yolumuz sonsuzluğa açılıyor. Hepinizi saygı ve sevgi ile selamlıyorum.

Güncelleme Tarihi: 23 Haziran 2020, 23:26
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER