'Kürt meselesinin ekonomik olarak yarattığı yıkım, halka yoksulluk ve işsizlik olarak dönüyor'

Temelli, gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu

'Kürt meselesinin ekonomik olarak yarattığı yıkım, halka yoksulluk ve işsizlik olarak dönüyor'

HDP Eş Genel Başkanı Sezai Temelli, TBMM Genel Kurulu'nda görüşülen 2019 bütçesi ile ilgili açıklamalarda bulundu.

Temelli, “Kürt meselesinin ekonomik olarak yarattığı yıkım, Kürt halkına yoksulluk, işsizlik olarak dönüyor.  Bursa, Eskişehir, Bilecik Bölgesine insan sağlığı ve sosyal hizmet alanında 121 bin yatırım yapılmışken, bölgesel gelişmişlik sıralamasında en sonda yer alan Ağrı-Kars-Iğdır-Ardahan Bölgesine yaklaşık 5700 yatırım yapılmış. Bursa da, Bilecik de, Ağrı da, Kars da daha iyisini hak ediyor. Yeter ki bu bütçeyi halk için yapın. Bütün bu iller çok daha iyisine layıktır” dedi.

Temelli’nin açıklaması şu şekilde:

Konuşmama sizleri ve Türkiye halklarını selamlayarak başlamak istiyorum.

‘2019 BÜTÇESİ DE, AKP’NİN İNSAN HAKLARI İHLALLERİ RAPORU GİBİDİR’

Bütçe konuşmasının 10 Aralık İnsan Hakları Günü’ne denk gelmiş olması anlamlı bir tesadüf oldu. İnsan hakları düzeninin sarsıldığı, hukuka güvenin bittiği bir ülkede bütçeyi konuşuyoruz. 2019 bütçesi de, AKP’nin insan hakları ihlalleri raporu gibidir.

Bütçe hakkını gasp eden, bütçeyi adeta Parlamento’nun iradesinden, denetiminden kaçıran bir anlayışa karşı bütçe hakkını savunmaya, toplumun en temel haklarını savunmaya devam edeceğiz. Bütçe yapmak, bütçe hakkını korumak toplum olmaktır, eşit vatandaşlık hukukuna dayalı bir demokrasiyi inşa etmektir. Bugün demokrasiyi bir araç olarak görenlere inat radikal demokrasi anlayışımızla halklarımızın barış içinde yaşama hakkı için bütçe hakkını savunarak mücadeleyi devam ettireceğiz. 

‘BÜTÇE HAKKININ KORUNMASI ADALETİN KORUNMASIDIR’

Bütçe hakkının korunması adaletin korunmasıdır. Adaleti vicdanlarında duymayanlar, adaleti kendi siyasi çıkarlarıyla tutsak alanlar bütçeyi de bu adaletsizlik girdabına sıkıştırmaktan geri kalmadılar. Unutmayalım; herhangi bir yerde haksızlık varsa adalet her yerde tehlikede demektir!

Aslında konuşmama Sırrı Süreyya Önder'in 2013 Newroz’unda yaptığı konuşmayla başlamak isterdim; barıştan, demokrasiden, umuttan bahsederek. Ama Sırrı Süreyya Önder zaten cezaevine Newroz’da söylediği sözler nedeniyle girmedi. Kanıtlarını sunduğu halde hiç kullanmadığı kelimeleri söylenmiş gibi Sırrı Süreyya Önder’in iddianamesine kondu. Hakikat çarpıtıldı, adalet bir kez daha herkesin gözleri önünde yok edildi.

Açın tutanakları bakın; 2013 Newroz’unda yapılan konuşmaları o gün Meclis’te “barış ve kardeşlik mesajları” olarak yorumlayanlar bugün sevgili milletvekillerimizi gayet rahat suçlayabiliyorlar.  

İşte bizim vekillerimiz, o gün Meclis’te de alkışlanan barış ve kardeşlik dili nedeniyle rehin alındı! Bugün biz kullandığımızda terörist ilan edildiğimiz barış kelimesi sadece o gün Meclis’te tam 45 kez kullanılmış. Ne değişti? Kürt meselesi bu arada buharlaşıp yok mu oldu?

HDP’YE YAPILAN OPERASYONLAR, KAYYIM ATANAN BELEDİYELER

O günden bugüne milletin temsilcileri cezaevine konuldu, yerlerine kayyum atandı. 27 milletvekilimiz, bir kısmı birden fazla olmak üzere toplam 67 kez gözaltına alındı. 21 vekilimize ceza yağdı. Leyla Güven cezaevinde açlık grevine girerek fikrini ifade etmek zorunda kalıyor.

LEYLA GÜVEN’İN TECRİTE KARŞI BAŞLATTIĞI AÇLIK GREVİ

Leyla Güven, biz burada bu konuşmaları yaparken açlık grevinde, 33 gündür bedeniyle direnerek hepimize ısrarla barış mesajı gönderiyor. Bir vekiline bile kulak veremeyen Meclis, halka nasıl kulak verebilir ki!

Leyla Güven İmralı Tecridini boşu boşuna gözünüzün içine sokmuyor! Tecridin yol açtığı sonuçları sadece katliamlara bakarak bile anlayabilirsiniz. Tecritle birlikte bu ülke katliamlar coğrafyasına döndü. 2015 yılından bu yana Suruç Katliamı, 10 Ekim Katliamı, Antep Katliamı başta olmak üzere yüzlerce insanın yaşamını yitirmesine ve binlerce insanın yaralanmasına sebep olan çok sayıda saldırı gerçekleşti.

Çocuklar, yaşlılar zırhlı araçların altında can verdi. Silopi’de Furkan ve Muhammed uykularında öldü ve onları ezen ilk duruşmada beraat etti. 85 yaşındaki Pakize Hazar, sokak ortasında panzerin altında yaşamını yitirdi. Tam 202 kişi evlerinde, kapalı alanlar içerisinde yaşamını yitirdi. Taybet Ana, çocuklarını büyüttüğü, komşuları ile sohbet ettiği evinin avlusunda can verdi.

‘CEZAEVİNDEKİ TUTUKLU SAYISI 240 BİNE ULAŞTI’

Cezaevindeki tutuklu sayısı 240 bine ulaştı. Şu anda 70 bin öğrenci cezaevinde. AKP’nin insani sınırlarını görmek isteyen cezaevlerine baksın. Urfa’da 1 yaşındaki Arin bebek çok hasta olmasına rağmen annesiyle birlikte cezaevinde.

Bu konudaki bütün talepler reddedildi. Gözlerinizin içine bakarak sormak istiyorum: 1 yaşındaki çocuk nasıl cezalandırılıyor, bunu vicdanınıza nasıl sığdırıyorsunuz. İstediğiniz kadar icraat yalanları anlatın, Kürt Halkının AKP’yi hatırlayacağı tarih budur. Biz bunları söylerken içiniz sızlamıyorsa vicdanınızda bir sorun var demektir.

2013 Newroz’unda alanı dolduran devasa kalabalığın coşkusuyla, o gün orada Amed’den İstanbul’a barış güvercinleri uçurulmuştu. O güvercinleri uçuran barış emekçileri bugün cezaevinde. Cezaevine girerken inandıkları şeye emek vermiş olmanın güveniyle başları dimdik cezaevine girdiler, yine başları dimdik oradan çıkacaklar! Hiçbirimiz bu sevdadan vazgeçmedik.

Meclis’in varlık sebeplerinin başında ülkenin kaynaklarının adil olarak dağıtımını sağlamak gelir. İktidarın topluma ne kadar değer verdiğini anlamak için sadece bütçe sürecine bakmak yeterlidir. Kendine her şeyi az, halka ise her şeyi fazla gören açgözlü bir yönetimle, bir iktidarla karşı karşıyayız.

‘10 MİLYONA YAKIN İŞÇİ AYDA 1.603 LİRAYA ÇALIŞIYOR’

10 milyona yakın işçi ayda 1.603 liraya çalışıyor. Bir ailenin açlık sınırı 1.900 lira. Sofralarda ejder meyvesi ama asgari ücretlilere dönüp “fedakârlık yapın” diyebiliyorsunuz. 

Bütçe değil, sanki “kamu kaynakları nasıl talan edilir” el kitabı hazırlamışsınız. “Kürtlere karşı savaşı nasıl finanse ederiz, kadınları nasıl erkeklere bağımlı hale getiririz, emekçilere bir süre daha böcekli yemekleri nasıl yediririz, çocukları denetimsiz yurtlara nasıl mahkum edebiliriz” sorularının yanıtlarını bu bütçede bulabilirsiniz.

Biz sürekli olarak ekonominin demokrasiye bağımlı olduğunun altını çiziyoruz. Bunu bütçeden daha iyi anlatan bir metin olamaz. Bütçe ekonomik olmaktan çok siyasi bir metindir. Bütçenin zenginlerle yoksullar, kadınlarla erkekler, çocuklarla yetişkinler, sosyal desteğe ihtiyacı olanlarla olmayanlar arasında nasıl bölüştürüleceğine, vergilerin kimden alınacağına karar veren bir siyasi metin olduğu unutulmamalıdır.

AKP aç, yoksul demeden herkesten para topluyor ama bu kaynağı bir tek kendisi ve yandaşları harcıyor. AKP-Saray iktidarı bu bütçe ile toplumun bütçe hakkını gasp ederek iktisadi bir şiddet uyguluyor. Bugün iflas eden esnaf sayısı 72 bini aştı. Tam 72 bin kişi kim bilir ne umutlarla açtığı, belki anne babasından kalan işyerlerini kapattı. Milyarlarca lira KOBİ kredisi takibe düştü.

‘CEZAEVİ YAPMAK İÇİN Mİ TASARRUF EDECEKSİNİZ’

Yeni Ekonomi Programı'nda 2019 yılında 59 milyar TL tasarruf edileceği söylenirken, öbür taraftan her yıl 50 cezaevi yapılacağını söylüyorsunuz. Cezaevi yapmak için mi tasarruf edeceksiniz! Topluma bir tane de hayırlı bir iş yapın.

Bugün güvenlik bütçesini harcayan 7 kurumun toplam bütçesinde son iki yıldaki artış miktarı 38 milyar TL. Şırnak’ta kamu yatırımları için ayrılan 1 yıllık rakam ise 169 bin TL. Ayrılan değil sadece artırılan rakamla bile Türkiye’nin 81 iline 3’er kez Şırnak’a ayrılan kadar yatırım yapılabilirdi. Ama buna karşın Saray’ın kredi kartı olan örtülü ödeneği sürekli artıyor. Cumhurbaşkanlığı bütçesi 3 kat artıyor, illere komik rakamlar ayrılıyor.

Kürt meselesinin ekonomik olarak yarattığı yıkım, Kürt halkına yoksulluk, işsizlik olarak dönüyor.  Bursa, Eskişehir, Bilecik Bölgesine insan sağlığı ve sosyal hizmet alanında 121 bin yatırım yapılmışken, bölgesel gelişmişlik sıralamasında en sonda yer alan Ağrı-Kars-Iğdır-Ardahan Bölgesine yaklaşık 5700 yatırım yapılmış. Bursa da, Bilecik de, Ağrı da, Kars da daha iyisini hak ediyor. Yeter ki bu bütçeyi halk için yapın. Bütün bu iller çok daha iyisine layıktır.

“AKP’YE OY VERMEYENLERE SU DA YOK”

Su, atık ve kanalizasyon hizmetlerinde Samsun-Tokat-Çorum-Amasya Bölgesine 95 binden fazla yatırım yapılmış. Van-Muş-Bitlis- Hakkâri’de ise yaklaşık 2400. Arada devasa bir fark var. Neden? Çünkü “AKP’ye oy vermeyenlere su da yok” diyor iktidar.

Hiç güvenlik bahanesini karşımıza getirmeyin! Şeker fabrikaları güvenlik yüzünden mi kapatıldı, yapay şeker tekelleri o yüzden mi kollandı!  Çiftçinin borcu o yüzden mi 13 kat artmış durumda.

Dış borç 15 yılda, iktidarlarınız döneminde 14 kat arttı. AKP borç açığını şu anda halkın bütçesinden dev faizler ödeyerek kapatmaya çalışıyor. Dış mihrakları değil, yıllardır faiz ödemeleri ile zengin ettiğiniz finans kuruluşlarını gelin bu kürsüden halka anlatın.

Siz borcu borçla kapatmaya çalışırken yandaş şirketler yıllardır tek kuruş vergi ödemiyor. Vergi borçları her fırsatta affediliyor. Biraz Önce Berat Albayrak’ı dinledik. Temmuz ayında aynı bakan yaptığı açıklamada mali disiplini sağlamak amacıyla bundan sonra kamu alacakları için yeni af getirmeyeceklerini belirtmişti. Ama Albayrak'ın af çıkarmayacaklarına dair verdiği sözün üzerinden 4 ay bile geçmeden af tasarısı getirildi. Ekonomi mi bakanı dinlemiyor bakanın ekonomiden mi haberi yok?

Sanki kanunda sadece belli gelir altındakilerden vergi alma şartı varmış gibi sürekli olarak işçilerden yoksullardan vergi alınıyor. Gelir vergisinin dahi en az üçte ikisini halk ödüyor. Elektrik, su, doğalgaz faturalarından 4-5 çeşit vergi alınıyor. Faturalar fatura değil neredeyse haraç belgesi!

Bu ülkede iyi giden ne varsa AKP’nin başarısı, kötü giden ne varsa halkın suçu. En çok işsiz üniversite mezunları arasında ama siz “insanlar beceriksiz, o yüzden iş bulamıyor” diyorsunuz.

Sizin akıttığınız paralarla büyüyen inşaat sektörü, iş cinayetlerinin en fazla gerçekleştiği sektör. Bugüne kadar sizin döneminizde 22 bin işçi yaşamını yitirdi. Ama siz iş cinayetlerinin de sorumluluğunu, “işçiler cahil” diyerek emekçilere yüklemeye çalışıyorsunuz.

EMEKLİLİKTE YAŞA TAKILANLAR

Emeklilikte Yaşa Takılanları da tembellikle suçluyorsunuz. İnsanlar ne emekli olunca ne yaşlanınca çalışmaktan kurtulabiliyor. 803 bin kişi, 65 yaş üzerinde olduğu halde bu ülkede çalışmak zorunda. Emeklilerin yüzde 64’ü çalışmaya devam ediyor.

Emeklilikte Yaşa Takılanlar (EYT) için savunma ve güvenlik harcamalarından Çalışma Bakanlığı bütçesine 20 milyar lira aktarılsın dedik, onu da reddettiniz. EYT’liler emekli yapılmazken, AKP üst düzey kamu yöneticilerine emeklilikte ayrıcalık getiren bir düzenlemeyi apar topar geçirmeyi ihmal etmedi. Cumhurbaşkanlığının araç sayısı 350’ye çıkmış. Ne yapacaksınız bu araçlarla, krizi bu araçlarla mı önleyeceksiniz? Hatırlayacaksınız enflasyonla mücadele için zabıtalar dolaşıyordu sokaklarda, dünyaya bu görüntülerle rezil olduk. Şimdi zabıtalar bu araçlarla mı dolaşacak? Niye alıyorsunuz bu kadar arabayı? Emeklilere para yok ama Saray araca doymuyor!

Bütçesini yıl sonuna yetiştiremeyen, habire ek bütçe isteyen iki kurum var. Biri Cumhurbaşkanlığı, diğeri Diyanet. Oysa her ikisi de yurttaşlara hizmet eden kurum olmaktan çıktı. Diyanet İşleri Başkanlığı çocukları korkutmaktan başka bir şey yapmıyor. Bugün bu ülkede inanç özgürlüğü çerçevesinde Diyanet İşleri Başkanlığının yapacağı hizmet tüm inançlara eşit mesafede yaklaşmak, farklı inançların beklediği hizmeti üretmek olmalıyken Diyanet bugün tüm farklı inançları yok sayıyor. 

İşsizlik Sigortası Fonundan işsizlerin sadece yüzde 10’u yararlanabiliyor. Fonun yüzde 70’i işsizlik ödeneği dışındaki kalemlere harcanıyor. 2019 yılına kadar 1 milyon yeni işsiz olacağı ekonomi programında vardı. Bakın büyüme rakamları açıklandı, beklenen 1 milyon işsizin çok daha üstünde bir işsizlikle karşı karşıya kalınacak. İşsizlik Sigortası Fonu bir ekonomide işsizleri gözeten, işsiz kaldıkları sürece ayakta kalmasını sağlayan bir fonken kapsamı dışında başka yerlere kullanılmakta.

Ama komisyondaki bütçe sürecinde sanki bambaşka bir ülkenin bakanlarını dinledik. Sanki eğitime son 2 yılda ayrılan para sadece yüzde 6 artırılırken, savaşa ayrılan para yüzde 70 artırılmamış gibi sunumlar dinledik. Sanki bu ülkede 43 emekçi aşağılanarak işinden atıldığı için intihar etmemiş gibi, her gün ortalama 400 insan KHK’lerle işten atılmamış gibi bakanlar konuştular. Bu Meclis’in vekilleri tutuklu değilmiş gibi konuştular. Saray Harikalar Diyarında, halk perişan!

Sayenizde dış politikada da elinde piyonla şah çekip her defasında mat olarak dillere düşen ülke olduk. Suriye’de şah dediniz, mat oldunuz. Libya’da şah dediniz, mat oldunuz. Neredeyse mat olmadığınız bir satranç oyununuz yok, satrancı bilmiyorsunuz. 

‘ORTA DOĞU’DA IŞİD NE ZAMAN ZORDA KALSA İMDADINA BU İKTİDAR YETİŞTİ’

Orta Doğu’da IŞİD ne zaman zorda kalsa imdadına bu iktidar yetişti. AKP bu ülkenin evlatlarına IŞİD’in çetelerine baktığı kadar bakmadı. Kürtler IŞİD’e karşı mücadelesiyle sadece Suriye’de değil, Türkiye ve Avrupa’ya yönelik önemli bir tehdidi zayıflattılar, neredeyse ortadan kaldırdılar. Oysa AKP’li belediyeler IŞİD’lileri makamlarında ağırladılar.

Ticaret Bakanı Afrin’den zeytin çalındığı iddialarını yalanladı ama aynı kabinede Tarım Bakanı Bütçe Komsiyonu’nda bunu kabul etti. Şimdi de arka çıktığınız çeteler arasında yağmalardan elde ettiklerini paylaşım savaşları yaşanıyor. Sayın İbrahim Kalın, 21 Mart 2018’de CNN International canlı yayınında Afrin’e giren ÖSO unsurlarının evleri yağmaladıkları konusunda bilgileri olduğunu söyledi. Zaten ÖSO’nun bir yağmacılar ordusu olduğunu bir kez daha doğrulamıştı. Hatırlatmak isterim, 30 Ocak 2018’de AKP grup toplantısında Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Özgür Suriye Ordusu Tıpkı Kuvayi Milliye güçleri gibi sivil bir oluşumdur” diyerek ÖSO’yu savunuyordu. Sonra İbrahim Kalın bunu başka bir dille yalanlıyor.

Gelecek dediğimizde akla ilk olarak gençler gelir. Geleceksiz bir ülkeye gençler sıkışıp kaldılar.  Gençlere bakıyorsunuz, iş arayan her 5 gençten 1’i işsiz. 3 milyon genç ne çalışıyor ne okuyor. Her 10 gençten 8’i kendisine benzemeyenin yanına bile gitmek istemiyor. 

Devletin 1925 Şark Islahat Planı’yla Kürtleri asimile etme ve Takrir-i Sükûn Kanunu’yla bütün muhalefeti susturma planı bugün AKP eliyle uygulanıyor. AKP 2016 model OHAL teknolojisiyle, 2018 model ittihatçılıkla geçmişteki en zorba yönetimlerin taklidini yapmaya devam ediyor. Bunu güvenlik adına gerçekleştirdiğini söylüyor. Ne güvenliği, kimin güvenliği?

Ne zaman yaptığınız ihlalleri dile getirsek “halkın güvenliği için yaptık” diyerek zorbalıklarınıza karşı halkın sesini kısmaya çalışıyorsunuz. Sıklıkla Kürt kentlerine gidiyoruz. İki ilçe arasında bile 50 kere kontrolden geçiyoruz. Her yerde güvenlik bariyerleri var özellikle de belediyelerin önünde, Kayyum atadığınız belediyelerin önünde. Onları güvenlik gerekçesiyle yaptıklarınızla koruduğunuzu sanıyorsunuz.  

24 HAZİRAN’DAKİ USULSÜZLÜKLER

24 Haziran seçimleri öncesinde Urfa’da Şenyaşar Ailesi hastanenin güvenlik kameraları önünde katledildi. Ne oldu? Tek bir kişi bile yakalanmadı, yargı önüne çıkarılmadı. Kimin güvenliğinden bahsediyorsunuz!

Orhan Tunç Cizre’de ambulans gönderilmediği için yaşamını kaybetti, hükümet güvenlik gerekçesiyle ambulansın gidemediğini dile getirdi. Halkın aynı sokaktan bile geçemediği karakolların önünde uyuşturucu satılıyor. Kürt kentlerinde barajlar yaptınız, suyu yok. Neden yaptığınızı siz bile açıklayamazsınız. Ve yakmadığınız orman kalmadı. Bunlar Kürt illeri.

3. HAVLİMANI İŞÇİLERİ

İstanbul’a geldiğimizde 37 havalimanı işçisini tutukladınız. İşçiler taleplerini ifade ederken, böcekli yemeklerden-yataklardan, ölümlerden şikâyet ederken oraya gitmeyen bakanlar ve jandarma, eylem haberini alır almaz koşa koşa gittiler. İşçiler güvende mi? 3. Havalimanı işçilerinin haklı olduğunu nereden anlıyoruz biliyor musunuz? Anadolu Ajansı’ndan. Bakın nasıl haber geçiyor AA: "Sarı yelekliler hükümete geri adım attırdı, sarı yeleklilerin protestoları akaryakıt zamlarını engelledi.” Sarı Yeleklilerin talepleri 3. Havalimanı emekçilerinin taleplerinden farksızdır.

Belli ki sizler topluma güvenlik sağlamak yerine güvensizliğin kaynağısınız. Halk güvende değil. Tam tersine sizin güvenlik diyerek yaptıklarınız nedeniyle halk tehlikede.

AKP’nin nasıl bir rejim istediğini anlamak için kadınlarla ilgili söylemlerine bakmak gerekiyor. AKP’nin özgürlükten, eşitlikten duyduğu korkunun kanıtı burada.

16 yıldır iktidardasınız, hala 16 Bakanlığın 2’si, 49 bakan yardımcısından sadece 4’ü kadın. Sosyal yardım almak zorunda kalanların çoğu kadın. 2019’a doğru yol aldığımız bu günlerde, her 100 kadından 70’i çalışmak istediği halde çalışamıyor. Tarımda çalışanların yarısı kadın ama tamamına yakını kayıt dışı çalışıyor.

2016 faaliyet raporuna göre Aile Bakanlığı bütçesinin yalnızca 9 buçuk milyonu Kadın Statüsü Genel Müdürlüğü’ne ayrılmış. Aynı yıl lüks araç alımı için ayrılan para 93 milyon ayrılmış. Bu rakam 2018’de ise 109 milyon TL’ye çıkmış! Eşitlik kelimesinden bile korkuyorsunuz. Bu kelimeyi bütün resmi metinlerden çıkarıyorsunuz. 

Şimdi yerel seçimlere gidiyoruz. Cumhurbaşkanı Erdoğan geçenlerde yerel seçim kampanyalarında görüntü ve gürültü kirliliğinden kaçınılacağını açıkladı. Ne yapıyorsunuz, partiyi mi kapatıyorsunuz? Her seçim döneminde bütün devlet binaları, bütün devlet kaynakları, bütün devlet görevlileri AKP’nin il örgütü gibi çalışıyor. Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi’ne atanan kayyum Cumali Atilla, AKP’den aday adayı olduktan sonra istifa edip görevi bırakması gerekirken seçim çalışmalarını hala belediye binasında yürütüyor.

Belediyelerimizde kamp kuran İçişleri Bakanı müfettişlerinin tek bir yolsuzluk, hukuksuzluk belgesi bulamadığını hepimiz biliyoruz, bulsalardı davulla zurna ile ilan ederdiniz.

Kürt halkının aklı, vicdanı belediyelerine kayyum yerleştirilerek aşağılandı. Amed’de esnaf bir kadın kendisiyle yapılan röportajda “bizi ruhen, kalben incittiler, bizden oy istemesinler” diyordu. Kayyumlarla Kürt Halkının onurunu nasıl hiçe saydığınızı bundan daha güzel anlatan cümle bulamazsınız.

AKP’nin yıllardır içinde tuttuğu Kürt düşmanlığını bu kayyumlar ifşa etmiştir. AKP’nin Kürt düşmanlığını Kürt halkı kayyumların yapıp ettikleriyle açık bir şekilde gördü. Kayyumlar göreve gelir gelmez, yılların birikmiş öfkesiyle Kürtlerin diline, değerlerine saldırdı.

Seçim sürecinde halkımız tehdit ediliyor, yerinden ediliyor, sandık görevlilerimiz reddediliyor, oy kullanılan yerlerin etrafı panzerlerle çevriliyor, seçim bölgeleri değiştiriliyor, garnizon etkisiyle oy dağılımı değiştiriliyor, oylarımız çalınıyor. Biz bugüne kadar seçimlerde sadece seçim barajını yıkmadık -ki bu seçim barajı bu parlamentonun utançları arasındadır- AKP’nin korku barajını, hile barajını yıktık, yıkmaya devam edeceğiz.

Her seçim döneminde HDP’ye yönelik saldırılar arttı. Tüm bu saldırılara rağmen demokrasi ve barış mücadelemize devam ediyoruz, asla da mücadelemizden vazgeçmeyeceğiz. Bakın 2015’ten bugüne 10 bine yakın HDP’li gözaltına alındı ve binlerce HDP’li tutuklanarak cezaevine kondu. Sonuç ne oldu? Biz oylarımızı artırırken AKP %7 oy kaybetti. Kayyum atarız dediğiniz illerde kayyumlarınız tel örgülerin ardında korumalarla saklanıyor. Kazanamadınız, kazanamayacaksınız!

Konuşmamı bu yıl yitirdiğimiz Sevgili İbrahim Ayhan vekilimizin sözleriyle sonlandırmak istiyorum. Şöyle diyor İbrahim Ayhan, “Bizler Türkiye’de ortak vatanda demokratik ulus perspektifi ile diğer halklarla bir arada yaşama umudumuzu koruyoruz. Bu umudun gerçeğe dönüşmesi Gezi Ruhu ile Kobanî Ruhunun buluşmasından geçmektedir.”

Evet, Gezi direnişi, kendini de aşarak Türkiye’de farklı bir gerçekliğin adını koydu; muhalifleri hapsetmeye çalıştığınız mağduriyetin diline hapsolmadan, bizler çokuz ve güçlüyüz, dedi.

Demokrat Haber/Ankara

Güncelleme Tarihi: 11 Aralık 2018, 09:11

Tıkla, Demokrat Haber’e Şimdi Destek Ol >>>

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER