HDP Sözcüsü ve Kars Milletvekili Ayhan Bilgen, partisinin grup toplantısında gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu.

Türkiye’nin Suriye politikasını eleştiren Bilgen, “Türkiye artık Suriye politikasında bir geçiş değil, bir kaynak ülkesidir. Yani Suriye’de savaşmak isteyenlerin devşirildiği, köylerden davul zurnayla Suriye’ye gönderildiği bir ülkedir. İnsanlar davul zurnayla El Nusra’ya katılıyorsa, hangi kaynağı nerede kurutmayı düşünüyorsunuz? El Bab’ta mı? Konya’da, Adıyaman’dan Hacı Bayram’dan katılanlar ne olacak?” dedi.

Hükümetin güvenlik anlayışının HDP’liler ve gazetecileri tutuklamak olduğunu söyleyen Bilgen, Reina saldırısına dikkat çekerek, "İçişleri Bakanı'nın istifası için daha kaç kişinin ölmesi gerekiyor?" diye sordu.
 
Halkların Demokratik Partisi (HDP) Meclis Grup Toplantısını gerçekleştirdi. Toplantıda Eş Genel Başkanlar Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ’ın tutuklu olmasından dolayı önceki haftalarda olduğu gibi bu haftada Parti Sözcüsü Ayhan Bilgen konuştu.

Ayhan Bilgen’in açıklamaları şöyle:

Yine ne yazık ki eksik bir grup toplantısındayız. Eş Genel Başkanlarımız, milletvekillerimiz, grup yöneticilerimiz aramızda yoklar. 60 gün geçti. Ne yazık ki ne siyasi iktidarın ne Meclis Başkanı’nın bu konuda bir tavrı, ne de Anayasa Mahkemesi’nin daha önce aldığı kararı hatırlamaya niyeti var.
 
Türkiye artık olağanlaşan acılardan birini daha yeni yıla girerken yaşadı. Biz, “bu sorun kınamayla, lanetlemeyle bitmez” dediğimizde tepki gösteren partilerin, daha ilk açıklamalarında kınamanın yetmeyeceğini ifade etmiş olmaları sevindirici. Siyasetin sorumluluğunun kınamaktan öte olduğunu diğer partilerin de görmüş olmaları sevindirici.
 
‘TÜRKİYE SON SALDIRININ TAŞLARINI KENDİ ELLERİYLE DÖŞEDİ’
 
Ama konuyu tarihsel arka planını dikkate almadığınız takdirde sadece polisiye tedbirler boyutuna odaklanırsınız. Bölgesel politikalarda Türkiye’nin payı kısmını es geçerseniz, sadece sonuçlarını tartışmak zorunda kalırsınız. Meşhur sözdür; düştüğünüz yere değil, sendelediğiniz yere odaklanırsanız yanlışınızı anlarsınız. Türkiye 2011’de, Libya’daki savaşçıların İskenderun’dan Suriye’ye naklini yaparken, aslında bu son saldırının taşlarını kendi elleriyle döşemeye başladı. Suriye politikanızı, ortağı olduğunuz suçları, sınırlarınızı açmanızla ilgili gerçeği örtebilir misiniz? Eğer Türkiye’nin iç güvenliğiyle ilgili bir risk varsa, bunda Türkiye’nin kendi Suriye politikalarıyla ilgili özeleştiri yapması kaçınılmazdır.
 
‘KİRLİ İTTİFAKLARIN SONUCU; GAR’DIR, SURUÇ’TUR REİNA’DIR’
 
Türkiye yeni ittifaklar dolayısıyla Suriye’de manevra yapmaya çalışıyor. Yeni uzlaşmalar aramaya çalışıyor. Ama eski ittifakların faturası kolay bitmiyor. Nasıl ki 15 Temmuz bir kirli ittifakın bedeli olarak bu ülkeye mal olduysa, Suriye’deki kirli ittifakın sonucu da Suruç’tur, Gar katliamıdır ve nihayet yılbaşı gecesindeki o utanç tablosudur.
 
‘TÜRKİYE IŞİD’IN KAYNAK ÜLKESİ’
 
Türkiye artık Suriye politikasında bir geçiş değil, bir kaynak ülkesidir. Yani Suriye’de savaşmak isteyenlerin devşirildiği, köylerden davul zurnayla Suriye’ye gönderildiği bir ülkedir. İnsanlar davul zurnayla El Nusra’ya katılıyorsa, hangi kaynağı nerede kurutmayı düşünüyorsunuz? El Bab’ta mı? Konya’da, Adıyaman’dan Hacı Bayram’dan katılanlar ne olacak?
 
Cumhurbaşkanı’nın meşhur danışmanı diyor ki, “Bu saldırının arkasında ABD var.” Bir başka danışman, “Saldırını arkasında bazı ülkeler var.” Bir bildiğiniz varsa niye söylemiyorsunuz? Yok, bilmiyorsanız bu milleti arkasında şu var, bu var diye niye kandırıyorsunuz? Dışarıda adres göstererek hiçbir sorunu çözemezsiniz.
 
‘SURUÇ’TAKİ ACI HİSSEDİLSEYDİ BU ACI YAŞANMAZDI’
 
Eğer Suruç’taki, Ankara Garı’ndaki acıyı Türkiye hissedebilseydi, 7 Haziran seçimleri öncesinde partimize yönelik saldırlar öncesinde uyarılarımız dikkate alınsaydı bugün Türkiye bu acıyı yaşamazdı.
 
Hükümet temsilcilerinin yüz ifadelerine baktığımızda, mimiklerine baktığınızda bazı şeyler çok net görülüyor. Roboski için, Suruç için “ölü” diyenler, şehitliği bazılarına layık görüyor sadece. Bu ikircikli, çifte standartlı tavrı terk etmedikçe Türkiye’ye barış ve huzur gelmeyecek.
 
‘İÇİŞLERİ BAKANI’NIN İSTİFASI İÇİN DAHA NE OLMALI’
 
Sadece son 2 ayda 100’ü üzerinde insan hayatını kaybetti. Bir ülkede, içişleri bakanının istifa etmesi için nasıl bir zaaf olması gerekiyor? Kaç kişinin ölmesi gerekiyor ki içişleri bakanını görevini yapıp yapmadığı ciddiyetle masaya yatırılsın. İçişleri bakanı bize laf yetiştirmekten işini yapamıyor. Bitlis’te hamaset yapıyor, bizim siyasetçilerimizin 3. sınıf olduğunu söylüyor. Sen 1. sınıfsın. Çünkü hiçbir içişleri bakanı bu kadar kısa görev süresine bu kadar ölüm sığdıramaz, bu kadar dernek kapatmayı sığdıramaz. İçişleri bakanı muhalefete laf yetiştirmeyi görev biliyorsa, ondan cesaret alanlar da ona göre pozisyon alacaktır.
 
Ankara’da Rusya Büyükelçisi’ni öldürmeye gelen polis “ben buraya ölmeye geldim” diyor ama polislerce öldürülüyor. Milletvekillerimizi gözaltına almaya gelirken bir ordu gibi onlarca polis geliyor. Mutki’de belediye başkanımız 4 yaşındaki kızının gözyaşları içinde yere yatırıp ters kelepçeye götürüyorlar! Bir içişleri bakanı bundan utanmayacaksa neyden utanacak?
 
Siz böyle davrandığınızda, gayet tabi birileri de bunda cesaret alıyor ve bir fazlasını yapıyor.
 
Son günlerde toplumun kamplaşmasıyla, nefret söylemiyle ilgili Hükümet başı tedbirler almaya karar vermiş.
 
‘EN TEPEDEN NEFRET SÖYLEMİ ÜRETİLİYOR’
 
Olaydan sonra çok vaka var ama birisi ilginç. Havuz medyanın yayın organlarından birisinin genel yayın yönetmeni Halkevleri üyelerinin bir kahvedeki laikliği savunun sözlerinden ötürü Emniyet Müdürlüğü’nü göreve çağırıyor. Bu kişiler de gözaltına alınıyor. İçişleri bakanlığı bunu Twitter’da duyuruyor, sonra da siliyor. Bu hesapları yönetenler, bizim bilmediğimiz başka AKP yöneticileri, iki hesap kullanan bakanlar olmasın?
 
Son günlerde toplumun kamplaşmasıyla, nefret söylemiyle ilgili Hükümet bazı tedbirler almaya karar vermiş. Ama en tepeden nefret söylemi üretiyorlarsa yani hırsız içerideyse kapıyı kilitlemek çare olmaz. Cumhurbaşkanının Berkin Elvan’ın annesini yuhalattığı bir yerde, Konya stadında da Ankara Katliamı'nda yaşamını yitirenler yuhalanır.
 
Olaydan sonra çok vaka var ama birisi ilginç. Havuz medyanın yayın organlarından birisinin genel yayın yönetmeni, Halkevleri üyelerinin bir kahvedeki laikliği savunun sözlerinden ötürü Emniyet Müdürlüğü’nü göreve çağırıyor. Bu kişiler de gözaltına alınıyor. İçişleri Bakanlığı bunu Twitter’da duyuruyor, sonra da siliyor. Bu hesapları yönetenler, AKP yöneticileri, iki hesap kullanan bakanlar olmasın?
 
"KÜRTLER KATLEDİLSİN" TAGI AÇANLARA NE YAPILDI?
 
Umut Vakfı’nın rakamlarını söylüyorum; Türkiye bireysel silahlanmada dünya rekoru kırıyor. Yüzde 85’i ruhsatsız olmak üzere 20 milyon civarında silah var. Bireysel silahlanma konusu çok uzun tartışma gerektiriyor ama bunun sebebinin Hükümet temsilcilerinin mesajlarında da aranması gerekiyor.
 
AHMET ŞIK
 
"Kürtler katledilsin" diye, "yaşasın IŞİD" diye tag açılıyor. Bu tagları açanlarla ilgili, bunları paylaşanlarla ilgili yaptığınız kaç soruşturma var? Kaç kişi gözaltına alındı? Ama Ahmet Şık’la ilgili çok hızlı davranıyorsunuz. Ahmet Şık’ı daha önce ‘FETÖ’nün emniyeti yönettiği dönemde gözaltına alanları anlıyoruz. 15 Temmuz başarılı olsaydı muhtemelen Ahmet Şık gözaltına alınırdı.
 
DİYANET’E TEPKİ
 
Noel tartışmalarında kamuya açık yerlere asılan afişler ve Diyanet İşleri Başkanlığı’nın tek elden hazırlayarak illere gönderdiği hutbe. Müslümanların Hazreti İsa’nın doğum gününün kutlanmasından nasıl bir rahatsızlığı olabilir? Hz İsa’ya inanmayan, Hazreti Musa’ya inanmayan Müslüman olamaz.
 
Yılbaşı gecesi yaşana katliamdan sonra yaptığı açıklamayı, Diyanet İşleri Başkanı katliamdan önce, herkesin yaşama biçimine saygı gereği olduğunu ifade edebilseydi o zaman alkışı hak ederdi.
 
Diyanet İşleri Başkanı her zaman yaptığı gibi, kutlamaların dinle çelişkisi üzerine mesajlar vermiş. Önce kendi çelişkilerine bakması eriyor. Kumar dediğiniz Milli Piyango ise, bu ülkede bu devlet eliyle yapıyor. Bilet devlet basıyor, çekilişi devlet yapıyor. Önce kendi devletine kumarla ilgili nasihatte bulun demezler mi?
 
‘GÜVENLİĞİ SAĞLAMANIN YOLU HDP’LİLERİ GÖZALTINA ALMAK MI?’
 
Türkiye tehlikeli bir sürece adım adım sürükleniyor. Güvenliği sağlamanın yolunu halkı teskin etmekte, HDP’lileri gözaltına almakta, gazetecilere baskı uygulamakta görüyorsanız Türkiye daha çok acı yaşamak zorunda kalacak.
 
HDP’yi hedef gösterenlerle ilgili açılmış bir tahkikat varsa buyurun açıklayın. Sizin eskilerden bir ağabeyiniz Şevki Yılmaz, Akit TV’de “MİT HDP’lilere suikast düzenlemeli” diyor. Hani Cumhurbaşkanı başka ülkelere soruyor ya, sizin istihbarat örgütleriniz ne yapıyor, Cumhurbaşkanı’nın sorusunun cevabı Şevki Yılmaz’da.
 
EKONOMİ
 
Türkiye bir yönetememe kriziyle karşı karşıya. Bu, hayatın her alanına yansıyor. Ekonomiyle ilgili, rakamlarla oynanarak herkesin kendini iyi hissetmesi ‘sağlanıyor’. Hesaplama biçimi değiştiriliyor. Maliye Bakanı, enflasyon sepetinde gıdaya ayrılan pay biraz fazla diyor. Enflasyon sepetindeki ürünleri değiştirirsen rakamları da değiştirirsin.
 
Siz aslında istiklal savaşı değil, istatistik savaşı veriyorsunuz ekonomide. Peki reel rakamlar ne olacak? Asgari ücrete zam enflasyon oranında ama köprülere yapılan artış %48. Otogaza da %25’in üzerinde.
 
‘İSTİKLAL DEĞİL, İSTİKBAL SAVAŞI VERİLİYOR’
 
Anayasa konusunda da, iç politikada da istikbal savaşı veriliyor, istiklal savaşı diye yutturuluyor. Çok açık bir şekilde, bir kişinin daha yetkili alması üzerinden Türkiye daha iyi bir yer olacakmış gibi bir anayasa servis edilemeye çalışılıyor, buna oy vermeyenler, buna itiraz edenler de neredeyse düşman muamelesine tabi tutuluyor.
 
Dünyada yetkileri tek adamda toplayarak geçiş dönemini başarıyla aşmış bir tek örnek var mı? Ama tersi çok örnek var. Sizin yönteminizin tek örneği Almanya. O acı dönemin deneyimlerini sadece Almanya değil bütün dünya yaşadı.
 
‘ANAYASA DEĞİŞİKLİK GÖMLEĞİ KİMİN İÇİN DİKİLİYOR?’
 
Meclis Başkanı güzel bir şey söyledi; “Benim gönlümden geçen, tam bir uzlaşmayla yeni bir anayasa yapmaktır”. Peki Meclis Başkanı’nın gönlünden geçeni yapamamasına önünde engel olan nedir? Mevcut anayasaya göre Meclis başkanı ikinci sırada, onun önünde bir kişi var. Eski Meclis Başkanı Cemil Çiçek de "Artık bu gömlek yama tutmaz" diyordu. Peki, şimdi siz kime gömlek dikiyorsunuz? Kimin bedenini gömleğe göre ayarlıyorsunuz?
 
‘YAN YANA DURMAK ZORUNDAYIZ’
 
Her şey rağmen, anketler umdukları gibi görünmüyor. Kendi anketleri de muhalefet partilerinin anketleri de umdukları gibi değil. Toplum başkanlığa ikna olmuş değil. Ancak gerilimi tırmandırmak, yeni düşmanlar icat etmek ve referandumda evet oyunu yükseltmek dışında bir çare göremiyorlar. Gelin hep birlikte bu korku imparatorluğunu yıkalım. Bu kamplaşmayı bitirmek, kendi geleceğimizle ilgili kararı kendimizin vereceği günlere erişmek için yan yana durmak zorundayız. Herkesi, HDP’ye katılmıyorlarsa bile ülkenin bir büyük kaosa sürüklenmemesi için duyarlı olmaya çağırıyoruz. Ülkelerin kurtuluşunun kurtarıcılardan kurtulmakla olacağını vurguluyoruz.

(Haber Merkezi)