HDP’li Bakırhan: Boğaziçi'ne atanan kayyım Siirt'e atanandan farklı değil

'2015'te 'Cizre'ye nasıl girdiysek, ODTÜ'ye de öyle gireriz' dediler. Cizre'ye girildiğinde toplumsal muhalefet karşı gelseydi bugün Boğaziçi'ne kayyım atanmayacaktı'

HDP’li Bakırhan: Boğaziçi'ne atanan kayyım Siirt'e atanandan farklı değil

HDP Eş Genel Başkan Yardımcısı Tuncer Bakırhan, Boğaziçi Üniversitesi'ne rektör olarak atanan Melih Bulu'ya yönelik protetolar ve gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

ARTI TV'de ekrana gelen Nazım Alpman'la Gün Başlıyor programına konuk olan Bakırhan, Kürt illerindeki kayyım uygulamaları ile bugün Boğaziçi'nde yaşanan 'kayyım rektör' ataması arasında bir fark olmadığını, zamanında güçlü bir muhalefetle karşı durulsaydı, bugün bunların yaşanmayacağını dile getirdi.

Bakırhan, "2015'te Siirt belediye eş başkanıydım. Kayyımları anlatmak için özellikle belirtmek istedim. Bizim belediyecilik anlayışımız bölgede tuttu. Halkın lehine, halkın yararına bir belediyecilik anlayışını toplum hissediyor. Sistem yıllardır belediyeleri, yerel yönetimleri rant aracı olarak kullanmış, parti çevrelerine peşkeş çekme aracı olarak kullanmış ve halktan yana olmayan, bütçesini halktan kaçıran, sürekli borçlanan ve borçtan dolayı yönetemez hale gelen bir yapıya dönüştürmüş. Halk yöneten anlayışı görünce bize yöneldi. Ancak belediyelerimize kayyım atadılar. Dışarıdan atanmış, kenti bilmeyen devlet memurları bir anda halkın iradesinin yok sayıldığı bir yerde belediye başkanı olarak görevlendirildi" dedi.

'BELEDİYELERE KAYYIM ATANDIĞINDA MUHALEFET SESSİZ KALDIĞI İÇİN BUGÜN BU UYGULAMALAR HAYATA GERÇİRİLİYOR'

"Kayyım yönetimi örneğin Siirt'te iki buçuk yılda belediyenin borcunu hiçbir hizmet yapmadan 5 katına çıkardı. Talancı, rantçı, hırsız, o kenti, o halkı, o halkın geleceğini düşünmeyen bir anlayıştır. Tek adam yönetiminin belediyelerdeki küçük bir prototipidir" diyen Bakırhan, şöyle devam etti:

"Meclis toplantısı yoktur, tek kişi ihale alır, bedelini belirler, kabul eder. Toplum bizimle bu anlayışın arasındaki farkı çok net biçimde gördü. Kayyım demek, toplumun kültüründen, inancından uzak bir yönetim anlayışı demektir. Kayyım; dört duvar arasında, etrafı zırhlı araçlarla kapalı, yüzlerce koruması olan, 40-50 metrekarelik bir odada, orayı kendisine lüks bir yaşam alanına çeviren, kağıt üzerinde, bilmediği, tanımadığı bir kenti yönetmeye çalışıyor. Bunun tutması imkânsız.

"Ama maalesef belediyelere kayyım atandığı zaman Türkiye toplumsal muhalefetinin sessiz kaldığı bu uygulamalar bugün batıda hayata geçirilmeye çalışılıyor. Demokratik kitle örgütlerine kayyım atanıyor, CHP'li belediyelere atanıyor, yetkileri tırpanlanıyor, en son rektör atamalarında kayyım anlayışını görüyoruz. Yani bölgede uygulanılan şeyler bir süre sonra sessizlikten kaynaklı, ciddi bir muhalefet, karşı koymamaktan kaynaklı bugün batıda uygulanıyor. İşte Boğaziçi'ne atanan kayyım, Siirt'e atana kayyımdan farklı değil. Bize atanan kayyım, devlet memurudur. Oraya atanan kayyım AKP aday adayıdır, intihalle profesörlüğünü alan, aslında Boğaziçi'nin geleneğine, kültürüne, Boğaziçi'nin şanına uygun olmayan bir atamadır. Siirt Belediyesi'nde, Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi'nde yapılan uygulamaların benzeri Boğaziçi'nde uygulanacaktır.

'KÜRDİSTAN'DA YAYMAYA ÇALIŞTIKLARI KORKUYU TÜRKİYE'DE DE YAYMAYA ÇALIŞIYORLAR'

"Yalnız iktidar burada bir şeyi kaçırdı. Kürt illerini topla, tüfekle, özel timle, korucularla kısmi olarak belki susturabildiler ama İstanbul'daki gençleri, 25 milyonluk şehirdeki insanları hangi topla, copla susturacaklar? İktidar, Boğaziçi'nde bir nevi bugüne kadar ortaya konulmamış bir tavırla karşılaştı. Bu aynı zamanda kayyım anlayışına büyük bir tepkidir. Bu direnişten sonra kayyım anlayışının kolaylıkla hayata geçmeyeceğinin iyi bir örneğidir. Kayyım zihniyetini kabul etmeyen her kesimin yanında olduğumuzu belirtmek istiyoruz. Boğaziçi'nde öğrencilere uygulanan baskı, Kürt illerinde uygulanan baskıyla aynıdır. Öğrencilerin kaldığı bir evin kapısı, duvarları niye yıkılır? Kürdistan'da yaymaya çalıştıkları korkuyu Türkiye'de de yaymaya çalışıyorlar. Ama bu siyaset iflas etti, benimsenmiyor. Bir avuç rantçının dışında mevcut uygulamaları tasvip eden kimse kalmadı. Kalmadığından kaynaklı baskı ve zor en ücra köşelere kadar kullanılıyor. 2015'te bir cumhurbaşkanı başdanışmanı vardı, şöyle söylemişti: Cizre'ye nasıl girdiysek, ODTÜ'ye de öyle gireriz. Evet, doğru söylemişti. Cizre'ye girildiğinde toplumsal muhalefet karşı gelseydi ODTÜ'ye girilmeyecekti, Boğaziçi'ne kayyım atanmayacaktı."

Güncelleme Tarihi: 08 Ocak 2021, 19:07

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER