HDP Sözcüsü Bilgen: İttifak düzenlemesi başkanlığı kurtarma hesabının yansıması

Bilgen gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu

HDP Sözcüsü Bilgen: İttifak düzenlemesi başkanlığı kurtarma hesabının yansıması

HDP Sözcüsü Ayhan Bilgen düzenlediği basın toplantısıyla seçim ittifakından Afrin'e gündemdeki konularla ilgili değerlendirmede bulundu.

"Sandığın yanı başında silahlı gücün bulunması seçimin meşruiyetini ortadan kaldırır" diyen bilgen yapılan ittifakla başkanlığın kurtarılması hesabı yapıldığını söyledi.

Bilgen'in konuşmasından satırbaşları şöyle:

Sandıkların başında neden silahlı güçler bulunmamalıdır ilkesi Türkiye’nin de taraf olduğu sözleşmelerin ve uluslararası platformların hassasiyeti dolayısıyladır. Seçmen üzerinde baskı kimse kurmasın diye sandığın yanı başında silahlı gücün bulunması seçimin meşruiyetini ortadan kaldırır. Ya da mühürsüz oy pusulasıyla ilgili yasal düzenleme neden vardır, çünkü Türkiye tarihinde yakın tarihte de sayım bittikten sonra çuvalların içerisinde mühürsüz oy pusulalar çıkmıştır. 

Bütün bu pratikleri görmeyip fiilen olanı yasal kılıfa uydurmak bunu da seçimin meşru olması gibi bir gerekçeyle savunmanın hiçbir  inandırıcılığı yoktur. 

BAŞKANLIĞI KURTARMANIN HESABININ YANSIMASI

Bir partiyi baraj sınırından kurtarmak, öbür partinin de her türlü milletvekilliği rüşvet gibi sunularak başkanlığı kurtarma hesabının yansımasıdır. 

Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu barajla, seçim sistemiyle ilgili anti demokratik bütün düzenlemelerin yapısal olarak iyileştirilmesidir. Bunu yapmak yerine kişiye özel arayışlara girmek çaresizliğin ve demokrasiye olan inançsızlığın yansımalarıdır.

Seçim ister 3 vakte kadar yapılsın ister anketle iç açıcı olmadığı için 2019’da bile seçimi ertelemenin yolları aransın; sonuç itibariyle Türkiye kötü yönetiliyor. Toplumda bir rahatsızlık var. Bu rahatsızlık toplum kutuplaştırılarak, sistem iki partili mekanizmaya çevrilerek, toplum da iki kutuplu hale getirilerek bu rahatsızlığı bastırmak mümkün değildir. 

Bu tabloda iktidar ve onun yanında duranları milli hassasiyete sahip diye tanımlamak muhalif olanları da ihanetle suçlamak sadece toplumsal gerilimi artırır. Türkiye’yi daha da yönetilemez ülke konumuna getirir. 

10 YILLARIN BİRİKİMİNİ PEŞKEŞ ÇEKMEYİ KİMSE MİLLİLİKLE İZAH EDEMEZ

Eğer ille millilik arayacaklarsa başka bir gündem var Türkiye’de. Şeker pancarı üretme ve işleme kapasitesini aşağıya indiren bir düzenleme yapılıyor. Türkiye yakın tarihte, 2015’e kadar ihracatçı iken ithalatçı konuma geldi. Nişasta bazlı oranlar Avrupa’da yüzde 1’lerdeyken, Türkiye’de 10’larda. Şeker pancarı üretilen bölgelerde hayat sadece şeker pancarı üreticileri ve fabrikalarında çalışan işçilerle devam ediliyorken bu şehirlerde alternatif ürün olarak mısır dayatıldı. Türkiye bu konuda kime hangi taahhütte bulunuyor? İşçilerin, köylünün iradesi değilse hangi irade fabrikaları özelleştirmeyi dayatıyor, hangi irade fabrikaları kapatmayı dayatıyor milliliği burada aramak gerekiyor. Türkiye’de 10 yılların birikimini peşkeş çekmeye sessiz kalmayı kimse millilikle izah edemez. 

İSTİSMAR VE ZİNA TARTIŞMASI

Bir başka gündem çocuk istismarı konusudur. Çocuk istismarı konusunu zina tartışmasıyla  örtmeye çalışmak ya işin ciddiyetinin farkında olmamak ya da işi sulandırmaya çalışmaktır. Kavramları birbirine karıştırıp hangi hukuk düzeninde hangi hakkı savunacağımızı bilemez hale getirilmek isteniyoruz. 

Zina başka bir kültürel, toplumsal gerçekliğin kavramsallığıdır. Eğer siz TC mevcut medeni kanuna göre yönetilecek diyorsanız onun kavramları üzerinden çözüm ararsınız. Yok eğer derdinizi başka kavramlarla ifade etmek istiyorsanız mevcut toplumsal tehdidi örtmek için dini kavramlarla hedef saptırmaktan vazgeçmeniz gerekiyor. Çocuk istismarı konusu zina tartışmasıyla örtülemeyecek kadar büyük bir felaketin işaretidir, tehlikedir, çürümedir. Artık binli rakamlarda artış hızını tartışmaya başlamışsak bunun ceza sistemi ile çözüleceğini sanmak kendini kaldırmaktır. 

CEZALARI AĞIRLAŞTIRARAK SORUNU ÇÖZEMEZSİNİZ

Dünyada çocuk istismarına cezaların en ağır olduğu ülkelerde istismar rakamlarının yüksek olduğunu görürsünüz. Sorunu cezayı ağırlaştırarak değil eğitimle, medya planlamasıyla, toplumsal algıyı iyileştirmeyle çözmeye çalışan ülkelerde oranlar çok daha düşüktür. Ceza yöntemi ile sorunun çözümü arasındaki ilişki arasındaki çelişki bu kadar açıktır. Türkiye yanlışı bir kez daha kendisi denemenin, öfkeyi kabartarak, hedef saptırarak sorunu çözecekmiş gibi yapmaktadır. 

Yapılması gereken medyanın toplumsal değerleri nasıl tahrip ettiğiyle yüzleşmektir. Hükümete yakın kanallara yüksek reyting yapıyor diye dahil hiçbir tavır ortaya koyulmuyor  Muhalif kanallar kolayca kapatılıyor ama hiçbir insani refleksle izah edilemez alışkanlıkları meşrulaştıran yayınlar normal görülüyor. Eğitim sistemi bu sorunu çözmekte katkı sağlamıyorsa toplumsal değerler gün geçtikçe çürüyorsa eğitim sisteminizle de yüzleşirsiniz. Bunları yapmak yerine sadece cezaları ağırlaştırarak sorunu çözmeye çalışmak çözümsüzlüğün uzaması ve toplumsal çürümenin derinleşmesine hizmet edecektir. 

Paylaşacağım son başlık muhalif kesimlere ve partimize yönelik baskı ve tutuklamalardır. Halkevlerine yönelik uygulama kabul edilebilir değil. Ortada hiçbir ciddi iddia olmaksızın sadece sokakta muhalefet yapan bir muhalefet dinamiğinin baskı altına alınmasıdır. Partimize yönelik tutuklamalar; geçmiş dönemde milletvekilliği yapan arkadaşlarımız Taşkın Aktaş, Ayla Akat Ata… Ardahan’da faillerin yargılanması gereken bir dosyada tam tersi bir şey yapılmış ve konuyu örtecek bir yaklaşım sergileniştir. Hatırlayacaksınız 2015’te bir minibüs taranmış bir sivil hayatını kaybetmişti. Aylar boyunca savcılık olay yerinde inceleme yapmamıştı. Olayın failini bulup yargılamak yerine bu konuyla ilgili duyarlılık gösteren vekillerimiz, avukatlar, parti yöneticilerimiz cezalandırıldı. Kocaeli’nde tüm partililerimiz neredeyse tutuklandı. İstanbul’da, İzmir’de tutuklamalar var. 

Bu baskılarla, tutuklamalarla bir talebi, bir toplumsal gerçekliği asla engellemeyecekler. Türkiye demokrasisine her yeni keyfi tutuklama bir kara leke olarak geçecek. Biz de her şeye rağmen sözümüzü söylemeye, Türkiye’yi bu yanlıştan vazgeçmeye çağırmaya devam edeceğiz. 

SORU: Suriye hükümetine bağlı grupların Afrin’e geldiği yönünde haberler var, bu konudaki görüşünüz nedir? 

Bu konu Türkiye’nin tüm siyasetini etkileyen, seçim planlaması için araçsallaşmaya neden olan, ekonomiyi etkileyen, Türkiye’nin dış politikadaki konumunu daha da kötüleştiren birçok sorunu barındırıyor. Bir ülkenin Suriye ile ilgili politikası bir bütün olarak yanlışsa onun içinden küçük parçaların doğru, sağlıklı olması mümkün değil. Türkiye’nin Suriye ile ilgili politikası 6 yıldır yanlış.

Mültecilerle ilgili kırmızı çizgi 20 kat aşıldı ama sorun devam ediyor, Şam’la ilgili iddiaların hiçbiri doğru çıkmadı, Kürtlerle ilgili ısrar tüm halklara zarar veriyor, Türkiye’ye de zarar veriyor. Bölgede kaosu, çatışmayı derinleştiren bir politikada ısrar var. 

Bu işin politik tarafı bir de insan haklarıyla ilgili boyutu var. Sosyal medyada ÖSO mensubu oldukları pazu bantlarından, alınlarındaki sembollerden kolayca anlaşılabilecek ve muhtemelen kendilerinin paylaştığı, sosyal medyada bir psikolojik harp unsuru olarak kullandıkları sivillerin infaz görüntüleri var. Bunun hesabını kim verecek.

Türkiye ordusu, TSK bunun kefili midir? Türkiye iktidarı bu uygulamaların hesabını vermek konusunda kararlı mıdır. Bu öyle ya da böyle bugün değilse yarın Türkiye ile Suriye arasındaki ilişkilerin kalıcı tahribatına neden olacaktır. Kürtlerle Türkler arasındaki kopuşu derinleştirecektir. Türkiye’nin uluslararası arenada savaş suçu işlenmesine ortaklıkla anılmasına neden olacaktır. Bütün bu maliyet göze alınabilir bir durum mudur? Türkiye toplumu bunu onaylamakta mıdır? Bütün anketler AKP’nin Suriye politikasının AKP tabanında bile rahatsızlık duyduğunu ortaya koyuyor. Bu politikayı onaylayanların oranı yüzde 40’larda. Bu da gösteriyor ki büyük bir yanlışla, tehlikeli bir durumla karşı karşıyayız. AKP’nin bu yanlıştan vazgeçmesi gerekiyor. 

Güncelleme Tarihi: 23 Şubat 2018, 20:06

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER