Erdoğan'ın açıkladığı “İnsan Hakları Eylem Planı" için hukukçular ne diyor?

Türkiye'de insan hak ve özgürlüklerinin genişletilmesine ilişkin hedefler içeren eylem planının yaşama geçmesi için iki yıllık süre öngörülüyor

Erdoğan'ın açıkladığı “İnsan Hakları Eylem Planı" için hukukçular ne diyor?

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın salı günü açıkladığı "İnsan Hakları Eylem Planı" hem siyasetçilerin hem de hukukçuların gündeminde.

Türkiye'de insan hak ve özgürlüklerinin genişletilmesine ilişkin hedefler içeren eylem planının yaşama geçmesi için iki yıllık süre öngörülüyor.

Eski Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Yargıcı Rıza Türmen, kuvvetler ayrılığı ve yargı bağımsızlığı sağlanamadığı sürece, eylem planındaki düzenlemelerin "kozmetik ve palyatif" kalacağı görüşünde.

Anayasa hukukçusu Prof. Dr. Osman Can ise cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminde her şeye tek kişinin karar verebildiğini belirterek eylem planının ancak "muktedirin iyi kral olmaya karar vermesiyle" yaşama geçebileceğini söyledi.

Rıza Türmen ve Osman Can, İnsan Hakları Eylem Planı'nı BBC Türkçe'den Ayşe Sayın’a değerlendirdi.

"AVRUPA BİRLİĞİ VE AVRUPA KONSEYİ PROJESİ OLDUĞU SAKLANIYOR"

Eski CHP Milletvekili de olan Rıza Türmen, açıklanan eylem planının Avrupa Birliği (AB) ve Avrupa Konseyi ile gerçekleştirilen bir proje kapsamında hazırlandığını, ancak Eylem Planı'nda bunun "gizlendiğine" işaret etti.

İktidarın eylem planı ile ilgili "biz bunları dışarıdan dayatma ile yapmıyoruz" yaklaşımı içinde olduğuna işaret eden Türmen, "Dayatma değil tabii, siz bunu zaten kabul etmişsiniz, işbirliği yapıyorsunuz, içinde bulunduğunuz uluslararası kuruluşla bir işbirliği bu, kötü bir şey değil. Ama bu niye saklanıyor, bunu anlamış değilim" dedi.

Türmen, Adalet Bakanlığı'nın internet sitesinde yer alan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi İhlallerinin Önlenmesi'ne ilişkin eylem planında daha somut öneriler yer aldığını ancak Erdoğan'ın açıkladığı eylem planında bunun görülmediğini ifade etti.

Eylem planı hazırlanırken Venedik Komisyonu gibi önemli bir kurumdan görüş alınmadığını vurgulayan Türmen, eylem planının hazırlık sürecinde kimlerden görüş alındığının da net olmadığını belirtti:

"Eylem planı hazırlanırken çok danışmalar yapıldı deniyor, benim tanıdığım kimseye danışılmadı bu konu. Mesela bu konularda Venedik Komisyonu'nun çok önemli rolü vardır, Venedik Komisyonu ile konuşuldu mu? Hiç öyle bir şey yok ortada. Konuşulsa onların söyleyecek lafları vardır, yapılacak reformlarla bakımından yararlı, yol gösterici olabilirdi."

"KADIN VE ÇOCUK HAKLARI AÇISINDAN OLUMLU ADIMLAR VAR AMA..."

Türmen, eylem planında çocuk hakları ve kadına yönelik şiddetin önlenmesi, yargının hızlandırılmasına ilişkin birtakım olumlu adımlar olduğunu ifade etti.

Ancak bu önerilerin Türkiye'nin "vahim" olarak nitelendirdiği insan hakları sorununun çözme konusunda yeterli olamayacağı görüşünde:

"Bir reform belgesi hazırlanmak isteniyorsa, önce bu problemlerin doğru teşhis edilmesi gerekir. Ondan sonra da saptanan sorunlara çözüm getirilmesi lazım, bu yapılmıyor. Mesela, büyük bir tutuklama problemi var, AİHM kararlarına bakarsanız görürsünüz. Tutuklamalar makul şüpheye dayanmadan tamamen keyfi olarak, tamamen muhalefeti cezalandırmak amacıyla alınmış kararlar. Bunu önlemek için ne yapıldığına bakıyorsunuz hiçbir şey yok. Katalog suçların daraltılması var. Zaten böyle katalog suçların olması yanlış bir şey, çünkü varsayıma dayanıyor.

"Düşünce özgürlüğüne bakıyorsunuz, büyük bir ifade özgürlüğü sorunu var. Bu nedenle dünya kadar gazeteci içeride. Niye içerde olduklarını yine bakıyorsunuz AİHM kararlarından, gazetecilik faaliyeti diye. En son işte AİHM'in Murat Sabuncu ve Cumhuriyet gazetesi kararı var. Söylenen şey, bunlar normal gazetecilik faaliyetleridir, haber veriyor, bu yüzden insanlar tutuklanmaz diyor. Bu belge çözmek için ne getiriyor? Hiçbir şey getirmiyor. İfade özgürlüğü alanını genişletiyoruz gibi bir laf var ortada. Bu zaten var ama suç oluyor."

"YARGI BAĞIMSIZLIĞI SAĞLANAMADIKÇA DÜZENLEMELER KOZMETİK KALACAKTIR"

Türkiye'nin en temel sorunlarından birisinin "adil yargılanma" olduğuna dikkat çeken Türmen, eylem planında bu konuda somut bir çözüm önerilmediğini belirtti.

Türmen, sulh ceza mahkemelerine "dikey itiraz" yolunun açılmasının olumlu olduğunu, ancak mahkemeler bağımsız olmadıkça çözüm olamayacağını söyledi:

"Tabii böyle kapalı devre olması yanlış, sulh ceza hakiminin verdiği karar için yine sulh ceza hakimliğine itiraz edebiliyorsunuz, üst mahkemeye itiraz edemiyorsunuz. Ama mahkemeler bağımsız değilse bunun ne faydası var? Yargı bağımsızlığını sağlayamadığınız sürece adil yargılanmayı sağlayamazsınız. Tutuklamaya karar veren hele siyasi davalarda, kimin iradesi? Ya da serbest bırakılmaya ve bırakılmamaya karar veren kimin iradesi? Hakim iradesi mi başka bir irade mi? Yargı bağımsızlığını, hukuk devletini, kuvvetler ayrılığını sağlayamadığınız sürece getirilen düzenlemeler palyatif, kozmetik tedbirler olarak kalacaktır."

"YASALAR ÖNGÖRÜLEBİLİR OLACAK ŞEKİLDE DEĞİŞMELİ"

Türmen'e göre Türkiye'deki insan hakları sorunları, yargının bağımsız olmaması ve bazı yasalardaki ucu açık düzenlemelere dayanıyor. AİHM'in Selahattin Demirtaş kararında, Anayasa'nın geçici 20. maddesindeki dokunulmazlıklarla ilgili düzenlemeyi "öngörülebilir bir kanun değil" diye nitelendirdiğine işaret eden Türmen, Terörle Mücadele Yasası dahil birçok düzenlemede bunun görülebileceğine dikkat çekti:

"Oysa eylem planındaki 11 ilkeden birinde, öngörülebilir kurallar getireceğiz, diyor. O zaman yasaları düzeltin. Mesela Terörle Mücadele Kanunu'ndaki terör tanımı çok geniş, sınırları belirsiz. Hukuka uygun bir yasa olması için açık, belirli, öngörülebilir olması lazım. Terörle Mücadele Kanunu'nun örgüt tanımı o kadar belirsiz ki, herkesi bunun içine sokabilirsiniz. Oradaki problem, terörü devlete karşı işlenen suçlar olarak sayıyor. Ama terör aslında bireye, masum insanlara karşı işlenen suçlardır, bu yok o maddede mesela."

"YERLİ, MİLLİ İNSAN HAKLARI OLMAZ"

Eylem planında Anayasa Mahkemesi ve AİHM'e yapılan atıfların ise "yüzeysel" olduğuna dikkat çeken Türmen, kararların uygulamasına yönelik taahhütlerin bulunmadığını vurguladı.

İnsan haklarının evrensel bir kavram olduğunu belirten Türmen, "Yerli ve milli insan hakları olmaz, evrensel standartları var. Zaten AB ve Avrupa Komisyonu projesinin de amacı, Türkiye'deki uygulamaların ve yasaların bu standartlara getirilmesinin sağlanması" görüşünü dile getirdi.

"ERDOĞAN 63 BİN, SEZER 163 DAVA AÇMIŞ"

Düşünce ve ifade özgürlüğü alanında birçok sorun olduğunu belirten Türmen, ifade özgürlüğünün önündeki en büyük sorunlardan birisinin de "cumhurbaşkanına hakaret" suçlarının oluşturduğu ifade etti:

"Cumhurbaşkanına hakaret suçu niye var? Niçin ayrıcalıklı hakaret suçu öngörülüyor? Zaten hakaret suçu var. 2014-2019 yılları arasında Erdoğan 63 bin dava açmış hakaret nedeniyle, 9 bin mahkumiyet var. Ahmet Necdet Sezer, 163 dava açmış, Abdullah Gül döneminde 848 dava açılmış. Cumhurbaşkanlığına hakaret suçu, ifade özgürlüğünü bastırmak için kullanılan araçlardan biri. Bunu değiştirmek lazım. İki kişi sokakta toplansa polis üzerinize saldırıyor, copluyor, gözaltına alıyor izinsiz kanuna aykırı toplantı yaptınız diye. Bu AİHM hukukuna aykırı. Çünkü AİHM içtihatlarında hepsinde de izin almamış olsa dahi, barışcıl bir toplantı yapılıyorsa, polis buna müdahale edemez, diyor. Bu konularda reform paketi hiçbir şey getirmiyor. O nedenle reform paketindeki önlemler gerçekleşmiş olsa bile tutuklamalar bakımından hiçbir şey değişmeyecek."

"İYİ KRAL OLMAYA KARAR VERİRSE ADIM ATILABİLİR"

Eski Anayasa Mahkemesi Raportörü ve eski AKP Milletvekili de olan Prof. Dr Osman Can ise devletin temel hak ve özgürlükler konusunda "tehdit olmama" ve bu hakları koruma yükümlülüğü olduğuna işaret ederek, "devlet iktidarı" yapısının nasıl şekillendiğinin bu hakların korunması anlamında önem kazandığına işaret etti.

Can'a göre 2017'deki anayasa değişikliği cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi ile eylem planında öngörülen düzenlemelerin yaşama geçirilmesi ancak iktidarı elinde tutan egemenin "iyi kral" olmaya karar vermesiyle mümkün:

"2017 yılında anayasa değişikliği yaşandı bu ülkede. Erkler birliği sistemi hayata geçirildi. Erkler tek elde ve her konuda tek bir kişi karar veriyor. Yargı-yasama-yürüme konusunda herhangi bit hukuka tabii olmaksızın, herhangi bir politik denge, denetim mekanizması olmaksızın bütün iktidar tek elde toplanmış vaziyette. Eylem planında olumlu gelişme olarak nitelendirilecek durumlarda, temel hak hürriyetle ilgili olumlu adım atılması mümkün müdür? Şöyle mümkündür, o da muktedir, yani egemenliğin sahibi, ben tebaam için, halkım için iyi şeyler yaptım demesiyle olur. Yani iyi kral olmaya karar verdiğinde böyle olabilir ama ertesi gün kötü kral olabilir."

Geçmişte Venedik Komisyonu üyeliği de yapan Osman Can, 2017 anayasa değişikliği gündeme geldiği dönemde de bu konuda Venedik Komisyonu'nun uyarılarda bulunduğunu ve böyle bir sistemin ülkeyi "dikta rejimine götürme riski" olduğunu anlattıklarını ifade etti.

Her yetkinin tek kişinin elinde olduğu sistemde, insan hak ve özgürlükleriyle ilgili düzenleme hedefinin "Tazminat fermanı ilanı" gibi bir durum olabileceğini kaydeden Can, "Yargıya talimat verir, şunları şunları yapma der, yapmaz ve insanlar bir miktar nefes almış olur ama bu, demokrasi, özgürlük ve insan hakları ile ilgili bir durum değil, iyi kralla ilgili bir durum" görüşünü dile getirdi.

"AKP CİDDİ BASKI ALTINDA"

Osman Can'a göre, AKP'nin insan hakları eylem planı hazırlamasının altında yatan önemli nedenlerden biri, tabanından da gelen talepler nedeniyle baskı altında olması. Türkiye'deki olumsuz gidişten AKP tabanının da olumsuz şekilde etkilendiğini, kimsenin yargıya güvenmediğini ifade eden Can, "Kendi tabanı AKP ve Erdoğan'a umut beslemek istiyor. Çünkü iyiye gitmediğini görüyor. Onun için olumlu bir şey duymak istiyorlar ve bu olumlu bir şey duyma ihtiyacını karşılıyor şu anda. Olumlu şeyler duymaya hazır insanlar 'a ne güzel' demeye başladılar" dedi.

Can'a göre eylem planının açıklanmasının bir başka önemli nedeni de ABD ile ilişkiler:

"ABD Türkiye ilişkilerinde yeni bir dönem başlıyor ve insan hakları, demokrasi konusu ana kriterlerden birisi haline gelecek gibi görünüyor. 'Bu konularda bakın biz şöyle şöyle adımlar atıyoruz' denilecek. Orada işe yaramadığı zaman, 'bakın bunların derdi zaten insan hakları filan değil, biz bu konuda adım atsak bile bunların derdi bizi bölmek parçalamak' deme imkanı elde edilir. Böylece Türkiye'de içe kapanmacı bütün güçleri arkalarında toplayabilme fırsatı yakalamış olacaklarını düşünüyorlar."

Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçilmesinin demokratikleşmeye ve özgürlüklere zarar verdiğini kaydeden Can, eylem planındaki önerilerin ancak yapılan hataların kabul edilip, ABD'deki gibi bir başkanlık sistemiyle kuvvetler ayrılığı, yargı bağımsızlığının sağlanması ve denge denetleme mekanizmalarının devreye sokulması ile mümkün olabileceğini ifade etti.

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER