EMEP Genel Başkanı Akdeniz: AKP'nin getirmek istediği reform sermaye için

Akdeniz, partisinin Youtube kanalında yayınlanan video mesaj ile gündemdeki konulara ilişkin değerlendirmelerde bulundu

EMEP Genel Başkanı Akdeniz: AKP'nin getirmek istediği reform sermaye için

Emek Partisi (EMEP) Genel Başkanı Ercüment Akdeniz, partisinin genel yönetim kurulu (GYK) toplantısı sonrası gündemdeki gelişmelere dair Emek Partisi Youtube kanalı üzerinden açıklamalarda bulundu.

AKP’nin reform ve anayasayla ilgili hamlelerini tek parti tek adam rejimini tahkim etmek, baskıları artırarak faşist bir rejim inşa etmek olarak yorumlayan Akdeniz, “Ülkenin demokratikleşmesi için bütün adalet çığlıklarının tek bir merkezde, tek bir cephede toplanması gerektiğini düşünüyoruz ve bu yönde halkımıza birleşme, mücadele etme çağırısı yapıyoruz” dedi.

Ercüment Akdeniz’in açıklamaları şöyle:

“Hükümet ekonomide işlerin iyi gittiğini ve salgını bir fırsata çevirdiklerini söylüyor. Peki kimin için fırsata çevirdiler? Bu sürece baktığımız zaman pandeminin çok kazananları zenginler ve patronlar. Onlar servetlerine servet kattı. Patronlar ekonomik krizin de kazananı oldu ama bu süreçte işçiler, emekçiler daha da yoksullaştı. Gıda enflasyonuyla karşı karşıyayız, küçük esnaf kan ağlıyor, çiftçiler geri ödemelerini gerçekleştiremiyor. Bu süreçte zam üstüne zam geliyor."

“KISA ÇALIŞMA ÖDENEĞİ PATRONLARI KURTARAN BİR CAN SİMİDİ”

"Emek Partisi olarak bu süreçte yaptığımız kampanyayla 'Zamlar geri alınsın, ücretler iyileştirilsin' dedik. Bu talebimizi devam ettireceğiz. İşçilere, sendikacılara, emekçilere çağrımız da bu mücadeleyi yükseltmek. Bilindiği gibi bu dönemde yaşanan en önemli değişikliklerden biri kısa çalışma ödeneğiydi. Kısa çalışma ödeneği, 'işsizliğe karşı emekçileri korumak' adı altında getirildi ama bu uygulama ne hikmettir ki, yine patronları kurtaran bir can simidi oldu. Kısa çalışma ödeneği adı altında işçiyi 2-3 gün fabrikaya getirip arkadan başka türlü çalışma yöntemleri fiilen ve yasadışı olarak kullanıldı. 17 Mart tarihiyle beraber kısa çalışma ödeneği ve ücretsiz izin uygulaması kalkıyor. Emekçiler fabrikalarda endişeli. Emek Partisi olarak diyoruz ki; bu uygulamanın kalkması ile kitlesel işsizlik yaşanacak. İşten atmalar bir an önce yasaklanmalıdır! İşten atma yasağı devam etmeli ve gerçek anlamda uygulanmalıdır."

“KOD 29 İŞÇİLERİN TEPESİNDE DEMOKLESİN KILICI GİBİ SALLANIYOR”

"Kod 29 da hak arayan, itiraz eden işçilerin tepesinde demoklesin kılıcı gibi sallanıyor. Bu yasa maddesi iptal edilmeli. Bunun için mücadele çağrısı yapıyoruz ve aynı zamanda güvencesiz, esnek çalışmaya karşı bütün emekçileri birleşik mücadeleye çağırıyoruz.

Belediye işçileri grevde, Baldur işçileri grevde, Çorum Ekmekçioğlu Metal işçileri direnişte. Ülkenin birçok yerinde irili ufaklı işçi direnişleri, grevler devam ediyor. Bütün iş yerlerindeki grevci arkadaşlarımıza Emek Partisi olarak selamlıyoruz, grevlerinin ve direnişlerinin yanında olduğumuzu ifade ediyoruz. Bu grevlerin her biri çok önemli çünkü kamu toplu sözleşmeleri geliyor, 1 milyon 150 bin işçi adına yapılacak bu toplu sözleşmelerde grev yasakları işçilerin tepesinde bir giyotin gibi sallandırılmamalıdır. AKP'li yıllarda 200 bin işçinin grevi yasaklandı. Genel grev, genel direniş hattında birleşen bir halk hareketinin memleketi düzlüğe çıkaracağına inanıyoruz."

“AZ KAZANANDAN AZ, ÇOK KAZANANDAN ÇOK VERGİ”

"Asgari ücretliye on kalemde vergi bindirildi. Temel tüketim maddelerinden vergi alınıyor. Dolayısıyla vergiler almış başını gidiyor. Bütün bu vergilerin kaldırılmasını istiyoruz; az kazanandan az, çok kazanandan çok vergi alınmasını istiyoruz. Artan oranlı vergi sisteminin olması gerektiğini dile getiriyoruz. Özellikle zengin sınıflara servet vergisi konulması gerekiyor.

Pandemi, salgın ve aşı tartışmaları arasında devam ediyor. 'Avrupa'dan iyiyiz' diyor AKP hükümeti. AKP kongrelerine baktığınızda salonların lebaleb dolu olduğunu görüyoruz. Bu halk yaşamını, halk sağlığını tehlikeye atan bir uygulamadır. İşçiler ve emekçilerde artık bir bıkkınlık var, hükümetin bu süreci iyi yürütemediğine dair güçlü kanaatler var. Bu süreçte daha önce yaptığımız çağrıyı yineliyoruz: 21 gün tam kapanma sağlanmalı, hükümet palyatif tedbirleri bırakmalı; işçilere, emekçilere, küçük esnafa ekonomik ve sosyal koruma sağlamalıdır.

Kapitalizmim ne olduğunu dünya halkları ve uluslararası işçi sınıfı gördü. Dünya aşı bulamıyor, yoksul ülkeler aşı bulamıyor. Neden bulamıyor? Çünkü patent var, ilaç tekelleri var. İlaçta ve aşıda patent kaldırılmalıdır. Bunun için uluslararası mücadele ve dayanışma çağrısı yapıyoruz."

"8 MART’TAN GÜÇLÜ 1 MAYIS’LARA"

"Önümüzdeki süreçte bu taleplerle 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü'nü kutlayacağız. İstanbul Sözleşmesi'nin reddedilmesi ve uygulamadan kaldırılmasına karşı, kadına şiddette karşı, kadının yok sayılmasına, kadın haklarının inkar edilmesine karşı, Türkiye’de bütün kadınlar sokaklarda, meydanlarda olacaklar. Partimiz de elbette onlarla birlikte olacak. Şimdiden hükümete, bakanlıklara çağrımız herhangi bir baskı, herhangi bir tehdit, herhangi bir gerilimin yapılmaması yönündedir.

Yine bu taleplerle bugünden başlayarak bütün işçilere, bütün sendikalara 2021 yılında uluslararası sermayenin topyekûn saldırılarına karşı hem Türkiye’de hem de dünyada olabildiğince güçlü 1 Mayıs’lar örgütlemek için hazırlık çağrısı yapıyoruz. Pandemi yasakları 1 Mayıs’ların iptal edilmesine, 1 Mayıs yasağına dönüşmemelidir. Bu konuda şimdiden güçlü bir birleşik 1 Mayıs çalışmasını örgütleyeceğiz."

“TALEPLER BASKILANAMAZ”

"Tabii bizim bu süreçte yaklaşımımız şudur: İktidar baskı mekanizmasını güçlü tutarak sokağı yasaklıyor, grevleri yasaklıyor. Her şeyi sandığa havale ediyor ancak sandıktaki seçim sonuçlarına da saygı göstermiyor. Belediyelere kayyumlar atanıyor. Üniversiteler rektörlerini seçemiyor.

Muhalefet ise özellikle Millet İttifakı cephesi, 'provokasyon çıkar', 'iktidar sokak eylemlerini kullanır, dayanak yapar' endişesiyle işçi ve emekçilerin sokağa çıkma, hak arama taleplerini frenleyen bir tutumla hareket ediyor. Bu yaklaşımla baskılanan şey işçi ve emekçilerin, demokrasi güçlerinin talepleridir. Talepler baskılanamaz. Talepler demokratik bir biçimde hem sandıkta, hem sokakta, hem iş bırakmalarda hem de grevlerde karşılığını, sonucunu arayacaktır.

Bir kez daha Emek Partisi olarak diyoruz ki, Türkiye iki kutuplu burjuva siyasete mahkum değildir. Türkiye sadece Cumhur İttifakı ve Millet İttifakı kıskacına mahkum değildir. Üçüncü bir seçenek çağrısı yapıyoruz. Devrimci demokratik halk seçeneği için bütün emekçileri ve halkımızı birleşmeye çağırıyoruz."

“AKP’NİN GETİRMEK İSTEDİĞİ REFORM SERMAYE KESİMİ İÇİN”

"Ve reform ve sivil anayasa tartışması… AKP hükümetinin getirdiği reform çok açıktır ki sermaye kesimleri için değişiklikleri ve iyileştirmeleri içeriyor. Zaten ilk gittikleri örgütler de sermaye örgütleri oldu. Sivil anayasa ise bu süreçte mümkün değil. Neden değil? Çünkü emekçiler yok bu anayasa hazırlık taslağında. Baskı ve sindirme operasyonlarının haddi hesabı yok. Tamamen vesayet rejimi ile karşı karşıyayız. HDP’ye dönük kapatma tehditleri, Boğaziçi Üniversitesi öğrencilerine terörist yaftalamaları… Önümüzdeki süreçte sivil demokratik bir anayasa yapım süreci mümkün değildir. AKP 2002’de iktidara geldiği süreçte de defalarca bu tür vaatlerde bulundu. Siyasi partilerden anayasaya taslakları istedi. Emek Partisi olarak biz de anayasa taslağımızı ilettik, şu an Meclis’in raflarında onlarca anayasa taslağı var ve bunlar adeta rafa kaldırılmış durumda.

Dolayısıyla AKP’nin yapmak istediği her zaman olduğu gibi 'Dostlar alışverişte görsün' hesabıyla taslaklar toplamak ama tek parti, tek adam rejimini tahkim edecek daha baskıcı, daha gerici, daha otoriter, daha faşist bir rejimin inşa edilmesidir.

Buradan adalet çağırılarına da dikkat çekmek istiyoruz. Memleketin adliye koridorlarından adalet çığlıkları eksik olmuyor. Soma’da, Ermenek’te, 10 Ekim Katliamı davasında, Sakarya’da havai fişek patlaması davasında, Çorlu tren kazası davasında hep aileler çıkan kararlara isyan ediyor, mahkeme heyetlerinin değiştirilmesine isyan ediyor ve adalet çığlıkları atıyorlar. Adalet olmadan Türkiye’nin demokratikleşmesi mümkün değil. Adalet mücadelesi her zamankinden çok işçi ve emekçilerin talepleriyle, iş cinayetleri davalarıyla, öğrencilerin akademik özerk demokratik mücadelesiyle ve aynı zamanda basın özgürlüğüyle, çeşitli katliam davalarıyla iç içe geçmiş bir demokrasi mücadelesidir. Yani adalet demokrasinin temel taşıdır. Ülkenin demokratikleşmesi için de bütün bu adalet çığlıklarının tek bir merkezde, tek bir cephede toplanması gerektiğini düşünüyoruz ve bu yönde halkımıza birleşme, mücadele etme çağırısı yapıyoruz."

Kaynak: Evrensel

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER