CHP’li Tezcan: Huzur kavramını Kürt sorununda nasıl kullanacağız, onu konuşalım

CHP’li Tezcan, gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu

CHP’li Tezcan: Huzur kavramını Kürt sorununda nasıl kullanacağız, onu konuşalım

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Bülent Tezcan, Adalet Kurultayı, 2019’daki cumhurbaşkanı adayları, Kürt sorunu ve gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu.

Cumhurbaşkanı adaylarının aktif biri olacağını söyleyen Tezcan, "Seçtiğimiz cumhurbaşkanı yürütme yetkisini kullanacak, aktif bir cumhurbaşkanı olmalı. Sadece denge unsuru olacak bir cumhurbaşkanı adayı ile çıkmamız söz konusu olamaz" dedi.

“Kavramlar bloke edilmiş. Yeni kavramlara ihtiyaç var”  ifadelerini kullanan Tezcan, Kürt sorununda yeni kavramlara ihtiyaç duyulduğunu söyledi.

Tezcan, “Huzuru konuşalım. Huzur kavramını Kürt sorununda nasıl kullanacağız, onu konuşalım. Bunun üzerinden yeni bir dil üretmek gerekiyor. Yeni bir haraket doğuyor. Demokrasi adalet ve huzur hareketi. Referandumda demokrasi, yürüyüşte adalet ve kurultayda da huzur kavramı ortaya çıktı. Huzur kavramı ekseninde ötekileştirmeyi bitiren bir ortaklaşmayı yakalayabiliriz” ifadelerini kullandı.

Bülent Tezcan, Cumhuriyet’ten Kemal Göktaş’ın sorularını yanıtladı.

-Geçen günlerde Sabah gazetesi sizin hakkınızda ağır bir manşet attı. Üç konuda yalan söylediğinizi iddia etti. Adil Öksüz’ün darbe girişiminden sonra uçakla dolaşması meselesinden başlayalım mı?

Adil Öksüz darbenin kara kutusu, sıradan bir insan değil. 2014’den beri devletin kayıtlarında FETÖ imamı olduğunu bildiği bir kişi olmasına rağmen darbe girişiminin sabahı serbest bırakılıyor. Sivil Havacılık Kurumu Genel Müdürlüğü bir yazı yazıyor, Adil Öksüz’ün kimlik numarasını veriyor, ‘Bu kimlik numarasındaki uçuş kayıtlarını ekte 2 sayfa gönderiyorum’ diyor. 80’e yakın uçuş kaydı var, biri 18 Temmuz, ikisi 31 Temmuz tarihli. Ben bunu sorduğum zaman rahatsız olup ‘Bu başka bir Adil Öksüz’ diyorlar. O zaman bu yalanı söyleyen savcı. Açıkladığım belge, dosyadan alınmış gerçek bir belge. Orada öyle yazıyor. Her siyasetçi bu işin arkasına düşer, yeter ki Adil Öksüz’ü samimi biçimde takip etmek istesin. Bu kadar giz perdesinin olduğu bir konuda geleceğin ne göstereceğini beraber göreceğiz. Ama ‘Bu başka Adil Öksüz’dür’ diyen irade, bugüne kadar Adil Öksüz’ü koruyan irade midir yoksa başka uçuş var mıdır, bu daha sonra ortaya çıkar.

-Saray’da yeni bir istihbarat teşkilatı kurulduğunu da söylediniz.

Bir belgede Başkanlık Ulusal Güvenlik diye bir istihbarat kaynağı bildirmişler. Sonra bunun Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şubesi içinde bir birim olduğunu söylediler. Oysa resmi yazışmalardaki usule göre ‘KOM Ulusal Güvenlik’ diye yazılması gerekir. ‘Başkanlık Ulusal Güvenlik’ yazması ciddi şüphe uyandırıyor. Biz de çıktık ‘Ayrı bir istihbarat birimi mi kurulmuştur?’ diye sorduk. Çünkü Aralık 2016’da bütün istihbaratı Cumhurbaşkanlığına bağlamak için bir çalışma yapıldığı haberleri çıktı. Bunun üzerine, mutat olmayan Başkanlık Ulusal Güvenlik gibi bir istihbarat biriminin istihbarat bilgi kaynağı olarak gösterilmesi sorulması gereken bir husustur.

-‘Saray’ın yargıya müdahalesi’ olarak açıkladığınız belgenin suç duyurusundan ibaret olduğu söylendi.

Genel Başkanımız adalet yürüyüşü sırasında ‘Ak Parti Genel Başkanı’nın yargıya müdahale ettiğine ilişkin belgeler var’ dedi. Sonra ‘belgesi nerede?’ diye sordular. Ben de Cumhurbaşkanlığı’ndan savcılığa gönderilen belgeyi açıkladım. O yazıda bilgi istemekten farklı olarak ‘gereğini yapın’ yazıyor. O bir talimattı, çok açık. Buna rağmen onun bir suç duyurusu dilekçesini olduğunu söylediler. Ben de avukatlara çağrı yaptım: ‘Şikayet dilekçelerini Cumhurbaşkanlığı’ndan giden yazı gibi yazın bakalım ne diyecekler’ diye.

-Bu konuları topluma iyi anlatamadınız mı? Çünkü üçü de çok önemli iddialar ve iktidar yalan olduğunu ileri sürebiliyor?

Bütün bu kampanyalar havuz medyasında yapıldı. Havuz medyası ciddi ve etkili muhalefeti, yalan ve iftirayla saldırarak suskun, korkak, etkisiz, konuşamaz hale getirmeye çalışıyor. Şüpheli hiçbir konuyu dile getirmememizi sağlama peşindeler. Türkiye’de zaten muhalefetin bir kanadı saraya biat etmiş durumda. Ana muhalefeti kirli kampanyalarla susturma peşindeler ama başaralı olamayacaklar.

-Son olarak adalet kurultayında içki içme meselesinde önce yalanladınız ama sonra bira içen partililer hakkında ihraç işlemi başlattınız.

Sosyal medyada bir iki görüntü yayınlandıktan sonra Ak Parti Grup Başkanvekili Bülent Turan doğrudan bizi suçlayan tweet attı. Bu, içki içildiğine dönük bir kampanyanın başlayacağının işaretiydi. Ben basın toplantısı yaparak burada alkol kullanımına izin vermediğimizi tekrarladım. ‘Görüntüler gerçekse gereğini yaparız ama değilse bunu söyleyenlerin hesabını vermesi gerekir’ dedim. Kabataş yalanını, ‘camide içki içtiler’ yalanını hatırlattım ve etkili toplumsal eylemleri gözden düşürmek için iktidar kanadının bu tip yalanlara sarılma alışkanlığı olduğunu söyledim. Şüpheci baktığımızın ifadesiydi o açıklama. Ondan sonra ciddi bir araştırma yaptık ve kendini bilmez 3 kişinin alkol aldığını tespit ettik. Kamp dışına çıkardık ve ihraçları için disiplin işlemlerine başladık.

-İçki meselesinde aldığınız bu sert tutum AKP’nin içki konusunda oluşturmaya çalıştığı baskı ortamına prim vermek olarak yorumlandı.

AKP’nin içki yasağına karşı mücadele edilecek platform orası değil. Orası bir parti etkinliği. O şekliyle içki tüketilecek bir yer değil. Binlerce insan konaklıyor. Çanakkale ruhuna uygun davranmak gerekiyor. Ak Parti’nin içki karşıtlığını destekleyen bir tutum değil. Parti etkinliğimizdeki ciddiyetimizi, vakarımızı gösteren bir tutum.

-İhraç çok ağır değil mi?

AKP’liler bile ihraç kararından sonra dalga geçer gibi “ihraç ağır bir karar” dediler. Biz kurultay öncesi yayınladığımız broşürde içki içilmeyeceğini bunu ilan ettik. Alan Başkanlığıyla yaptığımız sözleşmede de alkol tüketilmeyeceğine ilişkin kural var. Adalet yürüyüşünde kurduğumuz kamp alanlarında da buna müsaade etmedik. Bu tip etkinlikler alkol tüketimine uygun etkinlikler değil. Bunu Ak Parti’nin dayatmasına boyun eğmek olarak görmek mümkün değil. Ne alakası var? Bu kendi kararımız...

-Adalet yürüyüşünden sonra kurultayın beklentileri karşılamadığı da ileri sürüldü.

Yürüyüş ve kurultay konseptleri tamamen farklı olan eylemler. Karşılaştırma doğru değil. İlki fili bir eylemdi öteki ise entelektüel, düşünsel bir buluşmaydı. İlki ortak itiraz etme, mücadele etme pratiğiydi, ikincisi konuşarak ortak üretme pratiğiydi. Adalet yürüyüşü çok yüksek düzeyde, Türkiye siyasi tarihinde, dünya siyasi tarihinde görülmemiş bir eylem biçimiydi. Adalet yürüyüşünden daha üst düzeyde eylemler beklersek hareketsiz kalırız. Açlık grevi, ölüm orucu mu yapacağız? Eylemleri bu şekliyle daha yükseği, daha azı diye sıralamak yerine yaygın ve çeşitli eylemler üretmeye bakmalıyız.

-Kurultayı nasıl değerlendiriyorsunuz? Açıklanan sonuçlar parti politikalarına yön verecek mi?

Elbette parti politikasına yön verecek ama onunla sınırlamak doğru değil. Kurultayın sonuçları bizim dışımızdaki siyasete de yön verecek. 77 çalışma grubunda 694 kişi konuştu. Bu çok zengin ve çeşitli bir tartışma fırsatı yarattı. Sonuçları kitaplaştıracağız. Adalet kutusuna atılan insan hikayeleri ayrı bir kitap olacak. Bizim dışımızdaki parti ve hareketler de bundan yararlanacak. Biz farklı kesimlerin aynı platformda meselelere çözüm aradığı bir deneyim yaşadık. Bu ilk defa yaşandı. İlk alacağımız sonuç, ortak mücadele hattının kurulması. Genel başkanın okuduğu sonuç bildirgesinde söylediği mesajlar çok önemli. ‘Hayır’ kampanyasında bir araya gelenler adalet yürüyüşünde çok daha geniş bir mutabakatı yakaladılar. Kurultay bu geniş platform üzerinde, yeni kavramlar ortaya çıkardı.

-Hangi kavramlar?

Biz bugüne kadar Türkiye’deki çatışmalı ortamı ‘terör’, ‘barış’ kavramları üzerinden konuştuk. Oğlu terör örgütüne katılmış anne de oğlu askerde şehit olan anne de ‘huzur’ istiyor. Şehit annesine ‘barış’ denildiğinde terör örgütünün kavramı gibi düşünüyor. ‘Terörle mücadele’ denildiğinde de oğlu örgütte olan anne kendisine bir saldırı hissediyor. Kavramlar bloke edilmiş. Yeni kavramlara ihtiyaç var. Kurultayda ‘huzur’ kavramı ön plana çıktı. Huzuru konuşalım. Huzur kavramını Kürt sorununda nasıl kullanacağız, onu konuşalım. Bunun üzerinden yeni bir dil üretmek gerekiyor. Yeni bir haraket doğuyor. Demokrasi adalet ve huzur haraketi. Referandumda demokrasi, yürüyüşte adalet ve kurultayda da huzur kavramı ortaya çıktı. Huzur kavramı ekseninde ötekileştirmeyi bitiren bir ortaklaşmayı yakalayabiliriz.

-Bu nasıl mümkün olacak?

Bunları demokratik kolektif güçle aşacağız. Ortak demokrasi, huzur ekseninde ortaya çıkıyor. Bunlar önümüzdeki dönemin siyasetini inşa edecek temel kavramlar. Bizim dayattığımız değil, sürecin içinden çıkan kavramlar.

-Bunu sağlayacak örgütlenme biçimi ne olacak?

Yeni kavramlar olduğu için alışıldık örgüt biçimleri ile de tarif etmemek lazım. Bu çıkış hattı, ayrılıkların değil ortak noktaların buluştuğu bir hareket. Ortak noktamız ne? Demokrasi, adalet, huzur. Bu çerçevede ortak noktaları büyüten bir hareket...

-CHP’nin toplumsal algısı çok mu negatif ki son etkinliklerinizde hiç CHP adını, bayrağını kullanmıyorsunuz? Parti örgütünüzden de böyle eleştiriler geliyor.

CHP adı, bayrağı seçim kampanyasında tabii ki kullanılacak. Parti programından, ideolojimizden ayrılmamız mümkün değil. Parti örgütünün böyle kaygıları olabilir ama bu kaygıların çok yerleşik ve güçlü olmadığını biliyorum parti tabanında. Parti örgütü daha geniş kesimlerle buluşma pratiği kazanıyor. Bu parti isminden korktuğumuz, taşıyamayacağımız ağır bagajların olduğu anlamına gelmiyor. Kurucu parti olmanın getirdiği artıların ve eksilerin hep üzerimizde olmasına alıştık. Ama CHP kendini yenileyen bir parti. 70’li yıllarda sosyal demokrasiyi programına koydu ve devrimci atılımın öncüsü oldu. Siyaset geniş kitlelerle yapılıyor. Siyaset kendi gerçeğinizi dayatacağınız bir pratik değil. Orayı parti bayrakları ile donatabilirsiniz ama oraya başka bir sesi getiremezsiniz, istediğiniz sonucu elde edemezsiniz. Kendi kurultayımızda zaten onları tartışırız. Bu, tartışmanın ötesinde tartışırken geniş, ortak iş yapabilme yeteneğini, pratiğini öğrenmek anlamına geliyor.

-Ortak mücadele, ortak bir örgütlülüğü zorunlu kılmıyor mu?

Demokrasi cephesi, faşizme karşı birleşik cephe gibi isimler klasik düşünme tarzımızın izdüşümleri. Yaşadıklarımızın hiçbiri bu örgütlenme pratiklerine benzemiyor. Bugüne kadar deneyimlenmiş bir örgütle bu süreci tarif edemeyiz. Cephe demeyeceğiz, çünkü karışımızda bir cephe yaratmak istemiyoruz. Totatiler anlayışa oy vererek destek verse bile, AKP seçmenine ulaşmaya ihtiyacımız var. Burada formel bir örgütlenme anlayışı yok. Yönetimi ne olacak? Yönetim kurulu mu yoksa bir Meclis mi? Bunlar hep klasik örgütlenme biçimleriyle tarif ediliyor. Bu, yönetimde kim hangi oranda olacak diye tartışan, kendi iç problemleri olan yeni bir örgüt biçimi olur. Bu geniş yapıyı örgüt yapısı ile tarif ettiğimiz zaman işin başında bu büyük buluşma baltalanır, başarı şansı yok edilir. Kendi haline bırakacağız.

-Kendi haline bırakınca başarı şansı olur mu?

İki büyük etkisi olacak: Birincisi böylesi büyük bir hareket yeni eylem biçimleri ile devam ederse hükümet kendine çeki düzen verecek. Erdoğan’ın domine ettiği AKP’de bu güçlü bir ihtimal değil. Ya da bu haraket kendine uyan hükümeti kuracak. Kurultayda, yürüyüşte sağlanan buluşma sandıkta da olacak. Bu çerçevedeki bir haraketi klasik örgüt tarifinin içine sıkıştırıp boğmamamız lazım. Bunu en iyi tarif eden bir örgüt beraberliği değil bir tutum beraberliği.

-Erken seçim bekliyor musunuz?

Erken seçimi her zaman bekliyoruz ve hazırız. Kendileri için uygun konjoktürde seçimi yapacaklardır. Yarın seçim olacak gibi hazırız ama onlar yarın olacak bir seçime hazır değiller. 2019 tarihini MHP’nin desteğini alabilmek için koydular. Kendileri hazır değil.

-Akşener’in adaylığı bir yarılma yaratmaz mı?

Hayır. Aday çokluğu ve zenginliği belirttiğim çerçevedeki anlayışımıza aykırı değil. İstediği kadar çok aday çıksın, sonuçta seçilmek için yüzde 50+1’i bulmak zorunda. İkinci turda biz bu anlayış çerçevesinde yüzde 51’de buluşulacağını söylüyoruz. Hayır içinde yer alan hareketlerin her birinin aday çıkarması bir bölünme, çözülme gibi algılanmamalı. Tam tersine bu yapı içinde kendi pozisyonlarını güçlü tutmalarına da yarayabilir.

-Kılıçdaroğlu partili aday olmayacağını söylemişti. Bu tutum devam ediyor mu?

Genel başkanımız ‘partili aday olmayacak’ demedi, ‘partiler üstü bir aday olacak’ dedi. Partili olabilir ama partiler üstü bir temsil gücü olmalıdır. Biz bir aday tekeli yaratmıyoruz. Hayır kampanyasında, adalet yürüyüşünde ve kurultayda ana taşıyıcı kolon hep CHP’dir. Biz bunun üzerinden siyaseti şekillendirmeye kalkarsak ve her şey bizim olsun dersek bu birlikteliği bitiririz. Partiler üstü cumhurbaşkanı olsun söylemini gündemde tutmamızın nedeni de bu. Bu söylemi gündemde tutmazsak, süreci domine eden parti olarak süreci baltalarız.

-Adayınızı nasıl belirleyeceksiniz?

2 tane yol var önümüzde. Aday, partinin yetkili kurallarında belirlenecek ama kurullar izlediğimiz kucaklayıcı çizgiye uygun bir tutum içinde olacak. Bunu yaparken diğer bileşenlerde de görüşüp danışacağız.

Güncelleme Tarihi: 04 Eylül 2017, 23:05

Demokrat Haber’e Patreon'dan bağış yapabilirsiniz > > > > >

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER