Abdüllatif Şener: Afrin, Kürt sorununun bir parçasıdır

Şener, Kürt sorunu konusunda fazlasıyla “güvenlikçi” bir yaklaşım sergilendiğini söyledi

Abdüllatif Şener: Afrin, Kürt sorununun bir parçasıdır

AKP kurucularından Abdüllatif Şener, olası Afrin operasyonu, AKP-MHP ittifakı, belediyelere yapılan operasyonlar ve gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu.

Afrin operasyonunu değerlendiren Şener, “Türkiye’nin Suriye’de bir operasyona girişmesini gerektirecek bir duruma gelinmiş değildir. Böyle bir durum yok. Kürtler ile Rusya arasında bir problem gözükmüyor. Hatta Kürtlerin Suriye devletiyle bir problemi gözükmüyor. Konuyu Türkiye'nin Astana süreci içerisinde sıcak çatışmaya girmeye gerek görmeden, bir program dahilinde düzene sokması gerektiğini düşünüyorum” dedi ve ekledi: “Afrin’le ilgili yayınlar devam ediyor. Bir kere bu tür ortamların sükûnetle değerlendirilmesi lazım. Türkiye’deki genel atmosferi yanlış buluyorum. Hem siyasi partilerin beyanları hem basın yayın kuruluşlarının olaya bakış tarzı yanlıştır. Afrin olayı bir dış politika konusu olduğu gibi, bundan daha da fazla bizim açımızdan Kürt sorununun bir parçasıdır ve ona göre değerlendirmek lazım.”

Şener, Mezopotamya Ajansı’ndan Kenan Kırkaya’nın sorularını yanıtladı.

Efrin meselesi yeniden gündeme geldi. 1 Mart tezkeresine karşı çıkan birçok kesim, bugün Kürtlere karşı bu operasyonu destekliyor. Efrin neden önemli ve Türkiye’nin gündemini bu denli meşgul ediyor?

Öyle duygularla, savaş naralarıyla iş yapılmaz. İki gündür kanalları izliyorum. 12 Eylül’den önce Hasan Korkmazcan’ın kahramanlık türkülerini söylerlerdi ya, o üslup içerisinde (Afrin’le ilgili) yayınlar devam ediyor. Bir kere bu tür ortamların sükûnetle değerlendirilmesi lazım. Türkiye’deki genel atmosferi yanlış buluyorum. Hem siyasi partilerin beyanları hem basın yayın kuruluşlarının olaya bakış tarzı yanlıştır.

Efrin olayına nasıl bakılmalıdır sizce?

Afrin olayı bir dış politika konusu olduğu gibi, bundan daha da fazla bizim açımızdan Kürt sorununun bir parçasıdır ve ona göre değerlendirmek lazım. Türkiye’de aklı başında iktidarların, hükümetlerin Kürt sorununa içeride demokrasi standartlarını artırma yoluyla cevap vermesi, dışarıda ise buradaki yapıların (örgütlerin) kendi doğal yapıları içerisinde legalleşmesini ve buna Türkiye’nin çaba ve gayret sarf etmesi gerektiğine inanıyorum.

Meseleyi biraz daha Afrin özgülünde somutlarsak… Evet, Suriye’nin her tarafı darmadağın olmuş, ne kentler kalmış ne şehirler… Her tarafta bir terör örgütü, bu örgütlerin arkasında da bir güç var. Suriye’de savaştan daha az hasar alan bölgeler de var. Şam gibi devletin hakimiyet kurduğu yerler gibi. Belki en fazla sükuneti muhafaza eden yer Afrin’dir. Afrin’deki insanlar 2011’den 2018’e kadar 7 yıllık süre boyunca Suriye’nin diğer bölgelerindeki insanlar gibi savaşın acılarını, yıkımlarını, tecavüzlerini, ekonomik ve mali yıkımlarını yaşamadılar. Bir anlamda göreli istikrarın olduğu bir bölgedir. Hatta bunun da ötesinde Suriye’nin diğer bölgelerinden oraya yoğun göçler yaşanmıştır. İç göç almış bir bölgedir.

Yine bir Astana süreci var. Rusya, Suriye, İran, Türkiye bir arada görünüyorlar ama gittikçe içten içe ayrışmalar yaşanıyor. Astana süreci kapsamında bunu çözümlemek lazım. Astana süreci kapsamında bu çözümlenirken de, Türkiye’nin sürekli bu sürecin ilgili diğer ülkeleriyle birlikte yürütmesi lazım. Bu süreç devam ediyor.

Savaş ve çatışmayı gerektiren durum nedir?

Türkiye’nin Suriye’de bir operasyona girişmesini gerektirecek bir duruma gelinmiş değildir. Böyle bir durum yok. Kürtler ile Rusya arasında bir problem gözükmüyor. Hatta Kürtlerin Suriye devletiyle bir problemi gözükmüyor. Konuyu Türkiye'nin Astana süreci içerisinde sıcak çatışmaya girmeye gerek görmeden, bir program dahilinde düzene sokması gerektiğini düşünüyorum.

Böyle bir savaş kime ne kazandırır, kime kaybettirir?

Savaşın herkese bir maliyeti var. Üstelik de en fazla Kürt nüfus Türkiye’de. Ben sınırımızın dışındaki Kürtlere yönelik kökeninde askeri söylemler olan yaklaşımları doğru bulmuyorum. Bu söylem sağlıklı ve doğru bir söylem değil. İçeride demokrasi standartlarını artırmamız, sınırlarımızın dışındaki Kürt hareketlerinin legalleşmesine katkı sunmamız gerekiyor. Bu hem Türkler hem Kürtler hem Araplar Ermeniler için gereklidir ve huzura hizmet eder.

Türkiye ile IŞİD yıllarca komşuluk yaptı, sınırı birlikte kontrol ettiler. Hiçbir zaman Türkiye ‘Ben IŞİD bölgelerine operasyon yapayım’ demedi. Niye Kürt yönetiminden rahatsız oluyor?

Eski defterleri karıştırırsak sınır ötesinde… IŞİD’e ses etmedi değil. IŞİD, Musul’u ele geçirdiğinde o zaman Başbakan IŞİD’e ‘Öfkeli gençler’ diyerek, bu işten hoşlandığını ve mutlu olduğunu yansıtan cümleler söyledi. Ne zaman ki PYD, IŞİD’i sınırlarımızdan temizlemeye başladı, o temizlik harekatından sonra PYD’nin gireceği bir bölgeye yani Cerablus’a, Türkiye o zaman girmeye başladı.

Demirtaş’ın yargılamaları sürüyor, çok sayıda HDP milletvekili içeride ve HDP bir açıdan kuşatılmış durumda. Ayrıca kongreye giderken kendi içinde ve HDP dışında da bir tartışma yürütülüyor. Bir siyasi parti olarak HDP’ye yönelik bu kuşatmayı nasıl değerlendiriyorsunuz?

İktidar partisinin genel başkanı, sadece kendi partisiyle ilgili değil, bütün siyasetle ilgili bir dizayn içerisinde. Bu politikayı da devlet gücüyle birlikte sürdürüyor. MHP’yi kendi safına çekiyor ve MHP tabanına oynuyor. CHP’yi tamamen dindar ve muhafazakar seçmen algısında düşman bir grup olarak ilan ediyor ve oy geçişlerini engellemek için kendi tabanıyla CHP arasına kalın bir set çiziyor.

En sert ve en sağlam bir şekilde muhalefet çizgisinde duran parti HDP olduğu için de HDP’yi ise tamamen sindirmeye çalışıyor. O politik bir tercihtir. Bu politik tercih de yasal ve mahkeme süreçleriyle işletiliyor. Bunlara baktığımızda bunların adalet ve eşitlik duyguları, siyasette olması gereken kurallar çerçevesinde gerçekleşmiyor.

Peki, yapılan bunca tutuklama?

Milletvekillerinin ve eş genel başkanlarının yargılanması, tutuklanması… Bir kere bunların dokunulmazlıkları var. Bu parti de (AKP) kurulduğu günden beri programlarında bir şeyler yazıyordu, ama ona hiç bağlı kalmadılar. O (dokunulmazlık meselesi) sadece milletvekili dokunulmazlıklarıyla sınırlı değildi. Bütün hukuk önündeki engellere bağlantılı özellikle de Türkiye’de bazı bürokratlarla da ilgiliydi. Bazı bürokratlar milletvekillerinden daha katı bir dokunulmazlık içindedir. İşte onları da kavrayacak şekilde bir dokunulmazlıkların kaldırılması hedeflenmişti. Ama parti (AKP) kurulduğu günden dokunulmazlıkların kaldırıldığı güne kadar dokunulmazlıklara el sürülmemiştir. Gelen fezlekelere asla el sürülmemiştir. Çünkü başlangıç sürecinde milletvekilleri ve bakanları hakkındaki fezlekeler ağırlıktaydı.

Fezlekelerin kaldırılması süreci nasıl gündeme geldi?

Ne zamanki yargı siyasallaştırıldı, yargı artık siyasi iktidarın gözleri içine bakarak işlemeye başladı, o tarihten sonra iktidar milletvekilleri hakkında yargı fezleke göndermemeye başladı. Ayrıca barış sürecinin bozulmasından sonra iktidar sürekli HDP ile uğraşmaya başlayınca HDP milletvekilleri hakkında soruşturmaları da yargı siyasi atmosfer içinde bir görev olarak gördü.

HDP’nin fezlekeleri ağırlıklı olarak gelmeye başladı ve fezlekeler tersine dönmeye başladı. O zaman toptan ve anayasaya aykırı bir şekilde Meclis’te dokunulmazlıklar kaldırıldı. Bu bir siyasi operasyondu. Doğrudan doğruya hakka, hukuka, adalete uymayan siyasi bir operasyondur. Dün kendinizi niye korumaya aldınız? Bugün niye farklı bir siyasi çizgiye geldiniz dokunulmazlıklar konusunda?

Yargının siyasallaşmadan bağımsız, özgürce karar verip vermediğinden emin değilim. Ama süreci siyasi bir süreç olarak görüyorum.

Demokrasinin en önemli göstergesi olarak kabul edilen yerel yönetimler yani belediyelerle ilgili süreç…

Evet, belediye başkanlarıyla ilgili de sorun var. İşte 94 belediyeye kayyım atanmış. Kardeşim Türkiye’nin bazı illerinde başka kanunlar, bazı illerinde başka kanunlar mı var? Tutuyorsun kendi belediye başkanını zorla istifa ettiriyorsun. Bir belediye başkanını istifa ettiriyorsan onun bir suçu olmalı. Suçu varsa onu niye yargıya sevk etmiyorsun.

CHP belediyelerini İçişleri Bakanı vasıtasıyla görevden alıyorsun. CHP’li belediyeler İçişleri Bakanlığı marifetiyle görevden alınıyor, kendi belediyelerine azil işlemi uygulanıyor, HDP belediyelerine de bir başka yöntem. Sanki Türkiye’de 3 ayrı kanun var… Diğerlerinde belediye meclisi seçiyor ve yeni başkanı atıyor. Anayasa’da belediyelerin tanımı var. Belediyelerin karar organları halk tarafından seçiliyor. Belediye başkanı ve karar organları halk tarafından seçilmeyen belediye, belediye değildir. Varsayalım HDP’li bir belediye başkanını hukuken görevden alman gerekiyor. Yani diyelim ki bağımsız bir yargı var ve buna karar verdi. Senin görevin, yapılması gereken iş, belediye meclisine yeni belediye başkanını seçtirmektir. Peki, bazı yerlerde hem belediye başkanını almışsın, hem belediye meclis üyelerini düşürmüşsün. Bu takdirde de yapılması gereken şey, hemen seçimleri yenilemek ve belediye organlarını yeniden seçtirmektir.

Sen belediye başkanını alıyorsun, meclis var. Meclise de yeni başkanı seçtirmiyorsun. İkisini de alıyorsun halka seçtirmiyorsun. Ben haktan, eşitlikten ve adaletten yanayım. Türkiye’nin doğusunda, batısında, kuzeyinde, güneyinde aynı hukuk uygulanıyor. Partisine ve etnik yapısına göre hukuk olmaz. 3 ayrı hukuk uyguluyor. 3 ayrı fiili durum var bunun arkasında yazılı ya da yazılı olmayan 3 ayrı hukuk var. Böyle bir garabet olabilir mi?

Kaynak: Mezopotamya Ajansı

Güncelleme Tarihi: 20 Ocak 2018, 17:19
YORUM EKLE