Siyasal tartışmada elbette polemik yapılır. Ama kişisel örnekler ve polemik, siyasal değerlendirmenin yerini alamaz.
Siyasal tartışmalar siyasal aktörler üzerinden yürütüldükleri zaman, siyasal tartışma siyasetin yol göstericisi olur. Bir başbakanın, bir bakanın, bir milletvekili veya parti yöneticisinin siyasal konularda söyledikleri, yaptıkları siyasal analizin asli konularıdır. Buna sendikaların tavırları, toplumsal muhalefet örgütlerinin faaliyetleri de dahildir. Elbette siyasal alan salt siyasal faaliyetle ve onunla bağlantılı söz ve eylemlerle sınırlı değildir. Siyasal değerlendirmeler de bunun bir parçasıdır. Ama siyaset alanı içinde yer almayan, daha çok gözlemci konumundaki kişilerin siyasal değerlendirmeleri siyasal tartışmanın merkezini işgal etmeye başlayınca, siyasal tartışmanın ekseni kayar.
Basın-yayın kuruluşları veya moda terimiyle medya, siyasal analiz ve tartışmaların aracısıdır. Gazetelerde (internet dahil) yazanlar, televizyonlarda konuşanlar, görüş belirtenler, siyasal konularda bu aracı konumunu aşıp, kendilerini siyasetin öznesi konumunda görmeye başladıklarında, siyasal tartışma ya kişiler arası polemiğe dönüşür ya da kahve sohbetinin serbest atışından pek farkı kalmaz. “Ben demiştim”ler, “o bunu dedi, şu da bunu” türünden bilgi değeri sıfıra yakın haberlerle gün geçer. Konu siyasal değerlendirme gibi gözükse de amaç büyük ölçüde başka bir mecraya taşınır. Bu, kendini konu etme mecrasıdır. Medyanın toplum ve siyasetten neredeyse daha fazla medyada olan bitenle ilgilenmesi bunun toplu sonucudur.
Bugün Türkiye’de 500’e yakın ‘köşeyazarı’ olduğu söyleniyor. Bunların bir kısmı başka ülkelerde gazetecilik olarak nitelenmesi gereken işler yapıyorlar. Ama ‘köşe sahibi olma’, haber ve yorumun birbirine ustaca yedirildiği gazeteci yazılarından nedense daha üstün statüde görüldüğünden, herkes köşe sahibi olmak istiyor. Gazeteler, televizyonlar köşeler ve tartışma programlarıyla dolup taşarken, gazetecilik yapmadan bu yoğunlukta medyada yer almanın yarattığı konu sıkıntısını gidermenin kolay bir yolu, başka ‘köşeler’de yazılanları, televizyon programlarında söylenenleri yorumlamak. Böylece kendini de özneleştirmek mümkün oluyor.
Köşeyazarlarının, televizyon yorumcularının birbirleriyle bu denli yakından ilgilenmeleri, küçük toplum veya kasaba kültürünün özelliklerini hatırlatıyor. Bu açıdan Türkiye’de medya biraz taşra gazetelerini andırıyor. Kimin ne dediğine, ne yaptığına son derece önem verilen, birbirini az veya çok tanıyan bir topluluğun, kendi içine dönük dünyasında tartışmalar da, kavgalar da o dar dünyanın sınırları içinde ve mutlaka şahsileştirilerek yürütülür. Siyasal tartışma fikir ve ilke üzerinden değil, kişilerin özel yaşamları, duruşları, sözleri üzerinden yürütülür. Türkiye’de sadece medya alanında değil, siyasal alanda da bu kasaba kültürü egemendir. Bunun en anlamlı örneği, Başbakan’ın seçim konuşmalarında isim vererek köşeyazarlarıyla polemiğe girmesiydi.
Siyasal tartışmanın yerini kişiler arası polemiğin alması, gösteri toplumunun bir parçasıdır. Çünkü somut olay, bunun arka planı ve yoruma dayalı haber yazıları veya derli toplu fikir yazıları yerine polemik yazıları okuyucuların da seyirci konumuna gelmesini sağlar. “İyi geçirmiş” veya “Yazıklar olsun!” sesleri arasında okunan, muhabbetlere malzeme olan, okura ve izleyiciye değil taraftara yönelik yazılmış ‘köşeler’, alınmış tavırlar öne çıkar. Taraftarların bir kısmının da internet üzerinden dahil olduğu, kendinden menkul kanaat önderleri, gövde gösterisiyle siyasal tartışma alanını işgal eder. Bir futbolcunun söylediği söze büyük siyasal anlam yüklemek de bu pop siyasal kültürün bir parçasıdır. Bir köşeyazarının “Ben yazmıştım, ben söylemiştim” diyerek kendini konu yapması da. Bir milletvekilinin işi gücü bırakıp, köşeyazılarına cevap yetiştirmeye çalışması da.
Bu durumdan en az rahatsızlık duyması gereken siyasal aktör, siyasal iktidardır. Siyasal enerjinin önemli bir kısmının bu polemiklerde boşaltılması, iktidarın üzerindeki denetim ve baskıyı azaltır. Siyasal tartışma zenginliği ve canlılığı gibi gözüken bu durum, aslında siyasalın siyasetsizleşmesinin önemli bir aracıdır. Söz gürültüye dönüşür. Tartışmada ilke, fikir ve bilginin yerini kişisel duruş değerlendirmeleri alır. Şişen egolar çatışır. Kanaatler yüksek perdeden ve serbest vezinde serdedilir. Siyasal aktörler siyasal tartışmanın asli nesneleri olmaktan çıkarlar. Birbirine laf yetiştirmek her şeyden önemli olur çünkü seyirci bastırmaktadır. Ama farkındaysanız seyirci de şimdi sahaya indi. İnternet sayesinde herkes köşeyazarı olabiliyor.
Siyasal tartışmada elbette polemik de yapılır, kişisel örnekler de verilir. Ama kişisel örnekler ve polemik, siyasal değerlendirmenin yerini alamaz. Aldığı zaman, ona siyasal analiz değil, didişme denir.