Sessizlik

Abone Ol

Toplumsal bellek açısından iki davayı ortaklaştıran, Evren ve “yaveri” Çevik Bir’i aynı karede gösteren 12 Eylül fotoğrafıydı.
1980 askeri darbesi ancak üzerinden 32 yıl geçtikten sonra açılabildi. 28 Şubat “Postmodern darbesi” ise 15 yıl sonra sorgulanıyor. İki hesaplaşma/yüzleşme de AKP döneminde yapılmakta. Kimilerine göre AKP’nin sırtında “yumurta küfesi” olmadığı için darbelerin üzerine gidebiliyor. Ya da bir “bisiklet sürücüsü” gibi, 28 Şubat’ı yaşamış, 2003-2004 darbe girişimlerini atlatmış, 27 Nisan’da “e-muhtıra” ile Cumhurbaşkanı seçemez duruma düşürülmüş AKP on yıllık iktidar dönemi sonunda bile ancak “darbelere karşı” pedal çevirerek ayakta kalabiliyor.
Darbe soruşturmaları “önleyici hukuk” pratiğine dönüşmüş durumda.
Şimdi 28 Şubat yargılanacak.
Dünkü Taraf’ta Orhan Miroğlu’nun “sol”un tutumunu irdeleyen çok çarpıcı bir makalesi vardı.
“4 Nisan’da neredeydiniz?” diye soruyor.
12 Eylül’de Diyarbakır Cezaevi’nde işkence gören Miroğlu Ankara Adliyesi önündeki duygularını yazarken 12 Eylül’ün sadece solu ezmediği, ülkücülerin de işkence tezgâhlarından geçtiğini, idam sehpalarında can verdiklerini hatırlatıyor. Ve 12 Eylül‘le iyi kötü bir hesaplaşma yaptıklarını belirtiyor. Ve soruyor:
“Peki, sol hareket bu hesaplaşmanın ve sorgulamanın neresinde duruyor?
Solun 12 Eylül öncesindeki eylemleri devrime mi, darbeye mi hizmet etti?
12 Eylül’ün tecrübelerine rağmen, Türk milliyetçileri eğer solun bugün durduğu ‘devlet katında’ durmaya deva edip, kendi içlerinde bir hesaplaşma içine girmeselerdi, Ergenekon’la bu kadar kolay baş edebilirler miydi?
Silivri kapılarında Ergenekonculara özgürlük isteyen bir ülkücü hareketi yok Türkiye’nin.
Sol militarizmle, ittihatçılıkla, Kemalizm’le hesaplaşamadı.
Solun çeşitli grupları, 12 Eylül’ün yargılandığı mahkemeye pankartını taşır gelir, aynı pankartları Silivri’deki mahkemelere de götürür, orada mukim generallere özgürlük talep eder.”
Orhan Miroğlu adliyede olmayan aydınları eleştiriyor:
“12 Eylül daha fazlasını hak eden bir dava değil mi?
Şili’de, Arjantin’de, darbecilerden hesap sormak için açılan davalarda sadece yan yana oturan mağdurlar yoktu. O ülkelerin vicdanı sayılan romancıların, entelektüellerin, aydınların yüreği o davaların başarısı için atıyordu.
12 Eylül generallerinin suçu sanki sadece işkence etmekten, solcu, ülkücü çocukları darağaçlarına çıkarmaktan ibaret. Sanki bu ülkenin üniversitelerini, edebiyatını, sanatını katleden onlar değil.
Buyrun öyleyse sizi hissetsin mağdurlar.”
Miroğlu haklı. Darbelerle mücadele alanı AKP’ye terk edilemez. 12 Eylül referandumunda “yığınakta” yapılan hatanın sürdürüldüğünü görmekteyiz.
Sivil, özgürlükçü ve demokrat bir sola ihtiyaç her zamankinden fazladır.  
{ "vars": { "account": "UA-51532466-3" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }