Sendikal haklar yasalarla yasaklanıyor
İktidar-sermaye ilişkisi var olduğu sürece de bu böyle olmaya devam edecek. Küresel kapitalizmin programını eksiksiz uygulayan bir iktidardan başka bir beklenti içinde olmak bizim için düşünülemez. Aynı şekilde AKP’nin sermaye ile olan bağını göz ardı eden AKP’yi sadece’ rejim’ için tehlike gören yaklaşımlarda aynı noktada buluşurlar.
Bizler şunu çok iyi bilmeliyiz ki çöken ‘rejim’ de AKP nin inşa ettiği ‘ rejim’ de kendi dönemine özgü sermayenin ihtiyaçlarına göre tasarlanan rejimlerdir. Sonuçta sermaye hep iktidarda varlığını sürdürmektedir.
AKP karşıtlığını eski rejim savunuculuğuna dönüştürmek, ya da yeni rejimin aktörü AKP yi eskiyi tasfiye ettiği için demokrasiyi güçlendiriyor görünümüne aldanmak, emekçi sınıfları yanlış yerden böler ki bu durumda hep birlikte kaybederiz. Sendikal örgütlenme, toplu sözleşme, grev hakları ve özgürlüklerin çerçevesini çizen mevzuat ve hukuk, 1983 yılından beri emekçilerin ellerini kollarını bağlayan bir işlev görmüştür. Emekçileri yok sayan 2821 ve 2822 sayılı bu yasalar, Türkiye için 30 yıldır utanç kaynağı olmuş ve katlanılamaz bir hale gelmiştir.
Aynı şekilde 2001 yılında yürürlüğe giren 4688 sayılı yasa da, bir taraftan kamu çalışanlarının ayrı örgütlenmesini ön görürken, diğer taraftan da grev ve TİS hakkını içermeyen düzenlemelerle, sendikal mücadeleyi sonuçsuz kılmayı hedeflemektedir.
Biz bilmekteyiz ki örgütlenme özgürlüğü ve sendikal hakların kazanılması mücadelesi aynı zamanda bir demokrasi mücadelesidir. Bu ülke demokratikleşmeden emeğin hak ve çıkarlarını korumak mümkün değildir.
Türkiye’de yaşanan sorunları bütünlüklü değerlendirmek zorundayız. Kürt sorunu çözülmeden, demokratikleşmeden bahsetmek mümkün gözükmüyorsa, demokratik yaşamın özgürce örgütlenmesinin önü açılmadan da Kürt sorununun çözümü olanaklı değildir. Demokrasinin teminatı olması gereken mevcut Anayasa, kendi yurttaşlarıyla kavgalıdır Sorunların kaynağını oluşturan Anayasa demokratikleşmeden, ne gelir dağılımındaki adaletsizlik, nede halklar arsındaki ayrımcılık son bulur.
4688–2821–2822 sayılı yasalar da tadilat yapılarak çalışma yaşamının sorunlarının çözülemeyeceği bilinmelidir. Çünkü mevcut yasaların temel mantığı, bir yandan sendikal mücadelenin önüne set çekip onu kontrol altında tutmak, diğer yandan da sendikal örgütlenme alanına ilişkin yasakları güvence altına almak şeklinde tasarlanmıştır. Bu yasaların temel mantığı, hedefi ve özü değiştirilmeden yapılacak olan tadilatın, emekçilerin taleplerine cevap vermesi olanaksızdır.
Emek mücadelesinin temel dayanakları;
1. Örgütlenme özgürlüğü,
2. Toplu sözleşme hakkı,
3. Grev hakkı
Bu üç temel unsur birbiriyle iç içe geçmekte ve birinin eksikliği diğerlerinin varlığını da ortadan kaldırmaktadır. Bu hak ve özgürlükler, bütün dünyada emekçilerin yıllardır sürdürdükleri mücadeleler sonucunda kazanılmış haklarlardır. Bunlar, uluslararası hukuk belgelerinde bütünlük içinde ve birbirinden koparılmaz biçimde tanımlanmıştır. Oysa Türkiye’deki çalışma yaşamını düzenleyen mevzuat, uluslararası normların çok gerisindedir
Sendikaların yasal düzenlemelerle ilgili ortaya koyacağı tutum mevcut durum için de pozisyon tutmak şeklinde olmamalıdır.
Sendikalar emekçilerin hak alma örgütüdür. Sendikaların mevcut durumunu koruyarak hakların kazanılması mümkün gözükmüyor. Siz hak almak için kendinizi yeniden yapılandırmaz iseniz, Yani siz emekçilerin lehine değişmez iseniz, siyasi iktidar sizi kendi istediği yasal düzenlemelerle değiştirir.