Demek Nâzım Hikmet 110 yaşında olmuş!
Zaman nasıl hızlı akıyor ve zaman nasıl yerinde sayıyor.
Bu yazıyı tık tık, tıkır tıkır yutan bilgisayarın hemen yanında, onca şiir, onca yazı, onca mektup yazmış bir adam, kocaman bir yayının üstünden kocaman bakıyor:
Nâzım Hikmet’in Açlık Grevi
Bilgi Üniversitesi Yayınları, uzun mahpusluğun açlık grevi sürecini, mektupları, kampanyaları, Halide Edip, Sait Faik, Oktay Rıfat, Bedri Rahmi, Cevdet Kudret, Cahit Sıtkı, Melih Cevdet imzaları ile tıpkıbasımları toplayıp adeta başımıza vurmuş.
Yayınevinin başında, Nâzım artık hayatta değilken ama kitapları hala toplanır, onu okuyanlar içeri atılırken hapislerden geçmiş bir güzel adam, Fahri Aral.
***
Yıl 2012, açlık grevinin 62’inci yılında Nâzım diyor ki:
Millete verdiğim açık istidaya canımı pul diye kullanıyorum!
Yıl 2012, afiş astığı için 7.5 aydır tutuklu öğrencinin annesi, Nâzım’ın doğumunun 110’uncu yılında haykırıyor:
Evladım için canımı veririm ama böyle yapacaklarını bilsem doğurmazdım!
***
Öyle ya, yıl 2012 ve az çok kime sorsan, bir hayıflanma:
Nâzım’ın mezarını getirttiremedik de, şey ettik!
Öyle ya, zaten bu topraklarda her ölünün bir mezarı var!
Öyle ya, yıl 2012, Diyarbakır’da cezaevi ile Adliye arasında, bir zamanlar Jitem’in kullandığı yerde, utanç arkeolojisi:
Kazıda an itibariyle 11 kafatası!
Dörtnala gelip de Uzak Asya’dan, bir kısrak başı gibi uzanan cennet ve cehennem ya burası!
***
Nâzım’ın 110’uncu doğum gününde Malatya’da bir ana tutukluluğa zincirlenmiş kızı Ayça için, Bilsem Doğurmazdım, diye haykırıyorsa…
Muhafazakâr ve laik fark etmez; resmi ceberutlukla, gözaltına alınan bir kızın başörtüsü kafasından kazınabiliyorsa…
Nâzım’ın açlık grevinden çok sonra; onca genç ölüm oruçlarında, devlet ve medya katliamıyla yakılmış, delik deşik edilmiş yahut yüzden fazlası ölüme zorlanmış ve 11 yıl sonra da Allah için hala tek bir sorumlu dahi yoksa…
Nâzım’ın mezarını getiremedik deyu naylon hayıflanmalar arasında, resmi infazların mezarsız hayaletlerinin kafatasları yüzeye ve yüzümüze çarpıyorsa…
Nâzım’ı açlık grevine götüren ağır mahkumiyetin ordusunda, iki haftada altı genç askerin daha intihar ettiği söyleniyor ve yaprak kımıldamıyorsa…
Yine usulca söylenebilir elbet…
Güzel günler göreceğiz çocuklar
Motorları maviliklere süreceğiz
Çocuklar inanın, inanın çocuklar
Güzel günler göreceğiz, güneşli günler, diye.
***
Şimdi 110 yaşında olan adam, 1938 başında, 36’sında 35 yıla çarptırılmıştı.
15 yılı Harp Okulu Mahkemesi’nden; 20 yılı Donanma’nınkinden.
“Askeri öğrencileri ve orduyu isyana teşvik” suçlamalarıyla!
Aynı suçtan sonradan asılan askerler de oldu, işkenceden geçirilen de.
Askeri öğrencilerden, isyan değil sadece itiraz eden veya sessizce ayrılanlar da yoksul aileleriyle 80 bin TL’lik tazminatlara mahkum oldu.
2012’de, 7.5 aydır tutukluluğa mahkum evladının acısıyla, “Bilsem Doğurmazdım” diye haykıran Fadime Hanım’dan tam 62 yıl önce, başka bir anne, Celile Hanım, başında örtüsü, elinde pankart ve imzaya açtığı bir defter, Galata Köprüsü’nde ahaliye sesleniyordu:
Haksız yere mahkum edilen oğlum Nâzım Hikmet açlık grevindedir.
Ben de ölmek istiyorum!
***
Doğru, Türkiye çok büyüdü…
O günkü evlat şimdi 110 yaşında; o gün daha doğmamışlar büyüyüp anne oldu da, bugün evlatları için haykırıyor yine!
Oğlunun hukukunu arıyordu anneler; oğlunun kafatasını da arıyor anneler.
Zaman nasıl hızla akıyor ve zaman nasıl yerinde sayıyor:
Anneler de ölmek istiyordu; anneler de ölmek istiyor!
***
Biliyor musunuz…
Nâzım’ın açlık grevinden, annesinin “Ben de ölmek istiyorum” diye seslenişinden 62 yıl sonra…
Yıl 2012 ya…
58 yaşında bir Hatice Hanım da…
Ölüm orucunda kaybettiği kızı Feride’nin resmini taşıdığı için yargılanıyor…
Aylardır tutuklu Ayça ve öteki gençlerle birlikte!
Not: “Bilsem doğurmazdım”, Cumhuriyet’te Alican Uludağ’ın haberiydi.
Not: Sokağa mahkum öğretmenler yerine getirilmeyen 44 bin atama sözü için ayaktaydı. 19’unda da “Hrant için” Taksim’den yürüyüş var.
“Adalet”, herkes için!
Çünkü seni de vuruyor, onu da vuruyor!