Hilmi Nar: "Sanatın özgürlüğü ve sanatçının eşitliği üzerinden bir inisiyatif oluşturulabilir"

Mustafa Güçlü / Demokrat Haber

2002’den beri Strasburg’da yaşayan Hilmi Nar, “Geride Aşk Kalsa” adlı son çalışmasını dinleyicileriyle buluşturdu. Aynı zamanda yayımlanmış şiir kitapları da bulunan Hilmi Nar ile yurtsuzluğunu, şiirleri ve şarkılarındaki “zamana isyanını “konuştuk.

Mustafa GÜÇLÜ: Okuyucularımıza kendinizi kalıplaşmış ifadeler dışında sizi en iyi şekilde yansıtacak sözcüklerle tanıtın desem neler söylersiniz?

Hilmi NAR: Her insan kendinden söz ederken güzel kelimeler kullanır, iyi şeyler söyler. Sübjektif olabilirim bunun farkındayım. Ama bunu yine de denemek isterim. (Kendinden söz etmeyi pek sevmem bu yüzden şiirin ve notaların gizemine saklandım desem okuyucuların dikkatini söyleşiye çekebilir miyim bilmiyorum).Hilmi Nar, fayans ustasıdır. Ağır olsa da keyif alarak yapar işini. Çünkü kafası rahattır, şiirlerini şantiyede yazar. Baba olmaktan çok mutludur. Bazen karamsar çokça hüzünlü ama hep umutludur. Daha süslü kelimelerle anlatabilirim kendimi, ama bu kadar yeterli sanırım. Üçüncü şahısların benim hakkımdaki fikirlerini de merak etmiyor değilim açıkçası.

MG: Uzun yıllardır yurtdışında yaşıyorsunuz. Bu bir zorunluluktan mı yoksa bilinçli tercihten mi kaynaklandı? Buna bağlı olarak farklı bir kültürde yaşamanın ve üretmenin zorlukları ya da kolaylıkları nelerdir?

HN: Kafamda bir sürü kaygıyla zorunluluktan çıktım yurt dışına. Cezaevinden yeni çıkmıştım (16 yaşında mahpushaneye girmiştim) . Daha dışarıya alışmadan, ailemle yeniden birlikte olamadan koptum bir kez daha onlardan. Her şeye (yeni bir ülkede) yeniden başlamanın zorluğunu uzun uzun anlatmama gerek yok sanırım. Yurdumu terk ettiğimde kafamdaki sorunlara yenileri eklendi Fransa'da. Kendini var etmenin ifade etmenin olanakları çok sınırlı ve içe dönüşlerin çok yaşandığı zor zamanlardı. Irkçılığın her halini görüp kendime olan saygımı yitirmeden kendi sesimi bulup kendi kelimelerimle hayatıma devam etmeye çalıştım. Artık Her yerin yabancısıyım bunun farkındayım. Sürgün ve kimliksizlik hali, şiirimin arka planında hep kulağıma bir şeyler fısıldar bu yüzden.

MG:Zamana İsyan” adlı bir albüm çalışmanız var. Albümde söz ve müziği size ait iki şarkının yanı sıra Kürtçe, Zazaca seslendirdiğiniz eserler de var. İlk albüm olması itibarıyla beklentilerinize ulaşabildiniz mi? Kısacası yaşadığımız zamana isyanınız dinleyicide karşılığını bulabildi mi?

HN: Öncelikle 'İsyanım Zamana' albümümde 5 şarkı ve 2 şiir bana ait. Diğer üç şarkı anonim. Bunlardan biri Kürtçe diğeri Zazaca. Sonuncu ise Pir Sultan Abdal deyişi. Şiirlerden birini sevgili Mehmet Çetin (saygıyla anıyorum) diğerini ise Hüseyin Şahin okudular. Kemal Sahir Gürel, albümün müzik yönetmenliğini yaparken sevgili Meral Coşkun sesiyle katıldı albüme.

Albümün geniş kitlelere ulaştığını söyleyemem ama bundan ötürü mutsuz da değilim. Çünkü albümü yaparken bu olasılığın farkındaydım. Amacım kendi müziğimi ve eserlerimi bir albümde toplamaktı. Sonuçta olumlu tepkiler aldım dinleyicilerden. Güzel eleştiriler ve öneriler aldım. Bunlar hem beni onore ederken hem de yüreklendirdi. Müzik çalışmalarım albümden sonrada devam etti. 11 Şubat 2020 de Aşk ve Keder', 3 Mayıs 2021 'de ' Geride Aşk Kalsa' (Türkçe - Zazaca) single Anadolu Müzik'ten yayımlandı. Sevgili Zeynep Kılıç 'la düet yaptık bu eserde. Tüketim kültürünün giderek her şeyin içini boşalttığı şu günlerde üretmekte ısrar ediyorum. Umarım bu üretimlerin bir yankısı olur.

MG: Refik Durbaş, “ Ne şairler cezaevi kapısı önünde dursaydı, ne böyle şiirler yazılsaydı…” demiş. 90’lı yıllarda sekiz yıl cezaevinde yattınız. Cezaevi geçmişi olan pek çok şairin de yaşanılan yılların eylemliliği yüzünden şiirle cezaevinde tanıştığını biliyoruz. Cezaevi pratiğinizin yaratıcılık anlamında şiirinize ve şarkılarınıza ne gibi etkileri oldu?

HN: Refik Durbaş 'a katılmamak mümkün değil. Sözünü ettiği o günleri görmek isterdim. Sanırım hepimiz isterdik. Cezaevlerinde mekân ve zaman algısı farklı işler. 90'lı yıllarda cezaevlerinde zaman durağan geçmedi ne yazık ki. Hep tehdit altında olmak başlı başına üzerine düşünülmesi gereken bir durum. Çelişkilerin çok keskin olduğu koşullarda, çatışmaların hızla trajedilere dönüşmesi kaçınılmaz. Açlık grevlerinin ölüm oruçların yaşandığı bu koşullarda maltada, havalandırmada, hücrelerde izler oluşur, izler sizinle yaşar. İşte bu koşullarda yaşanılanı ifade etmek için sanat gibi bir araç gerekir. Kimi resimle anlatır bunu kimi öyküyle romanla. Bende şiir kendine bir yol buldu, buradan dile geldi. Bu yönüyle yaşadığım anda değil belki ama çok sonra imgeler ve notalarla. Geçmişe bir borç öder gibiyim. Bu yüzden şiirimde ve müziğimde hüzünlü bir el çalışır durmadan.

Havalandırmaya düştü kanadı kırık bir kırlangıç

Yüksek duvarları aşmak istedi

Aşamayınca duvarlara vura vura öldürdü kendini

O günden beri yasını tutarım kırlangıcın

Ve kırlangıcın yanına düşen dostlarımın

Ben gördüm bir de gardiyan

Bir de...

MG: :Sizinle yapılan bir röportajda, “Solun sanat ve sanatçıyla kurduğu ilişki sağlıklı ve geliştirici gelmiyor bana.” diyorsunuz. Kendini sol cenahta sayan gazeteler, dergiler sayfalarını toplumculara açmıyor. Sendikalar, sivil toplum örgütleri de etkinliklerine popüler kültürden sanatçıları davet ediyor. Niçin “sol” sanat ve sanatçıyla sağlıklı bir ilişki kuramıyor?

HN: Evet, bir söyleşide bunu dile getirmiştim. Hala aynı şeyleri düşünüyorum. Çünkü olumlu hiçbir gelişme yok gördüğüm kadarıyla. Teknoloji ve bilginin hızla değiştiği bir zamanda değişimin yönünü kavramak ve doğru müdahale etmek gerekiyor. Ama solun büyük kesiminin değişim karşısındaki tavrı oldukça tutucu. Sol yayınları, müzik şirketleri vb. alternatif bir şeyler söyleyip bunun pratiğini örgütlemekten uzak değil mi sizce de? Popüler kültür karşısında tavrı ne? Müzik ve sanat piyasası olarak sisteme yedeklenmiş ve onunla uyum içerisinde değil mi?

Bir albüm çıkardığınızı varsayın ya da bir kitap. Önünüze gelen sözleşmede, sanatçı bütün haklarını şirkete devreder ya da yayınevine. Sanatçının yasal hakkı yok denecek kadar azdır. Ve bu, sol müzik şirketlerin ve yayınevlerinin kullandığı sözleşme biçimleridir.

Kimseyi zan altında bırakmak değil amacım ama bu kadar sıkıntılı bir sözleşmenin bile hala aynı biçimde kullanılıyor olması sorun değil midir?

Sesli düşünüyorum yalnızca. Soruları artırabiliriz. Ayrıca sol sanata ve sanatçıya, hedefleri noktasında pragmatik yaklaşır. Yukarıdan aşağıya bir hiyerarşinin içinde görüp, emir talimatlarla yönetmeye çalışır.(farklı duruşları olanları ayrı tutuyorum) 'Benim romanımı yazın' ya da 'filmimi yapın' ya da şöyle müzik yapın vb. söylemleri sanırım siz de duymuşsunuzdur. Sanat ne talimatla ne sipariş üzerine yapılır. Bu yönüyle sol mevcut durumuyla sanatın ve sanatçının önünü açıp ona özgünlük ve özgürlük kazandırmak zorunda. Dar grup sanatçıları yazarları, şairleri olmak ne kadar doğru? Aşılması gereken başlıklardan biri de bu bence. Sanat ve sanatçı dar grup ilişkileri içerisine girip, ufkunu daraltmamalı. Özgür düşüncenin ve özgür sanatın düşünü kurmalı. Ayrıca solun kendi popüler kültür üzerinden kitleyi koşullandırması ne kadar doğru. Tepkilerin fanatizmin sınırlarına kadar ulaştığı örnekleri de görmek mümkün. Küçük bir örnek vereyim. (Selahattin Demirtaş' la ilgili hiçbir sorunum yok, eleştirilerim saklı kalmak şartıyla) Selahattin Demirtaş, içerde şiirler öyküler yazdı. Resim, müzik yaptı. Üretken olması elbette güzel. Sanatın içinde olması ve dışarıyla bağ kurması önemli. Tam da burada şöyle bir sorun oluşuyor; (Tabi bazıları bunu sorun olarak görmeyebilir) Selahattin Demirtaş’ın üretimleri üzerinden dışarda gösterilen tepkiler çok abartılı değil mi sizce? Her şiiri her öyküsü ayakta alkışlandı neredeyse. Popüler bir mağduriyetin sahiplenilmesi böyle olmamalı. Eğer haksızlık yapıldığını düşünüyorsanız kampanyalar yürütür özgürlüğünü istersiniz. Ama ölçüsüz ve abartılı sahiplenmeyle sanata haksızlık etmiş olmuyor musunuz?

MG: Şiir yarışmaları ve ödüller üzerinden sürekli gündemden düşmeyen tartışmalar yürütülüyor. En son Arkadaş Zekai Özger Şiir Ödül’ü tartışmalara yol açtı. Bu bağlamda şiir yarışmaları ve ödüller konusundaki düşünceleriniz nedir?

HN: Kendi adıma şiir yarışmalarına şiirlerimi göndermiyorum. Bu etkinlikler şaire bir ödül, küçük de olsa kendini gösterme olanağı sunuyor olabilir. Ama şiirin kendisine ve şairin yaratıcılığına bir şey kattığını düşünmüyorum. Türkiye’de yapılan yarışmaları ve tartışmaları uzaktan izliyorum. Bazı tartışmalar gerçekten çok düzeysiz. Kendi adıma, bir süre sonra yapılan tartışmaları okumaktan bile rahatsız oluyorum. Herkes şiirinin onurunu ayakta tutmalı. Ne şairi kutsayarak ne de şiiri.

MG: Son günlerde gündemden düşmeyen bir tartışmaya sözü getirmek istiyorum. Çünkü uzun zamandır “Türkçe Edebiyat ” ve ”Türk Edebiyatı” üzerinden çok hararetli bir tartışma yürütülüyor. Bu konuya ilişkin düşünceleriniz nedir?

HN: Bu tartışmayı takip ettim. Dildir belirleyici olan. Hangi dille yazılıyorsa o dilin edebiyatında yer alınır. Bir Türk'ün Fransızca yazılan eseriyle Türk edebiyatında yer alması ne kadar mantıklı?

Bir Kürdün Türkçe yazdığı eserleriyle Kürt edebiyatında yer alması da öyle. Kürt kökenli biri olarak Türkçe yazıyorum. Elbette Türk edebiyatı içinde ele alınacak yazdıklarım. Ama asimilasyondan kaynaklı ana dilimi iyi kullanamıyorum. Bu yönüyle bu tartışmayı yürütmektense Kürtler kendi ana dillerinde üretimlerine ağırlık vermek zorundalar. Bu daha geliştirici bir durum olsa gerek.

MG: En son çıkan çalışmanız Geride Aşk Kalsa’nın oluşumu hakkında bilgi verebilir misiniz? Oldukça zahmetli bir çabanın ürünü olan süreçlerde kimlerle çalıştınız?

HN: 'Geride Aşk Kalsa' single olarak Anadolu Müzik etiketiyle yayınlandı. 'İsyanım Zamana' albümünden sonra albümü cd olarak yayınlamama kararı aldım. Yeni teknolojiyle birlikte artık cd 'nin yerini dijital paylaşım şirketleri aldı. (youtube Spotify deezer vb.)

“Geride Aşk Kalsa” Türkçe düşünülmüş, Türkçe yazılmış bir şarkı. Şöyle bir arka plandan bahsedebilirim. Annem babam Kurmanci konuşurlardı bizimle. Bizim yanımızda bilmemizi istemedikleri bir konu olduğunda Dımılki konuşurlardı. (bizim orda Zazaca ya da Kırmançki denmezdi)

Türkçeyi çok iyi konuştuğumu düşünüyorum. Kurmanci’yi geliştirmem, Zacaca’yı da öğrenmem lazım. Zazaca UNESCO tarafından kaybolacak diller listesinde yer alıyor. Bu şarkıyı Türkçe ’den Zazaca’ya çevirerek bu dilin kullanıma ve yaygınlaşmasına küçük de olsa katkıda bulunmaktı amacımız. Türkçe ve Zazaca düet yaparak tersten yola çıkıp kaybolan dillere bir vurgu yapmak istedik.

 Duduğuyla şarkıya renk verdi Taylan Acar. Düzenleme kayıt ve masteringle şarkıya Erhan Erdener Stüdyo Mameki’de hayat verdi. Türkçe yazılmış şarkıyı Zazaca’ya çeviren Qemera Bariye(Şengül Tamaç) ve Hawar Tornecengi (Zazaca’nın arka plandaki emekçileri) katkı sundu. Eşsiz bir yorumla sesini kattı Zeynep Kılıç. Sanırım onun sesi ve yorumu olmasaydı bu şarkı bu kadar güzel olmazdı. Önerileri ve eleştirileriyle çok güzel şeylere vesile oldu Zeynep. Kısaca çok güzel kolektif bir çalışma oldu. Katkı sunan destek olan emeği geçen herkese çok teşekkür ederim

MG: İçe dönük bireysel sanat anlayışına karşı bu gidişattan hoşnut olmayan devrimci sanatçılar birlikte hareket etmenin zeminini yaratabilir mi? Yani bir karşı duruşun işaret fişeği sayılacak bir karşı oluş hali inşa edilebilir mi?

HN: Bu birlikteliğin kendiliğinden ihtiyaca dönüşmesi gerekirdi. Güzel bir düş kuran insanların bir araya gelmemesi sıkıntılı bir durum. Bu konuda birileri öncülük yapmak zorunda. Sanatın özgürlüğü ve sanatçının eşitliği üzerinden bir inisiyatif oluşturulabilir. Yüzlerce sanatçının bir araya gelip edebiyat etkinlikleri düzenlemesi, tartışması, belki yeni şeylerin kapısını açabilir. Sanatın diliyle sanatçıların birliğine gidilemez mi?

MG: Son söz olarak neler eklemek istersiniz?

HN: Son olarak şunları söylemek istiyorum. Her gidenin ardından “demirin tuncuna insanın piçine kaldık “deriz. Elbette çok değerli insanlar terk ediyor hayatı. Ama unutmamak gerek, hayat devam ediyor. Ve yanımızda, sağımızda, solumuzda çok değerli insanlar var. Belki de ölmeden değerini anlamıyoruz. Çok iyi şiir yazanlar çıkacak yine. Çok iyi romanlar... Çok iyi müzikler… Bu yönüyle güzel olanı bulup desteklemek önünü açmak ve teşvik etmek gibi bir sorumluluğumuz olmalı. Bu bağlamda bir iki isimden söz etmek istiyorum. 90 kuşağının yüzlerce sanatçısı vardır. Hiç birine haksızlık etmeden Önder Birol Bıyık'ın şiirlerini okumalarını öneririm. Yine Aynı kuşaktan İnan Sabırcan 'ın kitabı okunmalıdır; Zombiyi Isıran Adam. Strasburg’da yaşayan, iyi bir entelektüel olan şair, sevgili dostum Reha Yünlüel' in şiirleri de unutulmamalıdır.

Ayrıca bu röportaj için teşekkür ediyorum. Sevgi ve dostlukla…

ÖZGEÇMİŞ

Hilmi Nar,1975 yılında Bingöl Karlıova’da doğdu. Uzun yıllar cezaevinde yattıktan sonra siyasi nedenlerle Fransa’ya göç etmek zorunda kaldı. 2002’den beri Strasburg’da yaşayan Hilmi Nar, Kürtçe ve Türkçe ezgilerden oluşan ‘İsyanım Zamana’ adlı albümünü, “Yurdundan ayrılmak zorunda kalmış ve bir daha dönüp dönemeyeceğini bilmeyen bir sürgünün yurduna ve aşkına duyduğu özlemin dile gelmesi” olarak yorumluyor. Yine geçtiğimiz günlerde çıkan son albümü “Geride Aşk Kalsa”da ilk albümündeki çizgisini toplumsal konulara duyarlılığını hüzün, inanç ve kavga ile harmanlayarak sürdürüyor.

Şiir

Hayata Ve Zamana Dokunuşlar(Şiir)2012’

Aykırı Kelimeler Şiir(2015)

Modern Zaman Sürgünü (2020)

Müzik

İsyanım Zamana (2018)

Aşk ve Keder(2020)

Geride Aşk Kalsa /Hilmi Nar, Zeynep Kılıç (2021)