Aynur Doğan: Kürtlerin acı dili değil, umut dili olmak isterdim

“Arzuladığımız hak ve adalet ateşi dünyada birçok yeri sarmalamış durumda farklı farklı sorunlar ile yeter ki umudumuzu yitirmeyelim”

Aynur Doğan: Kürtlerin acı dili değil, umut dili olmak isterdim

Gönül Yarası filminde seslendirdiği ‘Dar Hejiroke’ ve Şivan Perwer’e ait olan Keça Kurda stranlarını akıllarımıza kazıyan Aynur Doğan, Kürt müziğini dünyaya etkileyici sesinden nasıl duyurduğunu anlattı.

“Kürt olup da baskıya uğramayan, hakkı yenilmeyen, ezilmeyen var mı?” diye soran Aynur Doğan, “Haksızlığın, hukuksuzluğun, yok sayılmanın kurbanlarıyız ve ne garip ki diğer bir taraftan da politiksin diye kabul görülmeyen bir kurban! Bir sanatçı olarak, Kürtlerin acı dili değil, umut dili olmak isterdim. Her şeyin sıkıştığı, tıkandığı zamanlarda sanatı daha çok güçlendirmek isterdim, bununla daha faydalı olabileceğime inanıyorum” dedi.

Aynur Doğan, Evrensel’den İnanç Yıldız’ın sorularını yanıtladı.

Son albümünüzün ismi olan Hedûr (Avunma) ile başlayalım. Şarkının sözleri size ait. Sizin için var mıydınız yok muydunuz durum nedir? Sizi teselli eden avunma halini anlatabilir misiniz?

Yaşadığımız hayat, içinde bulunduğumuz doğal şartların dışındaki kurallar ve yasalar doğal değil. Hepsi insan için fazlaca ağır ve bunun yükünü taşımak oldukça güç, karartıcı ve depresiftir. Bu yüzden hayatın pozitif yönlerinden faydalanmalı, bunların üstesinden gelebilecek bir mekanizma geliştirmeliyiz.

Hayal ve akıl gücümüze daha çok sarılmalı, popüler kültürün baskın gücünün altında kendimize ait olanı yakalayabilmeli, kendi farklılığımıza ve yaratıcılığımıza güvenmeli aslında bir nevi kendi kendimizin kılavuzu olmayı becerebilmeliyiz. Yaratmak, üretmek insanın ruhunu iyileştirir. Herkesin bu hayatta illa ki bir şeylere yeteneği vardır, önemli olan onu bulmaktır.

Müzik de benim ruhumun, nefesimin, varlığımın tadı, boş geçirdiğim zamanlar ise yokluğumla boğuşmak gibi bir şey. Yaşamın içerisinde küçücük şeylerden mutlu ve umutlu olmanın farkındalığı yani. Aslında hayat bırakacağınız veya yapacağınız iyi şeylerdir, iyi olma halinizdir...

‘BU TOPRAKLAR MÜZİKAL OLARAK ÇOK ZENGİN’

Albümlerinizde bir tane de olsa Türkçe bir türküyü yorumlamaya özen gösteriyorsunuz. Bu albümde de Zaralı Halil’den alınan “Ezim Ezim Eziliyor” türküsü var. Gerek sözleriyle gerek ise sizin yorumunuzla insanın içi adeta eziliyor. Siz ne düşünüyorsunuz?

Bu topraklar müzikal olarak çok zengin. Birbirinden güzel ve değerli ozanların dillendirdiği nice türküler var. Bu ozanlar hepimizin hayatında iz bırakmışlardır. Zaralı Halil de benzersiz güzellikte söyleyen, iz bırakanlardan biri. Karar verdikten sonra bu şarkıyı Erkan Oğur’a teslim ettim ve bu albüm sürecindeki nefes aldığım tek andı. Erkan Oğur ile bir şeyler oluşturduğumuz için sevinçliyim, güzel bir nefes ve heyecan oldu, onun için çok mutluyum, onurluyum. Bu coğrafyada Zaralı Halil gibi nice gelmiş geçmişler ve Erkan Oğur gibi ise yaşayan az sayıda değerli ozanımız var, bu türkü ile hatırlamak, hatırlatmak istedim.

Bir de sizin de sözlerine katkılar sunduğunuz Dersim yöresine dair geleneksel bir kilam var. Berfek Barî (Bir kar yağar) ve Lure Lure (Ninni). Dersim, kar ve ninni. Bu şarkının sözlerini de düşünürsek sizin için ne ifade ediyor?

Berfek Bari ve Lure Lure parçaları Dersim bölgesine ait, küçüklüğümden beri annemden duyduğum, dinlediğim Kurmanci şarkılardı, sondaki ise bebek uyutma ninnisiydi. Sözlerinde doğa, aşk, doğum, ölüm gibi temalar ile ayrılıp, duyguda ise hayli ortak ve benzer olması beni açıkçası bu kompozisyonu yapmaya itti. Elbette ki bu şarkılarda kendimi, çocukluğumu, köyümü, hatıralarımı yaşıyorum.

‘YAŞADIĞIMIZ HER ŞEY BİR DUYGUDUR ASLINDA’

Ve genel olarak albümlerinizde seslendirdiğiniz şarkılarda bir duygu yoğunluğu var. Bu yoğunluk nereden geliyor? Yine önemli noktalardan biri Gönül Yarası filmindeki seslendirdiğiniz şarkı. Şener Şen ve Meltem Cumbul’un başrolünde yer aldığı Gönül Yarası filminde sizin de olduğunuz bir sahne vardı. Siz Darê Hejîrokê (İncir Ağacısın) şarkısını okuyordunuz ve bu sahnede Cumbul’un gözlerinin yaşarması üzerine söylediği “Abê bu türküye ağlamak için Kürtçe bilmek mi gerek!” sözleri halen akıllarda. Bu sahne özellikle Türkiye’de Kürtlerin birlikte yaşadığı halklar arasında empati kurması yönünde bir etkileşim yarattı. Yine Türkçe müzik yapan sanatçılarla sahneye çıktınız. Ancak buna rağmen siz de dahil olmak üzere birtakım tepkilere maruz kaldınız. Sanatın birleştirici gücü neden etkin olamıyor bu coğrafyada?

Sanatın önündeki siyasi ön yargılar veya engellerin daha keskin olmadığı ılımlı dönemlerde, sakin zamanlarda kısa da olsa tecrübe etmiştik. Sanatın önü açık ise buluşma söz konusu oluyor, değilse uzaklaşma ve yabancılık oluşuyor. Sonra korku, ön yargı ve yasak. Önemli olan devamlılığını sağlamak, buna inanmak, sürdürmek, diretebilmekten geçiyor. Yani o dönem küçümsenmeyecek bir ilgi yaşamıştık, karşılıklı iletişim cesareti oldukça fazlaydı ve toplum hemen iletişime geçiyordu, fakat böyle devam etmemek tercih edildi. Eşitlik, adalet, demokrasi, barış, vicdan, hak, uyum, düzen yoksa toplum buluşamıyor ve dolayısıyla da sanatın buluşması zor olur.

‘KÜRT MÜZİĞİ YAPAN HERKES KENDİ ŞARTLARINI ZORLAYARAK YAPMAYA ÇALIŞIYOR’

Şarkılarınızı dile getirdiğiniz Kürt dili ise birçok baskıya maruz kalıyor yaşadığı kimi coğrafyalarda halen. Öncelikle siz bir baskıya maruz kaldınız mı?

Kürt olup da baskıya uğramayan, hakkı yenilmeyen, ezilmeyen var mı? Yok sayılmak, görmezden gelinmek, baskı ve yasaklar, korku kaygı ve zorluk yaşayan bir sektör içinde var olmaya çalışmak. Kürt müziği yapan herkes, kendi şartlarını sonuna kadar zorlayarak müzik yapmaya çalışıyor ama kendisini koruyan bir sektörü bile maalesef yok. Meslek örgütlerinden dahi aynı telif oranını almıyor. Yani her bir müzisyen kendi yağında kavruluyor. Dünyanın neredeyse her köşesine gittim ama kendi doğduğum topraklarda konser yapamıyorum, bu ticari bir sonuç değil, politik bir sonuçtur.

Diğer yandan ise bunun yanında Kürtlerin yaşadıkları baskılara karşı sesinizi çıkartmadığınız gibi kimi eleştiriler yapılıyor. Siz ne düşünüyorsunuz?

Haksızlığın, hukuksuzluğun, yok sayılmanın kurbanlarıyız ve ne garip ki diğer bir taraftan da politiksin diye kabul görülmeyen bir kurban! Bir sanatçı olarak, Kürtlerin acı dili değil, umut dili olmak isterdim. Her şeyin sıkıştığı, tıkandığı zamanlarda sanatı daha çok güçlendirmek isterdim, bununla daha faydalı olabileceğime inanıyorum.

‘DİJİTAL DÜNYANIN BİR PARÇASI OLMAK KAÇINILMAZ AMA...’

Dijital bir zamanda yaşıyoruz. Üretilen bir şey çok çabuk tüketilebiliyor. İyi bir yorumcu olarak sosyal medyada yayımlanmak üzere önemli Kürtçe eserleri yeniden yorumlama gibi bir çalışma düşünüyor musunuz?

Kürtçede önemli gördüğüm, yeni bulduğum ve beni daha çok etkileyen şarkıları zaten seslendiriyorum. Fakat bunları, popülerlik ya da olmaması üzerinden değil, yeni bir nefes katıp dinleyiciye tekrar severek dinlettirmek amacıyla yapıyorum. Kendi kültürümüzün yeni dönem nefesleri ile popülaritesini artırmak elbette ki önemli, yoksa geleneksel kültür gelecek kuşaklara aktarılamaz. Her dönemin kendisine ait geleneğini geleneksel müzik ile ancak böyle oluşturabilirsiniz, elbette yozlaştırmadan. Dijital dünyanın kirliliğine dikkat edilmeli fakat bir parçası olmak bu dönemin müzisyen dünyası için kaçınılmaz. Sadece sanal dünyada varlık göstermek de sanat için, sanatçı için insanlık için ve yaşam için haksızlıktır. Konseri olmalı, toplum ile dinleyici ile göz göze iç içe olunmalı, kalp kalbe dokunmalı ve paylaşılmalı.

Son olarak neler söylemek istersiniz?

Arzuladığımız hak ve adalet ateşi dünyada birçok yeri sarmalamış durumda farklı farklı sorunlar ile yeter ki umudumuzu yitirmeyelim. Bu vesileyle, bütün Evrensel gazetesi çalışanlarına, bu zor ve bulanık dönemlerde emek veren, düşünen, üreten, yaratan, katkı sağlayan, insanlığa en küçük faydası geçen, içeride-dışarıda, tutuklu tutuksuz bedel ödeyen herkese çok teşekkürlerimi ve sevgilerimi yoluyorum.

Duyguyu ifade etmek kolay değil, bir noktadan sonrası kişiseldir... Fakat kültürümüzün günlük yaşamında duygusal bir altyapı var zaten, bu başlı başına etkileyici ve gerçek. Hayatları, günlük yaşantıları, kültürleri müzik ile tarif edilen halkların müzikleri genelde duygusal ve benzersiz oluyor. Hem doğum hem ölüm hem düğün hem ibadet, yaşamın en önemli yerlerinde klam, lorik, beyitler var, bunlar gerçek duygulardır ve gerçek olduğu için etkileyicidir. Yaşadığımız hayatın içindeki özlemler, dostluklar, ayrılıklar, sevdiklerimiz, tecrübelerimiz, her şey bir duygudur aslında. Belki de bu şarkıların yok olmasına karşı bir serzeniş duygusu!

Bu albümde önceki albümlere nazaran iyi bir yorumcu olmanın yanı sıra sizi söz yazarı ve besteleyicisi olarak da görüyoruz. Bu değişimi anlatır mısınız?

Bundan önceki albümlerimde de en az iki üç şarkıma beste olarak yer verdim. Benim için değişim ve gelişim bir müzisyenin göstermiş olduğu toplam bir şeydir, daha bütünsel bir şeydir.

Albümlerinizde seslendirdiğiniz şarkıları konserlerinizde çeşitli müzisyenlerle farklı müzik formlarında yeniden yorumladığınızı görüyoruz. Bu nasıl bir deneyim? Nasıl tepkiler alıyorsunuz? Neden sonrasında böyle çalışmalar yapıyorsunuz? Neler söylemek istersiniz bu çalışmalar hakkında?

Denemeye açık, doğaçlama yönleri güçlü armonilerle melodilerimi besleyen bir kombinasyon içerisinde müzik yapmak hoşuma gidiyor. Herkesin ya da her tarzın aynı şarkıya kattığı duygu, tat, aynı olmuyor. Önemli olan yaptıklarımızdan yeni bir enerji hissetmem, zaten geleneksel müzik de böyle gelmiyor mu.

Sözleri Şivan Perwer’e ait olan Keçê Kurdan (Kürtlerin Kızı) şarkısına kattığınız yorum ile bir çıkış yakaladınız. Sene 2004. Özellikle bu şarkınız büyük yankı uyandırdı ve halen de dinleniliyor. Bu şarkının sizdeki etkisini öğrenebilir miyiz?

Şivan Perwer Kürt müziğinde herkesin hayatında iz bırakmış, olağanüstü güçlü bir ozandır.  Elbette onun şarkısını okumak heyecan vericiydi. Keçê Kurdan, Kürt kadınının mücadeleci, direnişçi özgürlük arayışının, birliğin, dayanışmanın çağrısıdır, bunun tüm dünya kadınlarında yankısını bulması umut, heyecan verici. Enerjisi, anlamı güzel, pozitif bir şarkı. Kürt kadınlarının yanı sıra binlerce Türk kadının hatta Çin, İspanyol, Fransız vs. içinde farklı ülkelerden de kadınların bu şarkıyı söylemesi ve hepsinin ortak bir duyguda buluşması ise bir tesadüf değildir.

Kaynak: Evrensel

Güncelleme Tarihi: 12 Temmuz 2020, 23:31

Demokrat Haber’e Patreon'dan bağış yapabilirsiniz > > > > >


YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER