Şaibeli Ama Yorumsuz

Abone Ol


Haberin başlığı, “Albay’ın şaibeli intiharı”.

1994’te, Tunceli’de Albay Kazım Çillioğlu’nun intihar ettiği açıklanmış, dosyası kapatılmıştı.

Oysa o dönem, Jandarma Genel Komutanı Eşref Bitlis’in “şaibeli kaza”da ölümü, Bitlis ekibinde yer almış, generaller Bahtiyar Aydın, İsmail Selen, Hulusi Sayın, Albay Özden gibi subayların ya “şaibeli terör ateşi”yle yahut “şaibeli ölüm”le yok oluşu…

Elbette çok sayıda “şaibeli infaz” ve “şaibeli kayıp”la çok özel bir dönemdi.

 

***

 

Çililoğlu da esasında Bitlis’in Kara Havacılık Okulu’nda “sıkı kontrol”den sonra nedense düşen uçağında bulunacaktı.

Sanırım annesi rahatsızdı, binmedi; oradan kurtuldu…

Oğlunun ısrarı, artık intihara hiç inanması, suç duyurusu ve 4 saatlik ifadesi üzerine, Albay Çillioğlu Dosyası Özel Savcılık tarafından (yeniden) açıldı.

Fakat, nasıl bir şey ise, saatler boyu bu haberi kimse umursamamıştı.

Askeri Savcı nasıl hızla takipsizlik kararı vermişti!

Albay’ın “intihar ettiği” lojman odasına kimler acele girmiş, intihara karar vermiş, belki garip yazılı bir not bırakmıştı?

Öyle ya…

Burada bir Albay’ın oğlu, şurada bir gazetecinin kızı, orada bir savcının eşi, her köşede 13, 14 yaşında çocukların, genç evlatların yaşlı anaları, babaları “şaibeli ölümler” peşindeydi ve biz ötekiler, bunları pek umursamadan 2011’i de yarılamıştık.

Lakin konuştuğumuz meseleler…

Cumhuriyet, demokrasi, barış, adalet, hukuk, hakkaniyet, kardeşlik…

Yahut daha sert tabirlerle terör, terörle mücadele, bölünme, kin, nefret, düşmanlık…

Hepsi o insanların hakikat ve adalet arayışlarına dairdi.

 

***

 

General Bitlis, Albay Çillioğlu, Albay Özden’in “şaibeli ölümler”inin, binlerce şüphenin peşine çoktan düşülebilmiş olsaydı…

Onca pusu, tuzak, suikast, katliam, infaz aydınlatılsaydı…

Bugün, inanın huzurunuz daha fazla olurdu.

Bu insanlar öldü, öldürüldü…

Hakikatleri de onlarla birlikte acele acele gömüldü.

Lakin, huzur bulmayan her ölünün iki eli, hep yakamızda kalır…

Derin huzursuzluğumuz biraz da bundandır!

 

***

 

Fakat yorum yok!

Çünkü ilginç değil haber.

Çünkü, intihar denen bir albay ölümünün bile onca kuşkuyla bugüne kadar aydınlatılmamış olması kanımızı dondurmuyor.

Binlerce askerine şehit diye ağlayan bir ülkede, hakikat arayışı ve talebi neden bu kadar güçsüz kalabiliyor!

O zaman…

Filanca birlikte “kazayla öldürülen”, “Türkiye vatandaşı, Türk askeri” bir Ermeni çocuğun da ne önemi olacak?

Filanca garnizonda kafasına sıkıp minicik çocuklarını arkada bırakmış bir astsubayın hakkı kimin umurunda olacak?

Şaibe çok, lakin yorum yok!

 

***

 

Bir millet hakikaten uyanıp siyasetçisiyle, medyasıyla, savcısıyla, elbet generaliyle askeriyle merak etseydi…

Yahu, “Terör ve Kürt meselesi”nde farklı bakış açıları olan bir askeri ekip, generali ve albaylarıyla birlikte, adeta “seri cinayet” gibi peşpeşe “şaibeli ölümler”le ortadan kaldırılmışsa, nedir ulan bu hikaye, diye…

Belki o günden bugüne, dağlarda sayısız ve sırasız ölümlere boca edilmiş binlerce genç de hayatta kalırdı;

On binlerce ana, baba kâbussuz…

Milyonlarca hane biraz huzurlu kalırdı!

 

***

 

“Hayatta kalan”, iyi bilirsiniz, “Survivor” demek…

Survivor’a çılgınca düşkün olup on binlerce çocuğun hayatta kalma şartlarına dair meraksız bulunmak da hayatın acı bir cilvesi olmalı!

Herkes lâyık olduğuyla “survive” ediyor belki de!..

Şaibeler bataklığında!
{ "vars": { "account": "UA-51532466-3" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }