Sahiplenilmemiş laik kesim ve CHP

Anlaşılıyor ki bu ülkede siyaset siyasi partilerle yapılıyor gibi görünüyor olsa da aslında “cemaatler”üzerinden yapılıyor. Cemaat derken yalnızca dinî cemaatleri değil, belki daha uygun ifadeyle“çevreler”i (ya da kimlikleri) kastediyorum. Ortak anlam ve referanslara sahip böyle çevreler olmaksızın da siyasetin yapılamadığını (daha doğrusu doğru dürüst bir siyasi partinin dahi kurulamadığını) söylemek istiyorum.

Tabii doğrusu siyasi partilerin kurulması için de siyasetin yapılabilmesi için de “cemaatlerin” varlığının bir sakıncası yok. Çünkü cemaatler özünde bir toplumdaki insanların sosyalleşmesinin araçlarından biri, üstelik de dediğim gibi illa da “dinsel” olmaları da gerekmiyor.

Cemaatlerin kendi fikirleri ve değerleri etrafında bu fikir ve değerleri paylaşan insanlarca siyaset yapmalarının hiçbir sakıncası yok. Ama sorun bu cemaatlerin ülkenin “yönetilme modalitesi”üzerinde hemfikir olup olmamaları, iktidara geldiklerinde kendi fikirleri dışındakileri dışlayıp dışlamayacakları, yani cemaatçi davranıp davranmayacakları.

Modern toplumlarda siyaset bir yönetim biçimi olarak demokrasi üzerinden yapılıyor. Tabii ki demokrasinin türlü türlü tanımları mevcut. Örneğin bizdeki gibi “milli irade” üzerinden bir demokrasi algısı varsa iktidardaki partinin kendisine oy vermeyenleri o milli iradenin içinde görmüyorsa ya da görmekte zorlanıyorsa buna da demokrasi denir ama bu demokrasinin bugünün değerlerine uygun bir demokrasi olduğunu söylememiz zor olur. Bugün dünyadaki demokrasilerin azınlık haklarını güvence altına alan katılımcı ve kapsayıcıözellikleri olan demokrasiler olarak görüldüğünü de bu arada not etmiş olalım.

Ama yazıdaki derdim bu değil. Bu yazıda henüz daha tam olarak sahiplenilmemiş bir cemaat olarak “laik kesim”in siyasetinin çıkmazları üzerine konuşmak. İfade etmekte zorlansak da sınırlarının nereden geçtiği ile ilgili sorunlarımız olsa da “laik kesim” ya da “laik kimlik” diye bir kimliğin varlığı da ortada.

Bu kesim ya da kimlik (örgütlü ve örüntülü haliyle cemaat) açıktır ki Cumhuriyet okullarında kurucu felsefenin yetiştirdiği, modern, Batılı ve daha fazla bireyselleşmiş bir insan malzemesine işaret ediyor. Tabii ki aralarında farklar olsa da esasta dinsel olana mesafeli, tersten söylersek dinî bağları güçlü kesimlerin varlıklarından rahatsızlık duyan bir kimlik.


Bu kimliğin içinde sert Kemalistlerden solculara, hatta sosyalistlere kadar geniş bir çevre kümelenmesi var.
 Aralarında farklar olsa da aynı kimliğin bakış açısından bakan çevreler bunlar.

Doğrusu işte bu kimliğin hak ettiği kadar ve biçimde ülkedeki bir siyasi parti tarafından temsil edilmediğini düşünüyorum ben. Bu temsile en yakın duran parti olarak CHP bulunmakla birlikte onun da nasıl bir siyaset benimsediği net olmadığından bu kimliğin de nereye gideceğini bilemeyen bir siyasi dağınıklık içinde olduğunu düşündürtüyor.

Örneğin bir süre önce Kemal Kılıçdaroğlu’nun “Nâzım Hikmet’i hapishaneye gönderenin de Sabahattin Ali’yi öldürtenin de CHP olduğunu söylemesi Kılıçdaroğlu yönetiminde CHP’nin laik kimliği tam olarak savunan bir parti olmak istemediği şeklinde yorumlanabilir. Çünkü gerçek bu olsa bile “laik kimlik” mensuplarının, Kılıçdaroğlu’nun “Evet, CHP döneminde bugünün gözüyle olmaması gereken bazı uygulamalar olmuştur ama unutmamak gerekir ki o dönem tek parti dönemiydi ve ülkenin yönetimi de bu tek parti üzerinden yürütülmüştü” gibisinden bir açıklama yapmasını tercih eder, böyle bir açıklamayı kendi kimliklerine, kendi inançlarına ve değerlerine daha uygun bulurlardı.

 Ama ne var ki Kılıçdaroğlu’nun da CHP’nin de laik kimliğin içinden mi yoksa dışından mı siyaset yapmalıyım sorusuna bir türlü cevap verememesi laik kimliğin büyük ölçüde siyasette daha etkin ve başarılı olmasını önlediği gibi kendisi dışında sol ve demokrat bir siyasetin gelişmesini de önlemekte.

Bu sözlerden benim de kendimi “laik kimlik” içinde tanımladığım gibi bir sonuç çıkarılmasın. Ama yazının başında da söylediğim gibi eğer bu ülkede siyaset “kimlikler” üzerinden yapılıyorsa o zamansiyaset alanının sorun çözücü olabilmesinin şartı da ülkedeki bütün kimliklerin kendi kimliklerine sahip çıkıp, kendi kimlikleri etrafında hakkıyla bir siyaset yapmalarından geçiyor belki de. Eğer bu söylediğim gerçeği yansıtan bir cümleyse o zaman böyle yaparak gerçek bir demokrasiyi, bu kimlikleri aşan yeni bir demokrasiyi yaratmaya da bir adım yaklaşmış olabiliriz.

Kimbilir...


Kaynak: Taraf
YORUM EKLE

Demokrat Haber’e destek olmak isterseniz tıklayın >>>