Tuzdaki mikroplastikler vücudumuza neler yapıyor?

Dünyada tüketilen sofra tuzlarının yüzde 90'ının mikroplastik içerdiği açıklandı

Tuzdaki mikroplastikler vücudumuza neler yapıyor?

Dünyada tüketilen sofra tuzlarının yüzde 90'ının mikroplastik içerdiğinin belirtilmesi, Çukurova Üniversitesi’nden Dr. Sedat Gündoğdu’nun araştırmasına göre de Türkiye’de satılan 16 markanın sofra tuzu örneklerinde mikroplastik bulundu.

Mikroplastiklerin, yani 5 mm’den küçük plastik parçacıklarının deterjanlar, yüz temizleme ürünleri, giysiler, diş macunları gibi çok sayıda üründe olduğu biliniyor. Son yıllarda yapılan çalışmalar mikroplastiklerin içme sularında da olduğunu gösterdi. BBC Türkçe, geçen hafta, 6 kıtadan 16 ülkede üretilen 39 marka deniz, kaya ve göl tuzunun 36'sında mikroplastik parçacıklarına rastlandığını duyurdu.

Yine geçtiğimiz hafta sonuçları açıklanan Avusturya kaynaklı bir pilot araştırma ise insan dışkısında mikroplastik bulunduğunu ortaya koydu. Viyana Tıp Üniversitesi ile Avusturya Çevre Dairesi tarafından yapılan araştırmada, farklı ülkelerde yaşayan 8 denekten alınan gaita (dışkı) örneklerinde mikroplastik bulundu, yani bu araştırma; mikroplastiklerin artık insan vücudunda olduğunu da kanıtladı. 

“TÜRKİYE'DE SATILAN 16 MARKA TUZDA PLASTİK PARÇALARI BULUNDU”

Tülay Karabağ'ın NTV'de yer alan haberine göre Çukurova Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi Su Ürünleri Temel Bilimleri Bölümünden Dr. Sedat Gündoğdu tarafından Mart 2018’de Food Additives and Contaminants‘da yayımlanan araştırmaya göre, Türkiye’de satılan 16 markanın sofra tuzu örnekleri incelendi ve örneklerin hepsinde mikroplastik tespit edildi.

Yeşil Gazete'den Ayşe Bereket'in haberine göre, en fazla mikroplastiğe deniz tuzunda rastlandığını, dolayısıyla denizlerdeki plastik kirliliğini de gözler önüne seren bu araştırma, Türkiye’de satılan sofra tuzlarındaki mikroplastik kirliliğinin boyutunu ortaya koyan ilk çalışma. Yani Dr. Sedat Gündoğdu’nun araştırması, hem vücudumuzun ihtiyacını almak hem de yemeklerimizi daha lezzetli hale getirmek için kullandığımız tuz ile birlikte plastik parçacıkları yuttuğumuzu gösterdi.   

Peki sofra tuzlarında görülen bu mikroplastikler insan sağlığını nasıl etkiler, vücutta ne gibi değişiklikler yapar ve hangi mekanizmalar üzerinde etkili olur?

İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Ana bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Osman Erk, fitalat, bisfenol A, alkil fenol gibi plastiklerde kullanılan maddelerin sağlık için büyük tehdit içerdiğini vurguladı, bunların obezite, insülin direnci, diyabet, kanser, astım, doğum kusurları, üreme ve sinir sistemi bozuklukları ile ilişkilendirildiğini söyledi. 

PLASTİKLER SUYA VE BALIKLARA, BALIKLARDAN DA İNSANLARA GEÇİYOR

Fitalatların plastik ürünlere esneklik kazandırmak için kullanılan kimyasal maddeler olduğunu belirten Dr. Erk, kozmetiklerde, kişisel bakım ürünlerinde, oyuncaklarda, deodorantlarda, hava temizleyicilerde, şampuan ve losyonlarda hatta ilaç ve takviyelerde bile kullanılabildiğini ve çok geniş bir kullanım alanı bulunduğunu söylediği fitalatların zararları ile ilgili şu açıklamayı yaptı: 

“OKYANUSLAR MİLYONLARCA TON PLASTİK ATIKLA KİRLETİLDİ”

“Dünya Kanser Ajansı fitalatları muhtemel kanserojen olarak nitelemiş ve bazı fitalatlar 2005’de yasaklanmıştır. Yasaklanan bisfenol A’nın yerini daha güvenli olduğu için bisfenol F ve bisfenol S almıştır. Ancak bu bileşiklerin de en az bisfenol A kadar toksik olduğu zaman içinde anlaşılmıştır. Alkil fenol bileşikleri bazı tarım ilaçlarının imalatında da kullanılır. Yani bu bileşiklere gıdalar yoluyla da maruz kalabiliyoruz. Görüldüğü gibi plastikler her yerde ve bunlardan kaçış çok zor. Okyanuslar milyonlarca ton plastik atık ile kirletilmiştir. Plastik toksik maddeler suya ve balıklara, balıklardan da insanlara geçiş yapmaktadır. Yani plastik kimyasallar sulara, oradan balıklara ve bu suları tüketen hayvanlara, nihayetinde de insan vücuduna yerleşmektedir.


OBEZİTEDEN KANSERE, SPERM SAYISINDA AZALMADAN ASTIMA…

Bisfenol A, alkil fenol, fitalat gibi plastiklerin vücutta yol açtığı etkiler çok iyi bilinmektedir. Bu plastikler yağ hücrelerinin oluşmasına ve genişlemesine, obeziteye, sperm sayısının azalmasına, prostat tümörlerinin oluşmasına, göğüs dokusunun büyümesine, astıma, nörolojik hastalıklara ve diğer kanserlere yol açabilmektedirler. Plastikler kadınlık hormonu östrojen gibi etki ederek yağ hücrelerinin sayısına ve içerdikleri yağ miktarını arttırırlar. Ayrıca, beyindeki açlık ve tokluk merkezlerini etkileyerek bazal metabolizmayı yavaşlatarak etkili olmaktadırlar. 

“MİKROPLASTİKLERİN AKCİĞER DOKUSUNDA BULUNDUĞU SAPTANMIŞTIR”

Mikroplastik maddelerin ise insanda ne tür etkilere yol açtığı tam olarak bilinmemektedir. Fakat etkilerinin olumsuz olduğu düşünülmektedir. Hayvan deneylerinde bu maddelerin kan dolaşımına geçerek karaciğer, böbrek, bağırsaklar ile beyinde yoğunlaştığı ve bu dokularda oksidatif strese, yangıya yol açtığı saptanmıştır. İnsanda da bu mikroplastiklerin özellikle akciğer dokusunda yoğun olarak bulunduğu saptanmıştır.

Plastikler nerede varsa mikroplastiklerin de orada bulunduğunu, doğaya bırakılan herhangi bir atık maddenin sonuç olarak hava, su ve besinler yoluyla insan vücuduna geri döndüğünü söyleyen Prof. Erk, hayvansal ürünlerden özellikle balık, et ve süt ürünlerinde mikroplastik maddelerin bulunabildiğini aktardı. 

“TUZDAKİ MİKROPLASTİKLERİ TÜKETİCİNİN ANLAMASI MÜMKÜN DEĞİL”

Tuzdaki bu maddeleri tüketicilerin anlamasının mümkün olmadığına işaret eden Prof. Erk, “Tuzun etiketinde hangi maddelerin ne kadar bulunduğu mutlaka belirtilmelidir. Aynı zamanda bu tür mikroplastiklerin var olup olmadığı kayda geçirilmelidir. Tuzun içinde bulunduğu ambalajın nelerden yapıldığı da ayrıca etikette yer almalıdır. Tüketici dernekleri ve ilgili üniversiteler, zaman zaman bağımsız ve bilimsel kuruluşlara tuz analizleri yaptırmalı, sonuçlar kamuoyuna duyurulmalıdır” şeklinde konuştu.

PLASTİKLERİN SAĞLIĞA ETKİLERİ KAÇ YIL SONRA ORTAYA ÇIKAR?

Bu maddelerin insan sağlığı üzerindeki olumsuz etkilerinin zaman içerisinde görülebildiğini aktaran Erk, “Akut ani başlayan bir etki söz konusu değildir. Özellikle anne karnındaki bebekler, çocuklar ve hamilelerin daha fazla etkilenmeleri mümkündür” dedi, tuz satın alırken ve tüketirken nelere dikkat edilmesi gerektiği konusunda şunları söyledi: 

“Tuz genellikle deniz ve göl sularının buharlaştırıldıktan sonra yüksek basınç ve ısı altında kristalleştirilmesi ile ortaya çıkar. Daha sonra renk değişikliği yapmak için, topaklaşmayı ve kurumayı önleyerek akışkanlığı sağlamak için katkı maddeleri ilave edilir, iyot ve florür katılır, içindeki diğer mineraller ve iz elementler uzaklaştırılır. Bu anlamda tuz işlenmiş rafine ve kimyasal üründür, diğer rafine gıdalar gibi sağlığa zararlıdır. Günümüzde daha çok iyot kaynağı olarak tuz tüketilmektedir. Koruyucu ve antimikrobik özelliklerinden dolayı işlenmiş gıdalar bol miktarda tuz içermektedir. İlave tuza gerek yoktur. Gıdaları lezzetlendirmek için tuz yerine çeşitli renkteki baharatları kullanmak uygun olur. Tuz sıcaktan, ışıktan, nemden, havadan etkilenir. Tuz ambalajları kapalı tutulmalıdır, çünkü içindeki iyot buharlaşabilir. Eğer yemeklere tuz ilave edilecekse yemek pişmeye yakın olduğunda az miktarda tuz ilave edilebilir.

TUZ VÜCUT İÇİN NEDEN GEREKLİ?

“Sağlıklı tuz var mı? Bazı uzmanlar kristal kaya tuzunun sağlıklı olduğunu ve onun tüketilmesi gerektiğini söylüyor, sizin bu konudaki görüşünüz nedir, kaya tuzu mu, deniz tuzu mu, hangisi daha sağlıklı?” şeklindeki soruya Prof. Erk’in yanıtı ise şu şekilde:

“Tuz vücut için gereklidir. İnsan kanında ve hücre sıvılarında belirli konsantrasyonda tuz olmalıdır. Besinlerin emilmesi ve hücrelere taşınması için tuz gereklidir. Suyun damar içinde tutulması, sinir iletileri ve kasların kasılması için de tuza ihtiyaç vardır. Tuz ayrıca besinlerin hücre içine girişini kolaylaştırır. Bu nedenle günde 3-5 gram tuza ihtiyaç vardır. Bu ihtiyaç için dışarıdan tuz alınmasına gerek yoktur. Başta sebze, meyve, tahıl, baklagiller ve kuruyemişler olmak üzere bitkisel besinlerde ihtiyaca yetecek kadar tuz bulunmaktadır. 

“TUZ FAZLALIĞININ MİDE KANSERLERİNE EĞİLİM YARATTIĞI BİLİNİYOR”

Fazla tuz hipertansiyona, böbrek yetersizliğine, kalp krizine ve felçlere yol açmaktadır. Tuz fazlalığının mide kanserlerine eğilim yarattığı, mideyi tahriş ettiği, midede Helicobacter pylori infeksiyonlarının sıklığını ve ağırlığını arttırdığı bilinmektedir. Tuz fazlalığı ayrıca kemik erimesi (osteoporoz) ve insülin direncine neden olabilmektedir. İnsülin direncinin sonucu ise obezite ve şeker hastalığıdır. Hipertansiyon, kalp damar hastalıkları ve felçlerin en önemli önlenebilir nedenlerinden biridir. Hipertansiyonun en önemli risk faktörü ise aşırı tuz tüketimidir. 

KAYA TUZU MU, DENİZ TUZU MU?

Kaya tuzunun büyük bir kısmı sodyum klorürdür. Bunun dışında içinde 84 ayrı mineral ve element olduğu söylenmektedir. Bu bilginin teyit edildiği herhangi bir çalışma söz konusu değildir. Bir şeyin doğal olması sağlıklı olduğu anlamına gelmez. Sağlık Bakanlığı yetkilileri kaya tuzunda atom bombası yapımında kullanılan plütonyum, talyum ve radyum gibi istenmeyen radyoaktif elementlerin bulunabileceğini bildirmişlerdir. Ayrıca 84 adet olduğu söylenen elementlerden sadece 10 kadarının çok az miktarlarda olduğu bildirilmektedir. Tuz sonuçta tuzdur, fazlası kesinlikle sağlığa zararlıdır. Sodyum klorür dışında var olduğu söylenen elementler ise çok çok az miktardadır. Örneğin günde 3500 mg potasyum alınması gerekir. Kaya tuzunda potasyum oranı en fazla %1 kadardır. Bu hesaba göre potasyum ihtiyacını karşılamak için günde 350 gram kaya tuzu tüketmek gerekir. Bunun dışında kaya tuzu mağaraları dünyanın birçok yerinde solunum yolu hastalıkları ve alerjik hastalıkları için hastane gibi kullanılmaktadır. Kaya tuzlarının inhale edilmesiyle sağlığa yararlı etkilerin ortaya çıkması mümkün gibi gözükmektedir. Kaya tuzu işlenmemiş, rafine edilmemiş bir tuzdur, içindekilerden emin olunamaz. 

Himalaya tuzu da aslında bir tür kaya tuzudur. Pakistan’ın Karakurum bölgesinde çıkmaktadır. Rengi içinde barındırdığı demir oksitten dolayı pembedir. Rafine olmamış Himalaya tuzunda %85 kadar sodyum klorür, %15 kadar mineral, element ve diğer katkı maddeleri vardır. Oldukça istismar edilen bir tuzdur. Çok pahalıya satılmaktadır. Rafine olmamış kaya tuzundan farklı değildir, mucize yaratması beklenemez. Fazla demir içerdiği için zararlı bile olabilir.”

DSÖ’NÜN ÖNERDİĞİ GÜNLÜK TUZ MİKTARI 5 GRAM, TÜRKİYE’DE 11 GRAM

Toplumdaki tuz tüketiminin azaltılması için önemli projelere imza atan ve DSÖ’nün, günde en fazla 5 gram tuz alımını önerdiğini hatırlatan Türk Böbrek Vakfı Başkanı Timur Erk ise son araştırma sonucuna göre Türkiye’de günlük tuz tüketiminin 11 grama indirilmiş olduğunu söyledi. 

Tuzdaki mikroplastiklere de değinen TBV Başkanı Timur Erk, “Mikroplastikler diş macunlarında dahi bulunuyor. Şu anda en güncel çevre sorunu. En büyük sorun denizler ve okyanuslarda bulunması ve böylece balıklar vasıtası ile tüketim zincirine ulaşmış olmalarıdır. Rafine tuz elde edilen tuzlalarda ve/veya denizden elde edilen tuzlarda bulunması doğaldır. Bu nedenle mikroplastik bulunmayan kaya tuzları tercih edilmelidir” değerlendirmesinde bulundu.

Diyetle alınan tuzun kimyasal isminin sodyum klorür olduğunu söyleyen Prof. Osman Erk’in verdiği bilgiye göre, diyet tuzunun %60’ı klor, %40’ı ise sodyumdan oluşuyor. Günlük tüketilen rafine tuzun %97,5’i sodyum klorür, %2,5’I iyot ve topaklaşmayı önleyen alüminyum hidroksit, kalsiyum karbonat, magnezyum karbonat gibi katkı maddelerinden oluşuyor.

Güncelleme Tarihi: 30 Ekim 2018, 17:51

Demokrat Haber’e destek olmak isterseniz tıklayın >>>

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER