HDP Kars adaylarından Alınak’ın hayali tüm halkların eşit olduğu bir ülke

Bişar Alınak eski milletvekillerinden Mahmut Alınak’ın oğlu

HDP Kars adaylarından Alınak’ın hayali tüm halkların eşit olduğu bir ülke

Selda Manduz / Demokrat Haber Kars

HDP’nin Kars milletvekili adaylarından avukat Bişar Alınak eski milletvekillerinden Mahmut Alınak’ın oğlu.

1983 yılında Kars’ın Digor ilçesinde doğan ve hukuk fakültesinden mezun olduktan sonra avukatlığa başlayan Bişar Alınak, bir ceza hukukçusu olarak mahkemelerin tiyatro salonuna dönüştüğünü belirterek, “Ülke tarihinde hiçbir dönem yargı üzerinde bu denli siyasi baskı olmamıştır” diyor.

Hukuksuzlukların ve mağduriyetlerin giderilmesi açısından yargının artık işlevselliğini yitirdiğini ve bu nedenle siyaset alanında mücadele etmek istediğini kaydeden Alınak, Türkiye’deki halkların eşit koşullarda yaşadığı bir ülke hayaliyle HDP’den aday olduğunu belirtiyor.

Yaklaşık olarak iki yıldır sürdürülen OHAL döneminde yaşanan hak ihlalleri ve kitlesel insan hakları ihlallerine de değinen avukat Alınak, seçim sürecinde eleştirilere neden olan eşitsizlik hakkında ise, AKP’nin OHAL hukuksuzluklarından oluşan korku duvarlarından faydalanarak seçmenlere ve halklara korku salma çabası içinde olduğunu belirtiyor.

Kars’ta yaşayan ve iki çocuk babası olan avukat Bişar Alınak ile 24 Haziran Pazar günü yapılacak olan seçim öncesi, beklentiler, siyasi riskler ve seçim gündemine dair konuştuk:

Neden HDP’den aday oldunuz?

İnsan hür olmadan huzurlu ve mesut olamaz. Abraham Lincoln’ün dediği gibi, “Özgürlük tarihin kaybolmayan tek değeridir.” Bu bağlamda kendimi ifade ettiğim, kendimi bulduğum, fikren ve ruhen ortaklaştığım tek parti HDP olduğu için adayım.

HDP sadece Kürt halkının savunuculuğunu yapan bir parti değil, aynı zamanda çoğulcu demokrasi anlayışı ile kadının, işçinin, emekçinin ve ezilen tüm halkların partisidir.

Abraham Lincoln sözünden yola çıkarak sorarsak “Özgürlük için mi HDP’lisiniz?”

Evet, özgürlükler için HDP’deyim, aynı zamanda hukukun temel alındığı ve anayasal çerçevede Kürt halkının ve tüm halkların eşit olduğu bir ülke hayali ile HDP’liyim.

‘BARIŞ VE ÖZGÜRLÜK MÜCADELESİ RİSK GEREKTİRİR’

HDP seçim barajını aşamazsa ve seçilmezseniz çeşitli soruşturmalar, siyasi baskılar hatta tutuklanma riski ile karşı karşıya kalabilirsiniz, bunu neden göze aldınız?

Eski bir siyasetçinin oğlu olarak ve yüzlerce müvekkil arkadaşını cezaevi yolculuğunda gören biri olarak, vekil seçilsem de seçilmesem de uyduruk kanunsuz siyasi iddianamelerle karşı karşıya kalabilirim. Cezaevine girebileceğimi göze alarak bu yola çıktım.

Bildiğiniz üzere şuan cumhurbaşkanı adayımız olan eski eş başkanımız Selahattin Demirtaş’ın, keza milletvekillerimizin ve binlerce parti üyemizin, yıllar sonra fıkralara konu olacak kadar komik suçlamalarla özgürlükleri gasp edilmiştir.

Bu hukuksuz süreçlerden ben de geçebilirim. Türkiye gibi ülkelerde barış ve özgürlük mücadelesi riskleri de beraberinde getiriyor ve risk almadan başarılı olamazsınız. Daha güzel günler ve yarınlar için riskleri göze alıp direnmeye hazır olduğum için HDP’de siyaset yapmaya talibim.

İkiz çocuklarım var benim, tarih bugünleri yazdığında çocuklarımın yüzüne onurla bakıp, “Ben de mücadelenin parçasıydım” diyebilmeliyim.

‘MESLEĞİMİ İCRA EDERKEN KENDİMİ ÇARESİZ VE MUTSUZ HİSSEDİYORUM’

Bir hukukçu olarak yargının şu anki durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Cumhuriyet tarihinin hiçbir döneminde İstiklal Mahkemeleri’nde bile, yargıda bu denli siyasi baskı olmamıştır.

Yargı, 7 Haziran 2015’teki seçim zaferimizden sonra Türkiye halklarını ve özellikle Kürt halkını korkutma, siyasal faaliyetlerini engelleme amacını taşıyan bir rol üstlenmiştir. Bu sebepten ötürü avukatlık mesleğimi icra ederken kendimi çaresiz ve mutsuz hissediyorum. İdealist bir hukukçu olarak ülkedeki hukuk mantığının devlet aklına dönüştüğü bu ortamda hukuksuzlukların ve mağduriyetlerin giderilmesi açısından artık işe yaramadığını gördüm ve bu sebeple siyasete girdim. Yarınlarımız için, çocuklarımız için ve yaşanan bunca zulme dur diyebilmek için riskleri göze alıyorum.

Kars’a ve Türkiye’ye ne vaat ediyorsunuz?

Eşit ve özgür bir ülke. Yaşanılabilir, müreffeh bir ülke ve kent vaat ediyorum.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ‘Kürt sorununu çözdük’ açıklamasını nasıl değerlendiriyorsunuz? Kürt sorunu çözüldü mü?

Bilirsiniz deve kuşu tehlike hissettiği an başını kuma gömer ve görünmediğini sanır. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu beyanı deve kuşunun kendini sakladığını sanması kadar komik ve saçma. Devlet aklı ne zaman köşeye sıkışsa, günahlarını ve zulümlerini ne zaman saklamak istese PKK’ye sarılır. Meselenin aslı ise şu soruda: PKK Kürt sorunun başlangıcı mıdır, yoksa sonucu mudur?

‘BİZLER KÜRT SORUNUNUN KANSIZ VE ŞİDDETSİZ ÇÖZÜMÜ TARAFINDAYIZ’

Size göre PKK Kürt sorunun başlangıcı mıdır sonucu mudur?

PKK bu meselenin sonucudur. PKK’yi bu meselenin sebebi saymak tarihsel gerçeklere uymayan devlet politikasının çözümsüzlüğüdür. Merhum cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, Kürt realitesini tanıdığını ifade ederek, PKK’yi 29’uncu Kürt isyanı olarak tanımlamıştır. Devlet Kürt karşıtlığı ve düşmanlığını PKK üzerinden yaratarak Kürt halkını ötekileştiren bir “terör halkı” kisvesi ile Türk kamuoyunda algı yaratmak istemektedir. Örneğin Kürt işçilerin batı illerinde linç edilmek istenmesi işte bu aklın ürünü ve politikalarının sonucudur.

Bu sebeple AKP faşizminin partimizi “bölücü işbirlikçileri” olarak nitelendirmesi de geçmişten bugüne değişmeyen aklın ürünüdür.

Bülent Arınç’ın başbakan yardımcılığı yaptığı dönemde Gültan Kışanak hakkında söylediği, “Ben de onun gibi işkence görseydim dağa çıkardım” ifadesi bile PKK’nin sorun değil sonuç olduğunu kanıtlar nitelikte.

Bizler Kürt sorununun kansız ve şiddetsiz çözümü tarafındayız. Şöyle bir tablo çizelim PKK’nin yok edildiği tüketildiği bir ülkeye uyanalım. Kürt sorunu sürdükçe başka hareketler ortaya çıkar. Tek çıkar yol var, o da Kürt meselesinin kansız olarak çözümüdür.

‘KÜRTLERİ YOK SAYAN ZİHNİYET TÜRKİYE HALKLARINA DÜŞMANLIK YAPMAKTA’

Madem bu ülkede Kürt sorunu yok, o zaman ne demeye IKBY’nin bağımsızlık referandumuna AKP hükümeti tepki gösterdi.

Ulusların kendi geleceklerini belirlemesi hakkı Kürtler için söz konusu olduğunda AKP’nin takındığı düşmanca tutumu sorgulamak lazım.

AKP’ye ve diğer partilere oy veren değerli seçmenlerimiz bilsin ki Kerkük’te görüldüğü üzere açık ve net bir şekilde Kürt düşmanlığı yapılmaktadır. Kürtleri ve kültürünü yok sayan bu zihniyet Türkiye halklarına düşmanlık yapmaktadır.

‘ÜLKENİN EN YAKICI VE EN KESKİN SORUNU’

Bu ülkenin en yakıcı ve en keskin sorunu olan Kürt sorunu çözülmeden ne çağdaş bir hukuk sistemine, ne güçlü bir ekonomiye, ne de huzurlu bir ülkeye sahip olunamaz. Bizler şiddeti savunmuyor ve karşısında duruyoruz.

Cumhurbaşkanı Erdoğan Sakarya mitinginde “Her eve buzdolabı giriyorsa demek ki bir refah seviyesi var” dedi. Buzdolabı refah seviyesinin göstergesi midir?

Hangi Kürdün buzdolabını açarsanız açın, içinde kokmasın diye bekletilen Cizreli çocuğun cenazesini görürsünüz. Buzdolabı ve refah tümcesinden halkımız ve partimizin anladığı sonuç bu kadar vahim ve bu kadar acıdır.

Kan siyaseti yapan AKP’liler zengin buzdolaplarını açtıklarında kendi çocuklarının cesedi ile karşılaşmış olsalar acaba ne hissederlerdi?

Bizler -taraflı ve yandaş medyanın kalpleri ve vicdanları kurumuş bazı insanlarını dışında tutarsak- bu denli yakıcı yaşam hakkı ihlalini duyurmak için siyasal çalışmalar yapıp ulusal ve uluslararası kamuoyunu harekete geçirmeliyiz.

İkinci Dünya Savaşı yıllarındaki Nazi ruhunu kuşanmış “SS” üniformalı mafya babalarının katliamlarının hukuk çerçevesinde hesabını sormak için siyasi olarak sistemi tıkayan güçlü eylemlilikler ortaya koymalıyız.

Bunu yapacak yetenek ve cesarete sahibiz. Artık hiçbir kardeşimiz -sonucu neye mal olursa olsun- bu denli ağır yıkımlara maruz kalmayacak.

‘KİMSENİN GÜCÜ DEMİRTAŞ’I İDAM ETMEYE YETMEZ’

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Demirtaş’ın idamını talep etmesi ve cumhurbaşkanlığı adaylığını tartışmaya açması ne anlama geliyor?

Uzmanlar en iyi savunmalardan birinin de saldırı olduğunu kabul ederler. Daha çok özen ve dikkat gerektiren savunmada kalmaktansa saldırgan davranarak ilkesiz ve tutarsız bir şekilde zafer kazanmayı ummak acziyetin belirtisidir. Kimsenin gücü cumhurbaşkanı adayımız Selahattin Demirtaş’ı idam etmeye yetmez.

Bu söylemin asıl amacı, OHAL hukuksuzluklarından oluşan korku duvarlarından faydalanıp seçmenlerimize ve halkımıza korku salma çabasıdır. Ancak bu üst akıl unutmasın ki bir kere ölünür. Biz Roboski’de, Cizre’de, Nusaybin’de, Sur’da öldürüldük. Bir kere daha öldüremezler.

Bu üst akıl bilsin ki, halkımız ve biz bir daha korkmayacağız. Bu topraklarda barışı inşa edeceğiz. Onlar kirlendikçe biz temiz kalacağız. Bir oy Demirtaş’a, bir oy HDP’ye vererek mutlaka kazanacağız.

Suruç’ta 4 kişinin hayatını kaybetmesi ile sonuçlanan olayları nasıl değerlendiriyorsunuz?

Suruç’taki olay, algı operasyonu yaparak bize oy vermeyi düşünen diğer etnik yapıları etkilemek, seçmenlerimizi ve parti kadrolarımızı korkutma gayesi taşıyor.

Güncelleme Tarihi: 19 Haziran 2018, 14:46
YORUM EKLE