"Git, yap, kurtul"dan pembe tezkereye

Murat’ın hikayesi…

"Git, yap, kurtul"dan pembe tezkereye

Ercan Jan Aktaş / Demokrat Haber

Pembe Tezkere ve LGBTİ+ bireylerin askerlikle ilgili yaşadığı sorunlar üzerine daha önce Demokrat Haber’de dosya, röportaj ve makalelerim yayınlanmıştı.

“Ercan Bey merhaba. LGBTİ ve askerlikle ilgili yazılarınızı okudum. Şu anda bu konuda çok sıkışmış ve yalnız durumdayım. Gerçekten rahatsız etmek istemem ama bu hafta işlemlerimi yaptırmam gerekiyor ve zaman çok kısıtlı. Beni yönlendirebilirseniz veya konuşabilirsek çok sevinirim” diye bir mesaj aldım.

Murat ile tanışmamız böyle başladı. Bu kaçıncısı bilmiyorum, Türkiye’deki zorunlu askerlik sistemi devam ettikçe böylesi tanışmalar da devam edecek. Durmaksızın devam eden bir şiddet hali. Bu şiddeti yaşayanın dışında da kimsenin umurunda değil. Böylesi bir sürece girenler genelde kendi başlarına ve yapayalnız kalıyorlar. Çoğu zaman en yakınlarındaki aile bireyleri, arkadaşları ve hatta hayatlarındaki kişiler bile; ”devlet ile uğraşılmaz, git yap kurtul” diyor.

“Git, yap, kurtul” ile olamayacağını bir tek bu sürecin içine girenler biliyor. Yukarıdaki satırları Murat bana 11 Şubat 2021 tarihinde yazdı, kendisi ile bir yolcuğumuz başladı. Tam onun hikayesini yazmaya başlarken bu sabah instagram hesabım üzerinden aynı durumdaki B. ulaştı bana. Onunla da yeni bir yolculuğa gireceğiz.

İşte Murat’ın hikayesi…

***

Merhaba Murat, öncelikle kendini biraz anlatmak ister misin? Bu arada Türkiye’de yaşıyor olman, aile ve sosyal çevre baskılarından dolayı yaşadıkların dışında kişi ve yer bilgilerini istediğin gibi düzenleyebileceğimizi söylemek istiyorum.

Tekrardan çok teşekkür ederim. Geriye dönüp size attığım mesajı tekrar okuyunca hem o günlerin buhranını hatırlayıp hüzünlendim, hem de süreci tamamlayabilmiş olduğum için buruk bir sevinç hissettim. Madem bu mesajla konuşmaya başlıyoruz, o halde mesajı attığım sabahın gecesinden anlatmaya başlayayım.

İki ay kadar öncesinde tecilim bitmiş, artık bir an önce şubeye gidip işlemlerimi tamamlamam gerekiyordu. Tecilsiz çalışmak yasak olduğu için işimden istifa etmiştim ve huzursuz şekilde ne yapacağımı bilmeden beklemeye başladım. Çevremdeki herkes "artık git, daha neyi bekliyorsun" diye soruyordu, ama bu soruların cevabını ben de bilmiyordum. Bir hafta sonra, iki hafta sonra... diye diye o mesajı yazdığım güne kadar erteleyip durdum.

Öncesindeki gece yine uyuyamamıştım. Nefes almakta bile zorlanıyordum, sanırım panik atak geçiriyordum. Yaşadığım stres korkunçtu. Dua ediyordum, kafamı dağıtmak için bir şeyler izlemeye çalışıyordum ama korku bir an olsun geçmiyordu. Daha önce de "pembe tezkere" ile ilgili amatör araştırmalarım olmuştu ama internette okuduğum çoğu yazı ya yalan yanlış ya da yirmi yıl öncesine ait deneyimlere, kulaktan dolma haberlere dayalıymış. Bunu yazı dizinizi okuyunca anlamaya başladım. Sabaha karşı telefonu elime alıp durumumla ilgili bulabildiğim her şeyi okumaya başladım ve sizin röportajlarınızı gördüm. Röportajlarda bulunan arkadaşların anlattıkları benim duyduğum-okuduğum şeylerden çok farklıydı. Aylar süren sıkıntılardan sonra ilk defa bir umut olabileceğini hissettim ve o gecenin sabahında cevaplamanız umuduyla o mesajı attım.

Sürecin başında tamamen yalnız olduğunuzu söylüyorsunuz…

Evet sizden gelen cevaba kadar tamamen yalnızdım. Cevap kısa sürede geldi, durumumu konuştuk. İki gün sonra benimle aynı şehirde yaşayan bir LGBTİ aktivistiyle iletişim kurup görüşmemi sağladınız. Kendisiyle günler boyunca saatlerce tüm sıkıntılarımı ayrıntılarıyla konuştuk. Derneklerle iletişim kurmamı sağladı. Bu raporu almış bir arkadaşıyla beni görüştürdü. Bu süreçte hem sizin hem onun bana verdiği destek çok değerli.

Kendi sosyal ortamında, arkadaş çevrende bu süreçleri yaşayan LGBTİ+ bireyi yok muydu?

Anlatacağım. Benim çok az eşcinsel arkadaşım var; aslında biraz içe kapanık biriyim. Birkaç tanesine rapor mevzusunu açtım. Biri çok eski, her derdine koştuğum ailesinden önce arkasında durduğum biri. "Ben yaptım, sen neden yapamayacakmışsın. Biz gay olabiliriz ama senin bu yola girmen, (bana destek olan aktivist arkadaşı kastederek) öyle insanlarla yakınlaşman ahlaksızlık!" dedi. Hakkında hiçbir şey bilmeden hatta adını bile bilmeden, korkunç bir önyargıyla.

Anladığım kadarı ile bu topraklardaki insanlar bir şekilde ahlak otoritesi kesiliyor. Onca nefret ve şiddete rağmen LGBTİ+ bireylerin de bu şekilde ahlak dersleri vermeye soyunması anlaşılır gibi değil, ama bunu da konuşmak iyi. Biz vicdani retçi ve anti militaristlerin bu alanda uzun yıllardır söylediklerimiz oldu. Sorunun temelinde heteronormatif/eril militer sistemin toplumsal mühendislik çalışması var elbette. Militarizm bu toplumda eğitim sisteminin her aşamasında, “aile terbiyesi”nde, sokaklardaki hayatın içinde her şekilde insanın üzerine boca ediliyor.

Çok haklısın, benim arkadaşım ki; benim bir eşcinsel olarak orada yaşayacağım travmaları çok iyi biliyordu ama bunun altında ezilmem ona göre en doğru ve ahlaklı olandı. İkinci şoku yine en yakın arkadaşlarımdan olan, yıllarca hayatımı paylaştığım eski erkek arkadaşımda yaşadım. Çekine çekine bu sürece girmek istediğimi söyledim. Sonrasında duyduklarım hakaretler, küfürler, mantıksız sebeplerdi. O sırada bir parktaydık; durmadan bağırıyordu. Susturamayınca arkamı dönüp ağlaya ağlaya eve gittim.

Zor bir süreç olmuş, ancak kararlıydınız ve sürece başladınız.

Çok zor oldu ama sevdiğim insanlardan gördüğüm nefret dirence dönüşmeye başladı, öyle olmak zorundaydı. Nihayet kafamı kaldırıp işlemlere başladım. Önce online yoklama yaptım, sonrasında aile hekimine gidip psikiyatriye sevkimi aldım. Ertesi gün hastane sürecim başladı. Bu süreç ortalama 3-4 hafta sürdü. Aslında bir haftada da bitebilirdi ama benim bir sağlık sorunum ve kullandığım anti depresanlar yüzünden yapılan ekstra incelemeler sürecin uzamasına neden oldu.

Sürecin başından itibaren muhatap oldukların seni nasıl karşıladılar?

Tabii bir imza veya rapor için günlerce git gel yapmam ve benimle ilgilenenlerin "topu birbirine atmaları" sebebiyle sürecim daha da uzamış oldu. İnsan doktorların karşısına çıkmadan önce düşünüyor, “acaba bana ne sorarlar nasıl davranırlar?” diye. Aralarında çok vicdani, anlayışlı yaklaşan da oldu; azarlamaya kalkan, tiksinerek bakan da oldu. Sürece girecek arkadaşlara tavsiyem karşıdan mutlak bir homofobi veya empati beklemesinler. Bu yaklaşımlar tamamen kişisel ve iki olasılıkla da karşılaşabilirler. Şimdi anlıyorum ki, aslında bu çok da önemli değil. Önemli olan tek şey emin olmak, kararlı olmak. Bu süreçte beklemek tabii ki çok zor ama bir eşcinsel için tek bir sonuç var. Bu sonuca kadar sadece prosedürler uygulanıyor. Burada kimse kendi kişisel görüşleriyle veya değerleriyle karar verme yetkisine sahip değil. Bir eşcinsel için verilmesi gereken karar nihayetinde yerine getiriliyor.

Sürecini tamamlayarak pembe tezkereyi aldın, yaşadıklarından hareketle neler söylemek istersin?

Ben de bu süreci tamamlayıp raporumu aldım. Ayrıntılarıyla anlatsam belki saatler sürer ama kısaca kendim için önemli birkaç not aldım, bunları sayabilirim. Mesela kendi sınırları içinde beni seven "özellikle eşcinsel" yakınlarımın bu süreçte beni terk etmesi, aksine eşcinsel haklarını savunduğu için ahlaksızlıkla suçladıkları birinin (ki beni kısa süre önce tanımasına rağmen hastaneden şubeye kadar neredeyse her gün benimle gelip yanımda olmuştur) ve öcü gibi gördükleri LGBTİ derneklerinin desteğini bir utanç, ahlaksızlık saymaları.

Bir eşcinselin başkasının eşcinselliğini ahlaksız görmesi veya "ne kadar eşcinsel" olması gerektiğinin sınırını belirlemeye çalışması korkunç. Mesela hastane çalışanlarının raporlarımı gördüğünde birbirlerine kaş göz yapıp gülmeleri de çok saçmaydı; ama süreç bittiğinde rahatlamış, başarmış olmak güzeldi ve eminim ki o zaman benim gülümsemem onlardan çok daha tatlıydı. Mesela konuşmaya, yardım istemeye, yüksek sesle "ben buyum" demeye başlamak da çok önemliydi.

Anladım ki haksızlık karşısında susmak, gizlemek karşılaştığım bir ömürlük nefretin kardeşiymiş. Böyle bir kurguya doğduğum için çok kırgınım, üzgünüm. Her şey çok daha vicdani olabilirdi; bu kadar korkuya, nefrete, yalnızlığa mahkum edilmeyebilirdik. Yine de hayat devam ediyor. Son olarak benim durumumda bulunan arkadaşlara seslenmek isterim. Korkmayın, utanmayın, yardım istemekten çekinmeyin. Yardım etmekten de geri durmayın. Dernekleri arayın, doğru bilgiler edinin. İnternetteki çoğu yazı yanlış; bunlar sizi yanıltmasın.

Son sözlerin neler olabilir?

Yalnızlığı, umutsuzluğu kabullenmeyin. Umarım sözlerim benimle benzer sıkıntıları yaşayan arkadaşlara fayda sağlamıştır. Teşekkür ederim…

***

Bu arada sürecini yeni tamamlayan M. ile B.’nin tanışmasına da vesile oldum, iyi bir dayanışma içinde olduklarını şimdiden söyleyebilirim.

Sistemin nefessiz bıraktığı, sosyal/arkadaş çevresinin sistem refleksi ile üzerlerine gittiği, ailelerin hemen hemen hiçbir zaman yanlarında olmadığı bu cesur ve güzel insanları yürekten kutluyorum.

İyi ki varsınız!

Güncelleme Tarihi: 29 Mart 2021, 14:17
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER