Emin Alper: 'Ne kar ne yağmur yağdırabildim'

Emin Alper’in yönettiği BluTV dizisi ‘Alef’ gizemli bir polisiye dizisi

Emin Alper: 'Ne kar ne yağmur yağdırabildim'

Emin Alper’in yönettiği BluTV dizisi ‘Alef’te heyecan dorukta. Kenan İmirzalıoğlu, Ahmet Mümtaz Taylan, Melisa Sözen, Ece Dizdar, Hatice Aslan gibi isimlerin rol aldığı 8 bölümlük polisiye dizi karanlık atmosferi ve gizemli hikâyesiyle dikkat çekiyor.

Emin Alper, karantina günlerinde izleyicinin yoğun ilgisini çeken Alef dizisi ve projelerine ilişkin açıklamalarda  bulundu.

Alper, Cumhuriyet’ten Emrah Kolukısa’nın sorularını yanıtladı.

“Alef”in doğum süreciyle başlayalım mı? Kimin fikriydi, siz ne zaman dahil oldunuz, nasıl bir hazırlık dönemi oldu…

Proje arkadaşım Emre Kayış’ın projesiydi. Bana 2016 yılında dijital platformlar için bir polisiye kalem aldığından söz etmişti. 2018 yazında da beni aradı ve BluTV’nin projeyle ilgilendiğini, diziyi çekmekle ilgilenip ilgilenmediğimi sordu. Hem Emre’ye güvendiğim için hem de projenin genel dünyasını ve atmosferini dizinin bütün bölümleri tamamlanmamış olmasına rağmen kendime yakın hissettiğim için kabul ettim. BluTV projeyi May Yapım ile paylaşmış ve ardından yapım ve kanal sürecimiz de netleşince Emre bölümleri tamamladı. Ben bölümler bittikçe fikirlerimi söyledim ve böyle gelişti süreç.

Polisiye aslında sizin uzak olduğunuz bir tür değil, çektiğiniz filmlerde suç unsurunun bir şekilde hep mevcut olduğunu görüyoruz. Ama bu sefer türün tam içine girmişsiniz. Hep istediğiniz bir şey miydi bu?

Hep istediğimi söyleyemem; ama uzaktan uzağa ilgilendiğim bir türdü. Gerçekten de suç ve suçluluk fikri, bunun yanında gizem unsuru benim hikayelerimde de kullanmaya çalıştığım unsurlar. Herhalde biraz da bu yüzden bunu doğrudan doğruya mesele haline getiren bir türün sınırları içine doğrudan girmek istedim.

‘HAYATIMDA CRANE GÖRMEMİŞTİM’

Dizi çekmek hangi yönleriyle sizi zorladı ve hangi yönlerini sevdiniz?

Bir kere her şeyden önce çok yorucuydu. Harika bir ekiple ve oyuncularla çalışmaktan dolayı çok mutlu oldum tabii. Ama sekiz bölümlük bir iş yapmak gerçekten çok zor. Süresi ve harcadığınız emek itibariyle çok yıpratıcı. Nispeten sınırlı bir zamanda çalıştığınız için emeğinizi ve konsantrasyonunuzu çok yoğun tutmak zorunda kalıyorsunuz. Bir de sekiz bölümü iç içe çektiğinizi düşünecek olursanız, zaman zaman beyniniz yanma noktasına geliyor. Tabii ki bu işin benim için en olumlu yanlarından bir tanesi benim kendi filmlerimde göremeyeceğim prodüksiyon koşulları içinde çalışmamdı. Kendi filmlerimde ne kar ne de yağmur yağdırabildim. Hayatımda crane görmemiştim mesela.

Çok dizi izler misiniz? İzliyorsanız favorileriniz hangileri?

Dizi izliyorum ama çok izlediğimi söyleyemem. “Breaking Bad”in benim için yeri hep ayrıdır. Son zamanların en iyi işi de “Chernobyl”di galiba benim için. Bu aralar “Fargo”nun yeni sezonunu bekliyorum. Onun da önceki sezonları çok heyecan vericiydi.

Polisiye roman okur musunuz peki? Hangi yazarlar ve romanlar var kütüphanenizde?

Açıkçası iyi bir polisiye romanı okuru değilim. Sinemaya kıyasla edebiyat söz konusu olunca biraz elitistim galiba, bu nedenle de tür romanlarını bir türlü çok okuyamıyorum. Fakat polisiye deyince baş ucu kitabım Cesares ve Borges’in birlikte yazdıkları “Don Isidro Parodi’ye Altı Bilmece”dir. Bir de tabi Ruth Rendell hayranı olduğumu söylemeliyim

‘HİKAYEDEKİ POLİTİK İMALAR İLGİMİ ÇEKTİ’

Dizide politik, felsefi, dini açılımlar da var. Hikayenin bu kısmı size çekici geldi mi? Ne düşündünüz senaryoyu okuduğunuzda ve bunu nasıl yorumladınız?

Bana aslında çekici gelen tam da henüz ilk iki bölüm itibariyle tümüyle açılmamış olan, hikayenin bahsettiğiniz yönleriydi. İfade ettiğiniz gibi din tarihi, biraz felsefe ve politikanın kesiştiği bir alanda duruyor hikaye. Hem benim kişisel merakım ve ilgi alanlarım nedeniyle hem de taşıdığı politik imalar nedeniyle ilgimi çekti hikaye. Dediğim gibi projeye angaje olmaya başladığımda senaryo henüz tamamlanmamıştı. Ama Emre’nin entellektüel birikimine güvendiğim için hikayenin doğru bir biçimde işleneceğine inanmıştım. 

‘SENARİSTLE ÇATIŞTIĞIMIZ ANLAR OLDU’

Senaryolarınızı normalde kendiniz yazıyorsunuz, burada ise durum farklı. Bu sizi zorladı mı ve kendinizin yazdığı bir diziyi çekmek ister misiniz ileride?

Bu benim için gerçekten ilginç bir deneyimdi. Kendi yazmadığım bir işi çekme niyetim uzun süredir vardı. Salt yönetmenlik deneyiminin nasıl bir şey olduğunu merak ediyordum. Zaman zaman zorlandım tabi. Tam ikna olmadığım sahneler olduğunda Emre ile konuştuk uzun uzun. Bazen benim senaryoyu çekmeye çalıştığım yerle Emre’nin çekmeye çalıştığı  yerler çatıştı. Eminim Emre de benim bazı yorumlarımdan memnun olmamıştır. Metinden sorumlu olmamanız bazen rahatlatıcı bazen de size tahmin ettiğinizden daha fazla yük bindiriyor. Kendim dizi yazar mıyım bilmiyorum. Ama bu işte bir de yazar olarak yer alsaydım iş yükünü kaldıramazdım gibi geliyor. Hem yazmak hem yönetmek için en az iki sene harcamam lazım. İki senemi de bir diziye verir miyim bilmiyorum.

Dizinin karanlık tonu, iki polisin ilişkisi gibi durumlar akla biraz “Seven”ı getiriyor. Keza ilk bölümlerdeki dini referanslar da biraz orayı işaret ediyor gibi. David Fincher’ın filmi size bazı bakımlardan ilham oldu mu?

Tabii ki. “Seven” türü belirlemiş bir film. Emre’nin de yazarken ki ilham kaynaklarının arasında geliyordu bu film. Dolayısıyla biz de çekerken hem prodüksiyon tasarımcımız Deniz Kobanbay ile hem görüntü yönetmenimiz Ahmet Sesigürgil ile “Seven”ı ve Fincher sinemasını bolca konuştuk.

KARANTİNADA SANAL GALA

“Alef” tam da karantina günlerinde izleyiciyle buluştu. Diziye sanal bir gala yapılacağı hiç aklınıza gelir miydi?

Gala yapamamamız açıkçası üzdü beni. Bütün ekiple bir araya gelip bu uzun ve yorucu yolculuğun sonucunda çıkan işi birlikte izlemeyi çok isterdim.

Sizin günleriniz nasıl geçiyor bu karantinada? Neler yapıyorsunuz?

Açıkçası çok yoğun geçiyor. Yaklaşık bir aydır online kurgu, renk ve miksaj yapıyoruz. Daha diğer bölümler de tümüyle hazır değil. Hala yoğun bir biçimde çalışıyoruz. Tabii ki bu işleri online yapmak iki katı zaman alıyor.

Alınan tedbirleri nasıl buluyorsunuz? Yeterli mi, yoksa gördüğünüz eksikler oldu mu bu süreçte?

Türkiye’nin hızla İtalya’daki rakamlara yaklaştığını düşünecek olursanız yeterli olduğunu söylemek mümkün değil. Türkiye’nin avantajı hastalığın bize geç gelmesi ve kimi önlemlere nispeten erken başvurulmasıydı. Bu durum önlemlerin zayıflığını dengeleyecek mi göreceğiz.

Son olarak sinemadaki yeni projeleriniz soralım… Neler var sırada?

Yeni uzun metraj film projeme hazırlanıyorum. Bu salgın olmasaydı bu yaz sonu çekimlere başlamak gibi bir niyetimiz vardı. Ama sektör aniden durunca biz de otomatikman gelecek yaza erteledik. Şu an için konsantre olmak istediğim tek iş bu.

Kaynak: Cumhuriyet

Güncelleme Tarihi: 03 Mayıs 2020, 22:24

Demokrat Haber’e Patreon'dan bağış yapabilirsiniz > > > > >

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER