“Bütün yaşadıkların seni sen yapıyor”

“Gitmek” romanı üzerine yazarın okurla söyleşisi

“Bütün yaşadıkların seni sen yapıyor”

Ercan Jan Aktaş / Demokrat Haber

Edebiyat okuru olmak çok büyülü gelir bana. Gaz lambası zamanlarında annemin isteği ile kış geceleri okuldan aldığım hikaye kitaplarını annem ve kardeşlerime okurdum. Annem "Erco yanlış okuyorsun, bir daha bak, o öyle olmamalı" itirazlarından geri döner okumaya devam ederdim. Benim ilk kelimeler hazinem annem oldu. Erkenden de defter kalem yazı işlerine karıştım. Ama yazmak, edebiyat yazmak çok başka bir şey. “Gitmek” romanı ilk kapsamlı edebiyat çalışmam. Aslında, yaşama, iktidarlara, egemen siyasete, toplumsal arızalara itirazdan oluşmuş hayatlarımızdan kesitleri içeriyor GİTMEK. Bunun için sürprizlerle -arkadaşlarım, yol arkadaşlarım, ailem için- dolu. Roman çeşitli teknik arızalarla sonunda Kaos Çocuk Parkı Yayınları’ndan 2020 Ocak ayında okurları ile buluştu.

Birçok arkadaşım, yol arkadaşım, ailemden kişiler -özellikle 13-15 yaşlarındaki kuzenler ve kız kardeşlerim- heyecanla okumaya başladılar. Ama sonrası kocaman bir sessizlik. Bense heyecanla ne diyeceklerini bekliyorum. Durum böyle olunca okurun diyeceklerine, eleştirilerine oldukça odaklandım. Çok az dönüş aldım. Sevgili Emir de heyecanla okumaya başlayanlardan oldu, okurken geceleri küçük küçük sorular ile durumu benimle paylaştı. Kitabı bitirdi ve yüz yüze sohbete randevu yaptık. Ama ben başka bir şey yaptım. İşte şimdi onu okuyacaksınız:

Sevgili Emir. Öncelikle bir kez daha teşekkür ederim. Bugün 3 güzel dönüş aldım “Gitmek” romanımla ilgili, sen de bunlardan birisin. Aslında derdim "a ne iyi" felan denmesi değil. Romana iyi bir okuma yaptığın, ilgi ile okuduğunu biliyorum. Öncelikle bunun için bir kez daha teşekkür ederim. Derdim içerikteki dertlerimi/dertlerimizi tartışmaya açmak, görünür kılmak. Senin de iyi bir okur olduğunu düşünüyorum. Sorulara girmeden Emir kimdir, edebiyat ve okurluk ya da yazmak ile ilişkisi nasıldır biraz paylaşır mısın?

Ben 7 yaşımdan beri Dünya edebiyatından romanlar okuyorum. Kitap okumayı hep sevmişimdir.

Bunda hem ailemin hem de gittiğim pilot okulların etkisi var. Ailem, Türkiye'deki her aile gibi iyi bir eğitim almamı istedi. Ebeveynlerim evde olmadığı için ve ikisi de çalıştığı için zamanımı okulda veya Taksim'de yer alan Atatürk kitaplığında geçirirdim. Çok küçük yaşlarda toplu taşımaya kendim tek başıma binmeye başladım.

Bazen büyük yazarları anlamasam da çok küçük yaşlarda Goriot Baba, Savaş ve Barış, Dönüşüm, Sefiller gibi romanları okumaya başladım. Yaşar Kemal, Halide Edip Adıvar, Doğan Hızlan, Aziz Nesin, Ayşe Kulin, Kemal Tahir, Vasconcelos, Doğan Cüceloğlu gibi daha birçok yazarı keşfetmek beni heyecanlandırmıştı. Uzun lafın kısası edebiyat beni besledi, büyüttü. Hayal dünyamın ufkunu genişleten, bugünkü hayallerimi şekillendirmeme yardım eden kitapların lezzetli dünyalarına girmek, benim için hala oldukça önemli.

Ve ilk sorum; GİTMEK romanını eline ilk aldığında kapak sana bir şeyler söyledi mi? Sonra nasıl bir şey ile karşılaşmayı bekliyordun, öncesinde bir hissiyat ve kanaatin var mıydı?

Romanın kapağını ilk olarak Facebook'ta senin bir paylaşımında gördüm. Yazarın yani senin iç dünyana gireceğimi kapakta insan figürünün düşünceli halinden hemen anladım. Yollar insana hep değişik duygular yaşatır. Anılar canlanır, nostaljik flashback'ler kafamızın içinde belirir, bazen hüzün bazen ise garip bir huzur dolaşır damarlarımızda. O nedenle kapak bana hüzünlü bir hikayenin derin öyküsüne yolculuğumun hazırlığını yapmamı önceden söyledi diyebilirim.

Sayfaları çevirmeye başladığında kendinle bir tartışman oldu mu; "Ercan ya iyi tamam da ama bu...?" gibi bir şeyler. Bunu niye soruyorum, ben de şimdi Demirtaş'ın Leylan romanını okuyorum ve 66 sayfaya kadar geldiğimde içimden; "Sevgili Demirtaş sen siyasetçi kimliğin ile ben de aktivist kimliğimle kalsaydık daha iyi olurdu, edebiyat çok başka bir şeymiş" diye geçirdim ve 67. sayfadan itibaren benim için roman yeni başladı. Şimdi heyecanla bitirmeye çalışıyorum. Sende kimi tartışmalar oldu mu?

Aslında avantaj şu ki benim sana dair pek bilgim yoktu. Yani kitabı direk kurgulanmış bir roman olarak okumaya başladım. Senin nereli olduğunu bile bilmiyordum. O nedenle ana karakterlerden birisinin sen olabileceğini okudukça yani sonradan anladım.

Kitabı okurken senin politik ve duygusal hayatındaki gerçek düşüncelerin hakkında biraz olsun bilgi sahibi olduğumu hissettim. Çünkü karakterler zor bir mücadele içinde bizlere bir mesaj vermek istiyorlardı. Bizi kendi doğrularına doğru yönlendirmeye çalışıyorlardı.

Ben hiç örgüt yaşamı içinde olmadım. Hiçbir zaman politik mücadele içinde ciddi bir savaş vermedim. Her zaman takip halinde olup canı yanan ama oy vermekten başka ciddi bir aktivite içinde bulunmayan birisiyim. Ta ki Gezi Parkına kadar... O nedenle örgüt ve derneklerin içlerinde yer alan diyaloglar beni düşündürdü diyebilirim.

Seninle bir defa ayaküstü merhabalaştık, yani aslında yazarı tanımıyorsun, ama benimle paylaştığın kimi cümlelerinde "acaba Eren mi yoksa Jean mı?" demiştin. Karakterler ile neleri tartıştın okurken, Eren ya da Jean'ı karşında bulursan kendilerine ne sormak istersin?

Eren'le bir yerlerde karşılaşsam hala Ekin Can'la görüşüp görüşmediğini bilmek isterdim. Bir de şunu sormak isterdim: Jean'ın hayatını bir gece arkadaşlarınla içki içerken dinledin. Jean maalesef hapishanede yıllarca yattı. Sende aynı durum söz konusu değildi. Tamam yaşamına doğrulttukları tehdit yüzünden Fransa'ya geldin ama peki neden Ekin Can'la birlikte gitmedin Fransa'ya?

Jean'a ise var olduğu için teşekkür ederdim. Çünkü Dünyanın onun gibi karşılıksız seven ve de aşkı için tehlikeleri göze alabilen cesaretli ve dürüst insanlara ihtiyacı var. Hapishanede tutunduğu aşk dalı beni derinden etkiledi.

Umarım Eren'i, Jean'ın gençliği olarak tasarlamamışsındır. O zaman işler daha değişik bir boyut alır.

Teknik olarak "Buraya daha iyi çalışılabilirdi, burası karmaşık ve yoruldum takip etmekten" dediğin zamanlar oldu mu?

Olmadı.

Roman başlık ile zaten bir yolculuklar, 'gitmek'ler toplamı, kendinle bu tartışmaların oldu mu, neler tartıştın?

Gitmek, yani alıştığın hayatı ve insanları geri bırakıp gitmek ya da yeni bir hayata başlamak hep zordur. Bence en zorunu yaşayanlar gidip de geri dönemeyenler... Ama tabi ki köklerine duyduğun hasreti derinden hissettiğimi söyleyebilirim. Bugün Fransız olsak bile her zaman kalbimizde yer alacak doğduğumuz ev, mahalle, semt, şehir ve sevdiklerimiz...

Kitabı okurken en çok hoşuma giden İstanbul'a olan sevgiydi. Çünkü ben İstanbul’u ve annemi çok özlüyorum. Mutluyum ki istediğim zaman gidip ailemi görebiliyorum.

Beklemediğin şaşırtan şeyler oldu mu?

Polisin Adalar’da Eren'le Ekin Can'ı durdurması beni korkuttu. Bununla birlikte Alain'ın ölümü oldukça üzdü, romanın başından beri bu meraklı Fransız çocuğunun başına bir şeyler geleceğini hissetmiştim.

Kitabı imzalayarak bana versen iç kapağına neler yazmak isterdin?

Kitabı senin imzalayıp bana vermeni istiyorum. Çünkü kitabı İstanbul'daki bir arkadaşıma ödünç vereceğime şimdiden söz verdim.

Ama soruna cevap vermem gerekirse şöyle yazabilirdim:

Sevdiğine uzak olan her yer, gurbettir. Bizim yüreğimiz sevmeyi bildiği için gittiğimiz her yerde geride sevdiklerimizi bırakırız. Özlem, her zaman ruhumuzdan kalbimize akacak ve bizi hüzünlü odalarda yalnız bırakmayacak. O nedenle hafızandan çıkmayan bu güzel anıları üzülerek değil de gülümseyerek hatırlamanı isterim. Çünkü bütün yaşadıkların seni sen yapıyor. Bize kalbinin derinliklerini açtığın için teşekkür ederim.

Güncelleme Tarihi: 11 Şubat 2020, 17:46

Demokrat Haber’e Patreon'dan bağış yapabilirsiniz > > > > >


YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER