Rivayet Bu Ya…

Abone Ol

O şunu dedi, bu şöyle yanıtladı, sonra öteki dedi ki… diye yazmanın bir yararı yoktur. Herkes kimin ne dediğini televizyonlardan, radyolardan, internetten, gazetelerden anında öğreniyor. Ol nedenle bire bir yaşadığım bir olayı aktarmak istiyorum sizlere.

Efendim, kimsenin ölmesini istemiyorum, ama bilinir, günü gelir herkes ölür. Örneğin ben arada bir rüyamda ölüyorum, ölünce de doğruca cehenneme gidiyor, tanıdıkları selamlıyor, (Alıştılar benim gidip gelmelerime) ama nedense her defasında aynı köşeye oturuyorum.

Geçen gün yine rüyamda ölmüştüm, yine gitmiş o koca kara taşın (Hacer ül Esved değil) gölgesine oturmuştum, bir de baktım, aha, Tayyip efendi! Herkes şaşırdı elbette, o bizden daha şaşkındı. Cezaevine yeni atılan garip bir mahkum gibi çevresine bakındı, ağlamak üzereydi, badem bıyıkları titriyordu. Ben tam “Gidip Hitler’in yanına oturur” diye düşünürken (Biz Hitler’i tecrit ettik, iki zebaninin dışında kimse konuşmuyor onunla. Mussolini bile ‘Ulan sana inanmasaydım ayaklarımdan asılmazdım’ diyerek ona tavır aldı.) anaaa, baktım Tayyip efendi bana doğru geliyor, gelmekle kalsa neyse, bir de bağdaş kurup yanıma oturmaz mı?

Yaşarken “Kendine bile muhalefet eden müzmin bir muhalif olarak” tanınmışım, adamın ettiğine bak, yanımıza oturarak bir de adımızı öldükten sonra “İşbirlikçiye” çıkaracak. Ama derler ki “Düşmanın bile kapına gelse derdini dinlemeden onu kovma, insanlığa yakışmaz, bir ölüye hiç mi hiç yakışmaz!”

“Hayırdır Tayyip efendi” dedim, “Sizin yolunuz buralara pek düşmezdi!”

“Billahi ben de anlayamadım ne olduğunu” dedi titrek bir sesle. Sonra hiç duraksamadan su gibi akıttı sözcükleri. Adam politikacı, elbette öyle konuşacak değil mi?

“Geçen gün ölmüşüm, niye acele ettiler bilmiyorum ama götürüp kuyuladılar hemen. Orada neler olacağı konusunda fikrim var elbette, İmam Hatip okuduk boru değil. Zaten çok sürmedi Münkir ve Nekir geldiler, beni bir güzel sorgudan geçirdiler. Bütün yanıtlar doğru. Kalk, gidiyoruz dediler. Sınavı vermiş olmanın rahatlığıyla takıldım meleklerin arkasına, yolumuz cennet yolu elbette. Ama her ne halse o kutsal serinliğe ulaşacağımıza yürüdükçe hava ısındı, derken aşırı bir sıcaklığa ulaştı, ‘Nereye gidiyoruz’ diye sordum meleklere, ‘Cehenneme’ dediler...”

Bundan sonra “İyi ama ben soruların hepsini doğru yanıtlamadım mı” diye soran

Tayip efendiyle meleklerin arasında şöyle bir konuşma geçmiş:

 “Yanıtladın” demiş meleklerden biri, “Yanıtladın da, teori doğruydu, ama sen pratikten çaktın!”

“Anlayamadım?”

“Anlaşılmayacak bir şey yok efendi, ‘Zulmetme’ denilmişti, zulmettin, ‘İnsanı aşağılama’ denilmişti, sen insanları ‘Ananı al da git’ diye aşağıladın, ‘Kadına, çocuğa şefkatle yaklaş’ denilmişti, sen “Kadın çocuk demeden gereği yapılacak’ diye bağırdın, çoluk çocuk doldurdun zindanlara, üstelik yapılan işkencelere de göz yumdun, insanların evlerini, köylerini yaktırdın, dağlarını bombaladın, kendi koyduğun yasalara uymayarak ‘Adil olacaksın’ sözüne uymadın, ‘Aç görürsen doyuracak, çıplak görürsen giyindireceksin’ denilmişti, sen kendinin dışında kimseye bunları uygulamadın, son zamanlarında da durmadan gaz çıkararak milletin sağlığıyla oynadın… YSK denilen şer yuvasının oyunlarını açığa çıkaracağına gittin o oyunlara ortak oldun, beyaz sayfa açacağım dedin anında sayfanın göbeğine koskoca bir kara delik oturttun… Yıllarca sorunu çözeceğim, barış getireceğim dedin, barış isteyen herkesin üzerine polisi ve askeri gönderdin… ”

Tayyip efendi cehennemde acemiliğin ilk dakikalarını böyle çözülerek atlattıktan sonra “Peki sen niye buradasın” diye sordu. Güldüm elbette. “Bizim de pratiğimizi doğru buldular ama teoriden çaktık” dedim.

“Peki şimdi ne olacak, bize burada ne yaparlar acaba?”

“Senin dünyada bize çektirdiklerinden daha hafif şeyler yaptıkları. Ama biliyorsun, o yasaya pek yabancı sayılmazsın, eğer dayanamazsan bir itiraf dilekçesi yazar, pişmanlık yasasından yararlanmak için başvurabilirsin.”

“O zaman cennete gidebilir miyim?”

“O tipleri ne cennete ne cehenneme alıyorlar, onlar Arasat’ta kalıyorlar.”

Dedim ya, ben arada bir ölürüm rüyamda, sonra ölmekten sıkılır, geri gelirim. Benim cehennemi terk ettiğim sıralarda Tayip efendi zebanilere; “Kader mahkumlarına af yok mu ya Rab” türküsünü söylüyordu.

{ "vars": { "account": "UA-51532466-3" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }