Resmi Siyasetin Sığlığında
Geçmişin diliyle geleceği düşünmek
23 Nisan’ın bu sefer seçim kampanyasına rastlaması resmi siyasetin değişmez dil ve üslubunun tohumlarının nerelerde yeşerdiğinin ipuçlarını veriyor. Bu yılki 8. dönem ‘Türkiye Öğrenci Meclisi’nin 81 ilden gelen öğrenci temsilcileri önce yaklaşık bir saat ant içmiş. Ardından yapılan siyasi konuşmalarda, misalen, ‘İstanbul Öğrenci Meclisi Başkanı’: ‘Bu ülke için gerekirse sınır boylarında seve seve canını verecek, gerekirse de bilimsel ve sosyal alanda yapılacak çalışmalara en samimi duygularla katılacak olan bizleriz’ demiş. ‘Çocuk Başbakan’ ise: ‘Büyük bir milletin çocukları olduğunuz hissiyatıyla hareket ediniz ki yarının büyük Türkiyesini inşa ediniz. Yarının büyük Türkiyesi sizlerin omuzlarında büyüyecek, tıpkı dedeleriniz, atalarınız gibi adım atacak ve özlediğimiz büyük Türkiye’yi inşa edeceksiniz.’ Başbakanlaşan oğlan çocukları ve Asenalaşan kız çocuklarının buram buram hamaset kokan kafa karışıklığı onların kaleminden mi yoksa onlara koçluk yapan işgüzarların kalemlerinden mi çıkmış bilinmez. Geleceği böylesine geçmiş bir dil ve üslûp ile betimlemek ihtiyarların işi olmalı diyelim. Bu arada çocuk başbakanın bahsettiği, ‘özlediğimiz büyük Türkiye’nin inşası’ için çocukların büyüyüp başbakan olmasına gerek kalmadı. Başbakan sağolsun öyle bir mevzuu attı ki ortaya, 12 Haziran’a dek artık başka bir konuya yer bırakmadı. Hazırlıklarının çok gizli yürütülmesinden kıvanç duyulan, çılgın Türklerin çılgın projesi (ÇP) tepeden inen siyaset anlayışına bulunmaz bir örnek. Ama endişeye mahal yok: ÇP’nin, ciddî bir vakit ve nakit kaybından sonra sivil siyasetin ve Karadeniz ile Ege’ye kıyısı olan ülkelerin itirazları sonucunda proceler mezarlığını boylaması gerçekleşmesinden daha olası... Denizlerin yerini değiştirmeye soyunan resmî siyasetin sığlığı böyle bir şey işte.