'Ramazan Ayı' Yahut 'Gülmen ve Özakça'nın Açlığı'

“2017 Ramazan’ın ilk dayağı Bursa’dan.”

Başlık aynen böyle.

Haberin içeriği ise başlıktan daha ibretlik.

(Mudanya İDO iskelesinin yanında bulunan bir restaurantta yemek yiyen baba oğula, yan taraflarında oturan bir grup “afiyet olsun” diyerek laf attı. Seferi oldukları için oruç tutmadıklarını söyleyen baba oğula, “o zaman milletin gözü önünde de yemek yemeyeceksiniz” diyerek sataştılar. Magandalar bununla da kalmayarak, önce karşı tarafa su fırlattı, daha sonra da baba oğula saldırarak darp etti.)

Evet; oruç tutmayan iki insanı darp etmek, “sevap hanesine” bir sevap daha ekler mi bilinmez!

“Komşusu aç iken tok yatan bizden değildir” öğüdünün yerleştiği bir toplumda, işine geri iade edilme talebiyle aylardır açlık grevi yapan iki eğitimcinin açlığı karşısında tok yatıldı, yatılıyor.

Mütevazı dini (İslami) bilgime güvenerek ve buna dayanarak, “işte bu tokluk, günah hanesine yeni bir günah ekler” diyorum.

Salt birkaç saatlik bedensel bir açlık, kişiyi daha iyi bir kul da, daha iyi bir insan da yapmaz.

Bu hepimizin malumu.

Fakat ruhsal bir açlık, bireye ilişkin iyi-kötü ayrımı yapmakta yardımcı olabilecek bir ölçüttür.  

Bu iki eğitimcinin açlığı da yalnızca bedensel bir açlık değil.

Ve hatta bedensel açlıktan öte ruhsal bir açlık…

 “Adalet”e duyulan bir açlık.

Bizler de ruhsal olarak açız, biliyor musunuz sevgili okur? Hem de çok açız…

Mesela vicdana.

Mesela sevgiye.

Mesela empatiye.

Ramazan ayında dayak olayları ve Nuriye Gülmen ile Semih Özakça 'nın durumuyla ilgili bir iki kelam etmek için birkaç dakikanızı işgal ettim. Affola…

“Bu sene ilk dayak hangi şehirden çıkar?" bahislerinin dahi açıldığı bir durumu, "izahı olmayan şeylerin mizahı olur" sığlığından öteye taşımak istiyordum zira.

Yıl boyu tanık olduğumuz haksızlıklara, hukuksuzluklara tek kelime etmeden, suskunluk sarmalı içerisinde “mutlu mesut” yaşayıp, seferi oldukları (oruç tutmamaya gerekçe gösterme zorunluluğunda hissetmek de ayrı bir tartışma konusu olsun) için oruç tutmayan bir baba oğlu dövmek ne kadar kolay, öyle değil mi?

Tüm samimiyetimle mevzubahis konu üzerine tek soru sormak istiyorum:

Ruhunuz son sürat kirlenirken, bedeninizi birkaç saat aç bırakmayla (onu da birilerine sataşmadan/öfkelenmeden tamamlayamayarak) iyi bir gün geçirdiğinize, -hadi biraz daha ileri götüreyim- cennete kavuşacağınıza hakikaten inanıyor musunuz?

Yoksa inanıyor(muş) gibi mi yapıyorsunuz?

Bir anlığına kendinizi yargılayın ve şöyle düşünün:

Ruhunuz, sevgiye, vicdana, adalet duygusuna; bedeniniz yemeğe aç.

Siz hangisini beslemeye öncelik verirsiniz?

Yanıt vermeden önce iyice düşünün…

Çünkü önceliğiniz, karakterinize/kişiliğinize dair insanların fikir yürütmesine yardımcı olacak.

YORUM EKLE

Demokrat Haber’e Patreon'dan bağış yapabilirsiniz > > > > >