Onlarca savunmasız, çoğu da çocuk denecek yaşta insanın savaş uçaklarınca bombalanmasından sonra bile hükümetin, AKP’nin, sorumlu diğer kurumların pişkince “operasyon kazası”, “istihbarat eksikliği” demesi düşündürücü.
Savunmasız köylülerin savaş uçaklarınca bombalanmaları gerçeğinin ortaya çıkmasından sonra bile, kimi medya ve basın kuruluşunun ölenlerin kimlikleriyle ilgili kamuoyunu yanlış bilgilendirmeye çalışmaları dikkat çekici.
RTE’yi masum, suçsuz, katliamdan habersizmiş gibi göstermeye çalışanlar, sahte demokrasi havariliğini kamuoyuna nasıl yutturmaya çalışacaklar?
Görülen o ki, bu katliam da tarihteki diğer katliamlarla benzerlikler gösteriyor. Sadece ülkemizde değil dünyanın çeşitli topraklarında egemenler, ırkçı-faşist, şövenist, gerici ve sömürücü zulüm düzenlerinin sürdürülmesi için bir dizi katliamı entrika, hile, her türlü silah ve teçhizatı kullanarak gerçekleştirirler.
Uludere katliamının Hitler Almanya’sındaki Yahudi soykırımından ne farkı var?
Saddam Hüseyin’in 1988’de kimyasal silahlarla gerçekleştirdiği Halepçe katliamından ne farkı var?
Ya da bu katliamın Anadolu coğrafyasının kadim halklarından olan 1915 yılında binlercesinin katledildiği, binlercesinin evlerinden, topraklarından sürgün edildiği Ermeni katliamından ne farkı var?
1921 yılında Koçgiri bölgesindeki Zara, İmranlı, Divriği, Hafik, Kuruçay, Kangal, Refahiye ve Sarız’da yaşanan ve yüzlerce Kürt Alevinin katledilmesinden, binlercesinin dağlarda sefaletle yaşamak zorunda bırakılmasından ne farkı var?
1930 yılında Ağrı Zilan bölgesinde, kundaktaki bebekten en yaşlısına kadar erkek, kadın çocuk gözetilmeden, birbirine bağlanarak toplu şekilde gerçekleştirilen ve binlerce Kürt’ün öldürülmesiyle sonuçlanan katliamdan ne farkı var?
1938 yılında Erzincan – Tunceli sınırındaki Zini Gediğinde 95 Alevinin kurşuna dizilerek katledilmesi, köylerinin ateşe verilmesi, sağ kalanların Balıkesir ve Keşan’a sürgün edilmelerinden ne farkı var?
1937 – 38 yıllarında Dersim’de gerçekleştirilen Seyit Rıza ve arkadaşlarının idam edilmesi, 13 bin 160 Dersimli Alevi-Kızılbaş’ın katledilmesi, 11 bin 818 kişinin sürgüne gönderilmesi ve yüzlerce çocuk evlatlık verildiği katliamdan ne farkı var?
1943 yılında Van Özalp ilçesinde, Ahmed Arif’in şiirine ismini veren 33 Kürt köylünün dönemin 3. Ordu komutanı Org. Mustafa Muğlalı'nın emriyle yargısız kurşuna dizilmesi ile arasında bir fark var mı?
1978 yılında Maraş’ta 6-7 gün süren katliamda yüzlerce Alevi’nin katledilmesi, binlercesinin yaralanıp sakat bırakılmasından bir farkı var mı bu katliamın?
Yine 1980 Mayıs-Temmuz aylarında Çorum’da ülkücü-gerici-şeriatçı faşistlerin saldırıları sonucu yüzden fazla Alevinin katledilmesinden ne farkı var?
Daha bundan birkaç yıl önce, 2 Temmuz 1993 yılında Sivas’ta Pir Sultan Abdal etkinliklerine giden aydın, yazar, ozan, sanatçı, semahçı ve de 12 yaşındaki Koray’ın da aralarında olduğu 33 kişinin Madımak Otelinde katledilmesi ile küçük Ceylan’ın, 12 yaşındaki Uğur Kaymaz’ın katledilmeleri arasında bir fark var mı?
12 Mart 1995’te Gazi’de ve 15 Mart’ta da Ümraniye 1 Mayıs Mahallesindeki güvenlik güçlerinin gerçekleştirdiği saldırılarda toplam 23 kişinin katledilmesi ile bu katliam arasında bir fark var mı ?
Öyle bir coğrafyada yaşıyoruz ki, yukarıdaki katliamlar listesi daha uzatılabilir, sayfalarca devam ettirilebilir.
Devlet genellikle bu katliamları, ya 1921 Koçgiri, 1930 Zilan, 1937-38 Dersim, 1943’de Van-Özalp, Gazi, Ümraniye, 2000 Hayata Dönüş Operasyonu ve Qıleban katliamında olduğu gibi bizzat kendi ordusu, silahı ve savaş uçaklarıyla gerçekleştirdi; ya da 16 Mart Beyazıt, Bahçelievler, Maraş, Çorum katliamlarında olduğu gibi koruyup destekledikleri eli kanlı faşist ve gerici piyonları aracılığıyla gerçekleştirdi.
Hüsnü Mübarek’e, Muammer Kaddafi ve Beşar Esad’a yönelik, “Kendi halkını katleden yönetimin meşruiyeti olmaz” deyip istifaya davet eden Başbakan, “Uludere’deki 35 kişi vatandaşlarınız değil mi?” diye soruyorum size.
Başbakan istifa etmelidir. Sadece Başbakan değil; sanatçıları, ressamları, yazarları, aydınları potansiyel terörist ilan edip hedef tahtasına koyan İçişleri Bakanı; sivil köylülerin katledilmesi için F-16 savaş uçaklarına emir veren Genel Kurmay Başkanı ve sorumlu tüm komutanlar ve Hakkari ili valisi derhal istifa etmelidirler.
Bu son katliama sebep olan, emir veren ve katılanların “sahte özürleri”, “operasyon kazası”, “istihbarat yanlışlığı” gibi milyonlarca insanla alay edercesine katliamı basite indirgeyen insanlık dışı ifadeleri karşısında sadece istifa etmeleri de yeterli değildir. Bu işin bütün sorumluları en üstten en alta kadar derhal yargı önüne çıkarılmalı ve adalet önünde hesap vermeli, devlet ölenlerin ailelerine tazminat ödemelidir.