Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Halis Dokgöz, Mersin’de bir orta okulda bir çocuğun sınıf arkadaşına uyguladığı şiddet sonucu hayatını kaybetmesine neden olmasını “toplumda şiddetin sıradanlaştırılmasının, şiddetin bir sorun çözme aracı olarak görülmesinin” sonuçlarından biri olarak yorumladı. “Bence bu olay artık pik noktalardan” diyen Dokgöz, çocukların şiddet eğiliminde sadece medyayı suçlamanın doğru olmadığını, şiddetin arkasındaki toplumsal kodların da irdelenmesi gerektiği görüşünde. 

Mersin’de bir ortaokulda, 13 yaşında bir kız öğrencinin, sınıf arkadaşı kız öğrenciye uyguladığı şiddet ve bunun sonucunda çocuğun hayatını kaybetmesi milyonlarca insanı şoke etti. 

Yaşananların sadece Mersin için tüm Türkiye için bir travma olduğuna işaret eden Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Halis Dokgöz, şiddetin sıradanlaştırılması ve sorunlar karşısında çözüm aracı olarak kullanılması olgusuna dikkat çekti.

Arguvan Belediye Başkanı Kızıldaş: Arama kurtarma ekipleri yetersiz Arguvan Belediye Başkanı Kızıldaş: Arama kurtarma ekipleri yetersiz

“NADİR GÖRÜLEN BİR OLAY”

Çocuk cinayetlerinin nadir görülen vakalardan olduğunu ifade eden Dokgöz, “Çocuk cinayetlerini işleyenler genellikle erişkinler. Karşılaştığımız vakalarda, çocuk cinayetlerinde erişkinlerin rol aldığını sıklıkla görüyoruz.  Bizim Mersin’de yaşanan olayda ise çocuğun bir çocuğu öldürmesi var. Bu nadir görülen bir olay” dedi.

“BU ARTIK PİK NOKTASI”

Son zamanlarda Türkiye’de çocuklara, kadınlara, hayvanlara, bitkilere yönelik sınırsız bir şiddet uygulandığını ifade eden Dokgöz şunları söyledi:

“Neredeyse her gün bir kadın cinayeti ile uyanıyoruz. Bazen kamuoyunda infial oluşturacak düzeyde cinayetlerle karşılaşıyoruz. Bu da olmaz diyoruz, oluyor. Bunlar aslında cinayetleri içselleştirmeye yol açıyor. Şiddeti içselleştirdi toplum. Şiddeti içselleştirdiğimiz için hayvanlara da çok kaba davranıyoruz, şiddet uyguluyoruz, bitkileri ve doğayı da vahşi bir şekilde yok etmekten sakınmıyoruz. Bu da çocuklara yansıyor çünkü çocukların gerçeklik algısı erişkinlere göre biraz daha farklı.  Gerçekliği algılayamayabiliyorlar. Cinayet sıradan bir olay haline dönüşebiliyor. Bence bu artık bunun geldiği pik noktalardan. Bir çocuğun bir çocuğu öldürmesi gerçekten sorun.  Çocuğun sorun çözme aracı olarak şiddeti görmesi dehşet bir olay.  “Derslerimle dalga geçti, şaka yaptı” diye gerekçeler var.  Şiddete bir gerekçe sunuyor ve bu gerekçeyi çözme yöntemi olarak şiddeti uyguluyor. Ve şiddetin en ağır formu cinayet, ölüm, bunu uygulayabiliyor. Cinayeti ya da şiddeti bir sorun çözme yönetimi olarak kullanıyor toplum.  Bizim çocuk istismarında gördüğümüz en ağır tablolardan biri cinayettir. Erişkinler yapıyor ama bir çocuğun bir çocuğa yapması artık şapkayı önümüze koyup düşünmemiz gerektiğini gösteriyor.” 

“ÇOCUKLARDAKİ DEĞİŞİM İZLENEBİLİR”

Bir çocuktaki değişimin ailesi tarafından, okulda öğretmenleri tarafından fark edilebileceğini ifade eden Dokgöz, “Okuldaki hem ders öğretmenlerine hem rehber öğretmenlere bu konuda görev düşüyor. Çocukları izlemeli. Başarılı, rutin giden bir çocukta kaygı, derslere devamsızlık başladıysa bunların mutlaka izlenip faktörlerinin ortaya konulması gerekir.  Sosyal hizmet uzmanlarıyla okuldaki rehber öğretmenlerin entegre olması gerekir çünkü sosyal hizmet uzmanları ailenin risk faktörlerini de bilirler” dedi.

“MEDYAYI SUÇLAYARAK BU SORUNU ÇÖZEMEYİZ”

Mersin’deki olayın ardından sosyal medyada binlerce kullanıcı televizyon dizilerini, sosyal medyayı eleştirilen paylaşımlar yaptı. Prof. Dr. Halis Dokgöz bu konuda şunları söyledi:

“Çocuklarda sosyal bir varlık. Sosyal bir varlık medyadan da etkilenecektir, dizilerden, filmlerden etkilenecek, farklı şeylerden mutlaka etkilenecek. Ama bunun tek sebebi olarak izledikleri şeyleri olarak düşünürsek, arka plandaki toplumsal kodları ihmal etmiş oluruz. Çünkü bizim toplumda herkes televizyon izleyip, medyadan takip edip ona göre suç işleme gibi yaklaşım sergilemiyor.  Katkısı olabilir ama esasen mesele sorunlarımız ortaya çıktığı zaman bu sorunları toplumsal bir bakış açısıyla çözme becerisine sahip miyiz, değil miyiz? Devletin kurumsal yapıları, sivil toplum kuruluşları bu noktada işbirliği içerisinde hareket edebiliyor mu? Edemiyor. O zaman bizim buradan başlamamız gerekiyor. Sırf medyayı suçlayarak, bazı odakları suçlayarak bu sorunu yine çözemeyiz.”