Farkında mısınız ne kadar az gülüyoruz!
Yurtdışına çıkınca ilk fark ettiğim şey kafelerde, lokantalarda oturan insanların konuşurken sık sık gülmeleri. Öğrenciyken kantinlerde, lokallerde en fazla duyulan şey kahkahalardı. Sonra çocuklar bile toplumsal kamplaşmalarda taraf oldular. Ciddileştiler, militanlaştılar ve hayat sevinci yerini kavgaya bıraktı.
Hayatın bir "mucize" olduğunu hep söyleriz. Mucize olağan dışıdır. İlahi bir şakadır. Doğa şakalarla dolu bir define sandığı gibidir. Ama biz günlük hayat kavgasında şu veya bu mevzii tutacağız diye hayatın içine saklanmış mizahı ıskalıyoruz. O nedenle hayatın içinde bulunan olağan dışıyı ortaya çıkarmak için çabalayan sanata ve sanatçıya çok duyarlı değiliz.
Geçen gün bir fıkrayı tam 13 tanıdığıma gönderdim, bana "bunu neden bana gönderdin benimle ilgili yanı ne" diye sordular. Ne kadar alınganlaşmışız ve hayatta gizli mizahı algılamaz olmuşuz? Oysa alınganlık güvensizlikten, mizahı algılamamak zekamızın günlük hayatın hayhuyunda körleşmesinden kaynaklanıyor olsa gerek. Eğer mizahı tekrar içeri almazsak ruhumuz kendisini hapsettiği loş odalarda karamsarlığa, aklımız da sadece ihtiyaçlarımızı karşılamaya yarayan bir hizmetçiye dönüşecek. Oysa bizim oyuna ihtiyacımız var. Zekamız kadar duygularımızı ve düş gücümüzü (muhayyilemizi) coşturacak ve başkalarıyla paylaşacak oyunlara...
Atışmanın zarafeti
Dünya mizahının önemli bir kısmı evlilikler veya kadın-erkek ilişkisi üzerinedir. Karşıt kutupların çekme ve itme etkisi her zaman kendisine has bir dil ve edebiyat üretir.
Kavga etmenin yıpratıcı ve saygıyı azaltıcı yönünü keşfeden evli bir çift birbirlerini eleştirme ve dalga geçme konusunda küçük bir almanak geliştirmişler. İşte oradan birkaç inci:
Kadın: Senin adını kuma yazdım dalga geldi sildi. Adını havaya yazdım rüzgar geldi üfürdü. Adını kalbime yazdım kalp spazmı geçirdim.
Erkek: Tanrı beni aç gördü pizzayı yarattı. Beni susuz gördü Pepsi'yi yarattı. Beni karanlıkta gördü ışığı yarattı. Beni sorunsuz gördü seni yarattı.
Kadın: Seninle evlenirken cennette yaşayacağımı sanmıştım. Ne bileyim cehennem azabı çekeceğimi... Ama senin çok yetenekli biri olduğunu itiraf etmeliyim. Bir zebaniyi koca olarak gösterebiliyorsun.
Erkek: Yağmur her şeyi güzelleştiriyor. Çiçekler açıyor, çimenler büyüyor. Madem yağmur her şeyi güzelleştiriyor neden senin üzerine yağmıyor?
Kadın: "EŞ" kelimesinin anlamını biliyor musun?
Erkek: Evlendikten sonra anladım. Kendine "eşek" diyemeyen erkeklerin rumuz olarak kullandıkları bir kelimedir.
Kadın: Hayır sevgilim, bir 'E'şekle yaşayıp 'Ş'ikayetmeyen kadın demektir.
Kadın: Keşke bir gazete olsaydım da beni elinden bütün gün düşürmeseydin.
Erkek: Keşke bir gazete olsaydın. Her gün bir yenisini alırdım.
Doktor: Kocanızın dinlenmeye ve sükunete ihtiyacı var. Onun için uyku hapı yazıyorum.
Kadın: Onları ne zaman kocama vermeliyim?
Doktor: Hayır onlar sizin için!
Kadın: Senin ne kadar ahmak olduğunu anlamak için evlenmişim anlaşılan.
Erkek: Sana evlenme teklif ettiğim an anlamalıydın!
Kadın: Everest Dağı'na çıksam ne yapardın?
Erkek: Başarını herkes görsün diye hep tepede kalmanı sağlardım.
Eş aramak zor iş
Çin atasözlerinde kadın-erkek ilişkileri şöyle tanımlanmıştır:
"Koca define gibidir, bulmak çok büyük şanstır. Ama bir an evvel gömmek gerekir!.."
"Eş aramak zor iştir; asıl zorluk bulduktan sonradır."
Bir de bizden
Temel'e sormuşlar:
-Kaç senelik evlisin?
-40 senelik.
-Evlilik durumunuz nasıl?
-İlişkimiz yok, artık elektrik alamayrum.
-Peki ne yapıyorsun?
-Kaçak elektrik kullanayrum.
Hayattan ve hayat arkadaşlarınızdan her daim zevk almanız dileğiyle iyi pazarlar.