The Independent’ın Ortadoğu muhabiri Patrick Cockburn, IŞİD’in yılbaşı gecesi İstanbul Ortaköy’de bir gece kulübüne yönelik gerçekleştirdiği ve 39 kişinin yaşamını yitirdiği saldırının ardından bir yazı kaleme aldı.

Gazete Karınca'nın haberine göre, Reina saldırısı ile İslamcıların desteğinin hedeflendiğini ifade eden Cockburn, “Gece kulübüne saldırının başka bir boyutu daha var: saldırıyla gerici İslamcıların sempatisi ve desteği hedeflendi. Selefi inanış Türkiye’de yayılıyor ve bu, son birkaç yıldır, IŞİD’in hücreleri için verimli bir zemin sağlıyor” ifadelerini kullandı.
 
Yazısında Türkiye’nin Suriye politikasına değerlendiren Cockburn, Türkiye’nin Suriye’de ‘kesin zaferle çıkamayacağı bir savaşın içine sürüklendiğini’ yazdı.
 
Selefi inanışın Türkiye’de yayıldığını savunan Cockburn, “Bu, IŞİD’in son birkaç yıldır hücreleri için verimli bir zemin sağlıyor” değerlendirmesinde bulundu.

Cockburn giderek artan şiddetin biriken etkisinin ise Türkiye toplumunu ‘gittikçe artan korku iklimi içinde kutuplaşmış ve istikrarsız yaşamaya razı ettiğini’ söyledi.
 
Gazete Karınca’dan Lokman Sazan’ın çevirdiği Patrick Cockburn’un yazısından bazı bölümler şöyle:
 
‘HÜKÜMET SALDIRILARI NASIL ENGELLEYECEĞİNİ BİLMİYOR’
 
İstanbul’daki bir gece kulübünde 39 sivilin IŞİD tarafından öldürülmesi Türkiye’de son haftalarda gerçekleşen katliamların sonuncusu. Saldırıların failleri farklı olabilir fakat toplu vahşetin biriken etkisi Türkleri gittikçe artan korku iklimi içinde ve istikrarsız yaşamaya razı ediyor. Aynı zamanda açıkça görülüyor ki Türk hükümeti bu saldırıları nasıl engelleyeceğini bilmiyor.
 
Türk hükümeti IŞİD’i ortadan kaldırmak için ne yaparsa yapsın bu acımasız vahşetin devam etmesi muhtemel. IŞİD, Reina gece kulübünde ve havalimanındaki saldırılarda olduğu gibi Türkiye’de iyi yer edinmiş yerel militanlarını kullanabilir ya da dışarıdan katillerini getirebilir.
 
Fransa, Belçika ya da Almanya’da olduğu gibi ölmeye hazır olan katillerin sıradan sivilleri hedef almasını engellemek imkansız. Saldırıların başarıya ulaşması “güvenlik kusuru” olarak söylense de pratikte hiçbir güvenlik, emniyeti sağlayamaz.
 
Türkiye’de ‘terörizmi’ Avrupa’dan ve Ortadoğu’dan farklı kılan şey ölü sayısından ziyade, saldırıyı icra edenlerin çeşitliliğidir. Üç hafta önce İstanbul’da bir futbol stadyumunun dışında çoğu polis 44 kişinin öldürülmesi TAK tarafından üstlenildi. Erdoğan, 15 Temmuz başarısız darbe girişiminden sorumlu tutulan Fettullah Gülen destekçilerinin 19 Aralık’ta Rusya’nın Türkiye büyükelçisine Ankara’daki suikastı yapmakla suçladı.
 
‘TÜRKİYE’DE SELEFİ İNANÇ YAYILIYOR, BU DA IŞİD İÇİN ZEMİN HAZIRLIYOR’
 
Türkiye içinde ve dışında binlerce üyeye sahip bu güçlü grupların hiçbiri kısa sürede devre dışı kalmayacak. Ankara’daki hükümet, bu grupların izlerini takip edip ‘inlerine kadar gireceğiz’ gibi alışıldık sözler kullanıyor. 2011’den sonraki Suriye iç savaşına Erdoğan’ın sağlıklı düşünülmemiş müdahalesi IŞİD ve PKK’nin Irak ve Suriye’de fiili olarak bir devlet oluşturmasına neden oldu.
 
Bir zamanlar Türkiye’yi transit bir nokta ve barınak olarak kullanan IŞİD, şimdilerde ülkeyi düşman ilan ederek ölçülü saldırılarıyla maksimum bölünmeye neden oluyor. Son iki yıldır Türklerin saldırılara yönelik tepkisinin çarpıcı özelliği ulusal dayanışmaya yol açmayıp, aksine terörizmin gelişmesinin durumunu yaratma tartışmalarında Erdoğan yanlısı ve karşıtlarının birbirlerini suçlamasıyla devam ediyor.
 
Gece kulübüne saldırının başka bir boyutu daha var: saldırıyla gerici İslamcıların sempatisi ve desteği hedeflendi. Selefi inanış Türkiye’de yayılıyor ve bu, son birkaç yıldır, IŞİD’in hücreleri için verimli bir zemin sağlıyor.
 
‘KAZANMANIN MÜMKÜN OLMADIĞI SAVAŞ’
 
Erdoğan, Kuzey Suriye’nin içine doğru ilerleyerek IŞİD ve Suriye Kürtlerini ezmekle tehdit ediyor. Türk kuvvetleri Halep’in kuzey doğusundaki IŞİD’in kalesi El Bab’a çok yakın fakat sert bir direnişle karşı karşıya ve çok önemli kayıplar yaşıyor. Erdoğan’ın bütün sert konuşmaları Türk ordusunun ve yerel müttefiklerinin çok az dostunun ve çok tehlikeli düşmanlarının olduğu Suriye’de başarı elde etme umudu üzerine değil  aksine kazanmanın mümkün olmadığı bir savaşın içine çekiliyorlar.