Partiler

Abone Ol

Biri çoğunluğu temsil etmesi ve hükümeti kurmuş olması nedeniyle egemen parti konumundadır. Her dediğini ve istediğini yaptırabilmektedir. Üç muhalefet partisinin ikisi etnik milliyetçidir. Her biri etnik bir grubun temsilciliğini yaptığı için ülkenin birliğine ve istikrarına katkıda bulunmaları zordur. Uzlaşarak soy mensubiyetinin üzerinde hukuki ve siyasi birlik olarak bir ulus tanımında anlaşabilseler ülke çok rahatlayacak ve büyük "demokratik hamle"nin önü açılacaktır. Geriye ana muhalefet partisi kalıyor. Bu partinin iki sorunu var: 1) Hangi kesimlere dayanıyor ve bu kesimlerle ilintisini hangi dünya görüşü üzerinden sürdürüyor çok net değil. 2) Savunduğu dünya görüşünü hangi pratik programlarla uygulamaya koymayı teklif ediyor açık değil.
Bu parti kendisine "devrimci" diyor ama toplumdan çok devleti önceliyor. Devlet devrim yapmaz. Sadece mevcut durumu korur ve kontrollü bir biçimde değişimi yönetir. İkincisi kendisine "sosyal demokrat" diyor ama çalışan kesimlerle -özellikle işçi sınıfı ve örgütleriyle- organik bağlantı halinde değil. Sosyalist Enternasyonal üyesi ama tarihi boyunca sosyalizmi bastırmış. 1982 Anayasası'nın kimi maddelerini değiştirmeyi amaçlayan referanduma karşı çıkmış.
Ya iktidar partisi? Çıraklık, kalfalık dönemlerini ilk iki seçim döneminde tamamladığını, şimdi ustalık döneminde olduğunu iddia ediyor. Demek ki "öğrenen" bir partidir. İktidarı süresinde ülkenin sorunlarını öğrenmek ve onlara makul çözümler üretmek konusunda ikna edici olmuş ki üçüncü kere ve oy oranını artırarak seçim kazanmıştır. Ama ustalığından o kadar emindir ki "bırakın işleri bildiğim gibi yapayım" diyor. Kararlarını kapalı devre alıyor.

Vasi gitti, ya vesayet?

Hiçbir parti kara gözü ve kaşı için seçim kazanmaz. Halkın beklentilerine yanıt verdiği veya vereceği için desteklenir. AK Parti'den beklenen üç şey vardı. İlki, bürokratik vesayeti kırıp demokrasinin gelişmesini sağlamak. İkincisi, refahı artırmak ve nispeten daha adil bölüştürmek. Üçüncüsü, "Kürt sorunu"nu çözmek. Bunları ne oranda gerçekleştirdi?
Bürokratik vesayet kırıldı. Bürokrasinin silahlı kanadının siyasete ağırlığını koyması büyük ölçüde engellendi. Ne var ki devletin toplum üzerindeki egemenliğini (vesayetini) sürdüren tüm kurum ve kurallar (hukuk) aynen duruyor. Vasinin değişmesi arızi bir durumdur. Kurumlar ve hukuku durduğu sürece toplum, devlet aygıtını ele geçiren bir gücün/partinin vesayetinden kurtulamaz.
Bu söylenenlere iki örnek vereyim. Hâlâ askeri yargı sistemi devam etmekte ve askerlerin maaşları gizli tutulmaktadır. Uludere faciasına ilişkin tatmin edici bir açıklama hükümetçe hâlâ yapılmış değildir. Oysa demokrasinin esası hesap vermektir. Çünkü kullanılan güç ve yetki toplumun hükümete veya yöneticilere delege ettiği otoritedir. Kendinden menkul değildir.

Anayasa'dan önce

İkinci örnek partilerin yapısıdır. Demokrasinin "asli unsuru" denen siyasal partiler kendi içlerinde birer dukalıktır. Parti başkanını değiştirmek imkânsıza yakındır. Parti içinde fikirlerin dolaşımı ve rekabet sıfıra yakındır. Bu otoriter yapılarıyla partiler hangi demokrasinin öncülüğünü yapacaklardır?
Kürt sorunu Kürtler'i sisteme kazanmadan çözülemez. Oysa uygulanan yöntem söylemde farklı olmasına rağmen asayiş mantığı devam etmektedir.
Ama asıl sorun desteklediği partiler ve oluşturduğu sivil örgütlerle 'usta'ya nasıl bir toplum inşa etmesi gerektiğinin planını sunmayıp, işleri ona yıkmış olan toplumsal edilginlik ve kolaycılıktır. Bu da 'usta'ya sınırsız bir serbesti ve denetimsiz bir uygulama alanı bırakmaktadır. İşe başlanacaksa Anayasa'dan değil otoriter uygulamaları ve keyfiliği kolaylaştıran Seçim, Siyasal Partiler, Ceza ve Terörle Mücadele yasalarını tez elden değiştirmektir. Anayasa yapımı bundan sonra daha özgür ve katılmacı bir ortamda gerçekleştirilmelidir.
{ "vars": { "account": "UA-51532466-3" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }