Özgürlükçü anayasa

Abone Ol

Başbakan’ın cebinden çıkardığı konuları çaresizce tartışıyoruz. Canı istiyor diye bütün bir memleket dev bir jinekoloji konferansının katılımcıları gibi sezaryen ve kürtaj meselesini konuşuyor. Her an yeni bir sürprizle karşılaşabileceğimiz hissine iyice alışmamız gerekiyor. Bu dönemde anayasa hazırlıklarının gündemden düşmemesi gerek. ‘Özgürlükçü Anayasa Platformu’nun bu hafta duyurduğu açıklama bu sebeple önemli: 

Neden?
“Başkanlık sistemi gibi, rejimin ne olduğunu belirleyecek bir tartışma sonuçlandırılmadan yeni anayasa yazımına başlanması, anayasa hazırlık sürecinin sağlıklı yürümeyeceğini göstermektedir.
Başkanlık sistemini savunanlar, temel önemde düzenlemeleri jet hızıyla yasalaştırmakta, buna karşı yapılan muhalefeti vakit kaybı olarak değerlendirmekte, özerk kurumları yürütmeye bağlı hale getirmekte ve idarenin yargısal denetimini zayıflatacak adımlar atmaktadırlar. Hızla kuvvetler birliğine sürüklendiğimiz bir noktada, başkanlık sistemi niye arzu edilmektedir? 

Başkanlık tezini ciddiye almak imkânsız
Bu ortamda parlamenter sistemde yeterli denetim mekanizmaları olmadığı için başkanlık sisteminin tercih edilmesi gerektiği tezinin ciddiye alınmasına imkân yoktur.
Bugün yaşadığımız iktidar yoğunlaşmasının nedeni parlamenter sistem değil; bir yandan 12 Eylül’ün getirdiği anti-demokratik siyasal partiler düzeni, öte yandan 12 Eylül 1980’den beri parça parça yapılan değişikliklerle sistemin her gün biraz daha başkanlık sistemine yaklaştırılmasıdır. (…) Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi ile ilgili 2007 değişikliği ve asıl olarak yargının yeniden yapılandırılmasıyla ilgili 2010 değişikliği sonrasında da cumhurbaşkanlığının sistem içerisindeki ağırlığı arttırılmıştır. Başkanlık sistemi, üstelik 12 Eylül ile hesaplaşmanın gündeme getirildiği bir dönemde, 12 Eylül’ün getirdiği iktidar yoğunlaşmasını daha da ileri götürecektir.(…)
İfade ve örgütlenme özgürlüğü alanındaki ihlallerin arttığı, şiddet içermeyen protesto eylemlerinin dahi suç sayıldığı bir ortamda, Başkanlık sisteminin temel hak ve özgürlükleri güvence altına alacağı iddiasıyla sihirli bir değnek gibi sunulmaya çalışılması iyi niyetli bir çaba olarak görülemez.
Toplumsal bir dönüşüm sağlayacak yeni bir anayasa yapma konusundaki dünya deneyimleri, köklü siyasi reformlarla başlayacak tam bir özgürlük ortamına ihtiyaç olduğunu göstermektedir. Türkiye’de tam tersi bir süreç yaşanırken yeni anayasanın otomatikman özgürlükçü olacağına inanılmasının beklenmesi kaygı vericidir. (…) 

3 acil adım
Özgürlükçü bir anayasa yapmanın koşullarının her gün biraz daha ortadan kalktığı bu siyasal iklimde, Türkiye’nin yeni anayasa konusundaki heyecanının ve birikiminin bir de başkanlık sistemi hevesi ile heba edilmesi tehlikesi belirmiştir. Halbuki içinde bulunduğumuz bu ortamda yapılması gereken, parlamenter sistemin düzgün biçimde işlemesini sağlayacak adımların atılması ve anayasa tartışmasının özgürce yürütüleceği koşulların yaratılmasıdır. Bunun için: 

1- Öncelikle ifade ve örgütlenme özgürlüğü önündeki engeller kaldırılmalı, genel siyasi af çıkarılmalı, gerçek ve özgür bir tartışma ortamı yaratılmalıdır. 

2- Temel hak ve özgürlükler, hukukun üstünlüğü, devletin bütün inançlara eşit mesafede durması, vicdan özgürlüğünü tanıması gibi demokrasiyi devamlı ve çoğulcu kılan temel ilkeler tartışma ve pazarlık konusu olmaktan çıkarılmalıdır. 

3- Yerinden yönetim, başkanlık sistemi tartışmasından bağımsız şekilde, demokrasinin bir gereği olarak kabul edilmelidir.
Başta iktidar partisi olmak üzere ilgili tüm siyasi partileri ve anayasayla ilgilenen çevreleri ülkenin anayasal ufkunun açılması için öncelikle bu temel alanlarda bir mutabakat zemini oluşturmaya davet ediyoruz.”

{ "vars": { "account": "UA-51532466-3" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }